guldalicoskun @ hotmail.com

Eğitim sistemi kötü, iyi sonuç elde edilemiyor, diyoruz. Biraz da meseleyi trafik kazalarındaki gibi, trafik canavarına yüklüyormuşuz gibi geliyor. Sistem mükemmel dahi olsa, onu uygulayacak olan insandır nihayetinde. Giderseniz dünyada en iyiye yakın modellerden üç beş tanesini alır, her birinin eksik görünen yanını diğeriyle ikame eder ve ortaya kusursuza yakın bir model çıkarabilirsiniz.

Öyleyse, geriye kalan insan faktörü oluyor. Öğretmenlik mesleği, önemli bir meslek ve sadece alınan puan türü olmamalı tercih nedeni. Bu işe aday insanların, çok temel olan ve tüm ortak aklın uzlaştığı, diğer tabiriyle evrensel bir takım değerleri taşıyor olması elzemdir. İşini iyi yapmak ve bunun için çaba göstermek bazı etik kurallar sayesinde olur. Eğitim fakültelerinde bu kuralların verildiği muhakkak ancak bunları uygulamak için de bir robottan daha fazlası gerekiyor.

Yani iş dönüyor dolaşıyor, ilk çağlardan beri çeşitli filozofların da anlamaya-anlatmaya çalıştığı erdem-ahlâk gibi keskin çizgilerle sunulamayacak bir konuya. Ahlâk, deyince aklıma ilk gelen Platon ve onun anlayışı oluyor. Belki de en sade ve en insancıl tarifi yapmasındandır.

Çok basite indirgiyor ve mutluluğun ahlâkla ve bunu sağlamanın yolunu da, iyi olma, iyiye ulaşma çabası diye izah ediyor. Devlet ahlakından ise söz ederken adaletli olmanın da yine mutluluğu getireceğini söylüyor. Hele erdemi “ruhun düzeni” diye tanımlıyor ki, anladığım sağlıklı ve ne istediğini bilen, kendisiyle yabancılaşmamış, iç sesinin uyarılarına sağırlaşmayan ve hani yanlış yaptığımızda ince kesikler gibi tuhaf bir sızının can yakıcı hissinden oluşan otomatik bir düzen.

İşte bu düzeni kaybeden insanın erdemli-ahlaklı davranması zorlaşabilir; ancak yaşamın temeline acıdan sakınmayı ve mutlu olmayı koyan Epikurosculuk da “komşun farkına vardığında utanacağın bir şey yapma” diyerek bir ölçü getirdiği, mutlu olmak için erdemli olmanın basit bir sınırını çizerken, bunun komşu görmediği sürece istediğimi yaparım gibi bir sınıra çekilmesi de muhtemeldir.

Derken; dinler bu noktada devreye giriyor ve tek tanrılı veya çok tanrılı olsun, bir otorite ile ahlakın sınırını çiziyor. İlerleyen zamanlar ve değişime uğrayan dinler, farklı inanç ve toplumlar kendi ahlâk kurallarını oluşturuyor.

Pozitif bilimler gibi anlatabilmek ve formüle etmek mümkün değil. Felsefe dahi bu konuda yeterince açıklayıcı olamıyor. Bilgisi olanın erdemli olacağını söyler filozoflar. Evet de bilgi nedir ya da hangi bilgi? Atomu parçalarına ayıran bilgi, ışık hızını hesaplayan bilgi, tıp, geometri, matematik, dil ve dahi tarih; bunların tümü sonradan öğrenilen, öğretilebilinen bir bilgi.

Evet, eğitimden, sistemden ve öğretmenden bahsederken ahlâk-erdem gibi, sosyal ilişkilerde düzenin inşasında yazılı kurallardan daha fazla yer tutan bu kavramları yok saymak mümkün değil.

Buradaki ahlak, asgari temel “iyiyi” ifade etmek amaçlı, yoksa önyargınıza binaen, ahlakçılık gibi bir derdim yok ve notunu verirken kılı kırk yaran, dersi öğretemediğinde maaşından vazgeçebilen, bilinçaltında veya üstünde ayrımcılığın hiçbir çeşidini barındırmayan, okulun akan musluğundan sorumluluk duyup, rahatsız olan (bir çok okulda karşılaştığım bozuk musluklardan dolayı) “komşusu görmese de” yaptığı hatalara karşı, kendisinin gözlerini bağlamayan ve bütün bunları da mühim bir iş yapıyormuş havasında sunmayan öğretmenlerle ancak, Platon’un ideal ‘mutlu toplumuna’ doğru bir yol alınabilir.

Toplumdan topluma değişse de, ortak noktaların çok daha fazla olduğu, evrensel bir ahlaka ulaşmak hiç de zor olmaz. İslam özelinde değinecek olursak, kul hakkı gibi bir terim var ki, tek başına çok şeyi tanımlayabilir. Tabii  maalesef, çoğu kez maddi haklar olarak anlaşıldığından, bağlamından kopmuş olduğu için ahlâkın İslam coğrafyasında da iyi durumda olduğu söylenemez. Pek ala, ötekileştirilir, yalan söylenir, maddi-manevi hak gaspı yapılır ve bunların tümüne de kılıf bulunabilir.

Ahlâk-erdem gibi kavramlar nedir ve nasıl verilir, içselleştirilip de örneğin beyaz kâğıdın ahlâk, bilginin ona yazılan yazı olduğu gibi bir teşbihle, hayata-çocuklara nasıl aktarılabilir. Ölçü, sınır ne. Sistemin merkezine insanı, insanın içine irfanı (kendini bilmeyi), irfanın yanına bilgiyi koyabilecek öğretmenlerle çözülebilecek bir yaradır, eğitimdeki arızalar. İşte kafa yorulması gereken de; nasıl, nasıl, nasıl?

guldalicoskun@hotmail.com