Sık sık acıkıyor musunuz? Açlığa karşı tahammülsüz müsünüz? Karbonhidratlı gıdalara, özellikle tatlılara düşkünlüğünüz var mı? Yemekten sonra aniden uyku bastırıyor mu? Gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda yeme ihtiyacı duyuyor musunuz? Bu belirtiler size tanıdık geliyorsa, dikkat! Sorununuzun nedeni; ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen ve diyabet hastalığının ilk adımı olan ‘insülin direnci’ olabilir! 

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülinin görevi, kandaki şeker moleküllerinin hücre içine girmesini, böylece hücreler tarafından ‘yakıt’ olarak kullanılmasını sağlamak. Kısaca, hücrelerin şeker moleküllerini içeri alan kapısının ‘anahtarı’ gibi düşünebiliriz insülini. İnsülin kandaki şeker miktarına göre salgılanıyor. Örneğin salatalık yediğimizde kan şekerinde 1 birim yükselme olursa, vücut hemen 1 birim insülin salgılıyor, baklava yediğimizde kan şekeri 20 birim yükseliyorsa 20 birim insülin salgısı oluyor.  Ülkemizde her 3 kişiden birinin sorunu olan insülin direnci; vücuttaki şekeri düzenleyen insülinin görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir. 

İnsülin direnci geliştiğinde, hücreler ile kandaki şeker molekülleri arasına adeta bir duvar örülüyor. Bunun sonucunda, örneğin 10 birim şeker düzeyi artışına normalde yeterli gelecek olan 10 birim insülin, önündeki metabolik engeli bu düzeylerde aşamıyor ve kan şekerinin hücre içine girmesinde yeterli gelemiyor. Bu durumda vücut, şekeri yeterli miktarda hücre içine sokabilmek için 10 birim yerine 20 birim veya daha fazla insülin salgılamaya başlıyor.  Özellikle genetik olarak diyabet riski taşıyanlarda, yıllar içinde sürekli fazla insülin salgılayan pankreas bezinin rezervleri azalınca ve bir gün gelip önündeki duvarı aşacak kadar çok insülin salgılayamadığında ‘diyabet’ gelişiyor. 

İnsülin direncine yol açan etkenlerin başında ise genetik yatkınlık geliyor, yani ailede diyabet öyküsü olması çok önemli bir risk faktörü. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, aile öyküsüne hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, uyku düzensizliği gibi çeşitli faktörler de eşlik ettiğinde insülin direncinin geliştiğini belirterek, “Vücutta artan insülin özellikle sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, karbonhidratlı gıdalara düşkünlük, hatta bazı hastalarda gece uykudan uyanıp tatlı ya da unlu gıda tüketme gibi iştah bozukluklarına yol açıyor. Bu yeme bozuklukları zamanla kilo alımıyla ve insülin direncinin artmasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.  Peki, insülin direncini kırmak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, insülin direncinin önlenmesi ve tedavisi için 10 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! 

 

Egzersiz yapın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Hareket, hücrelerin şeker kullanımını kolaylaştıran ve daha az insülinin şeker metabolizmasının düzenlenmesinde yeterli olmasını sağlayan en önemli faktördür” diyerek, şöyle devam ediyor: “Her tür spor yapılabilir. Her gün 30 dakika veya haftada 3 kez, 50 dakikalık yürüyüş yapılabileceği gibi; yüzme, salon sporları, bisiklete binmek, hatta dans etmek bile insülin direnciyle mücadelede son derece faydalı olacaktır.”

 

Unlu gıdaları azaltın

Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, karbonhidratlı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükseltme potansiyeline, dolayısıyla insülin salgısını daha fazla uyarma yeteneğine sahip olduklarını belirterek, “Karbonhidratlı yiyecekler; kan şekeri kontrolünü zaten normalden fazla insülinle yapabilen insülin direnci hastalarında hem insülin salgısının daha da artmasına, hem kilo alımına hem de pankreas rezervinin daha hızlı tükenmesine yol açarlar” uyarısında bulunuyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, bu nedenle diyetteki karbonhidrat miktarının mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, “Rafine karbonhidratlar, yani unlu ve şekerli gıdalar yerine meyve ve sebze gibi doğal ama lifli karbonhidrat türleri tercih edilmelidir” diyor.  

 

Atıştırmalıklara dikkat! 

Yakın zamana kadar 3 ara ve 3 ana öğün olmak üzere sık sık beslenmek önerilirken, son birkaç yıldır ‘aralıklı oruç’ adı verilen ve ara öğün içermeyen beslenme şekilleri popüler oldu. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Ara öğün alması gereken bir grup hasta dışında, aralıklı oruç insülin salgısının daha az uyarılmasına yol açtığı için tercih edilebilir” diyerek,  şu önemli noktaya dikkat çekiyor: “Ancak günde 3 ana öğün yerine 2 öğün yenilmesi, arada acıkmaya ve atıştırmalara neden olabilir. İnsülin direncini artıran, kilo almayı kolaylaştıran en büyük beslenme hatası, atıştırmalardır. Bu nedenle hangi beslenme şekli seçilecekse seçilsin, sağlıklı öğünler şeklinde olmalı ve aralarda abur cubur adını verdiğimiz gıdalar en aza indirilmelidir.”

 

Meyveleri sınırlayın

Meyveler doğal ve lif içeren sağlıklı karbonhidratlar arasında yer alıyorlar. Ancak meyve şekeri de insülin salgısını çok uyarıyor ve aşırı meyve tüketimi hem kilo aldırıyor hem de insülin direncini artırıyor.   Bu nedenle bir seferde bir porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Günün farklı saatlerinde toplam 3 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. Bir porsiyon meyveyi, kabaca tabağa koyduğunuzda; 1 adet orta boy elma hacminde yer kaplayan meyve miktarı diye tanımlayabiliriz. Yani, 1 elma veya 1 portakal veya 1 armut veya 3 kayısı gibi. Meyveyi bir seferde bu miktarı aşmayacak şekilde tüketmeye özen gösterin.

 

Bal-reçel-pekmez üçlüsünü azaltın

Çok sağlıklı bir besin olan doğal balın yanı sıra reçel ve pekmez de; çok yoğun, dile değer değmez emilmeye başlayan ve kanda hızla yükselen şeker içeriyorlar. Üstelik bu besinleri genellikle sabah tüketiyoruz, yani midemiz boş iken. Dolayısıyla emilimleri daha da hızlanıyor. Aynı hızda da pankreası uyararak insülin salgısını artırıyorlar. Bu nedenle insülin direnciniz varsa, bu gıdaların tüketimini çok azaltmanız gerekiyor.  

 

Şekerli içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler, buzlu çay türevleri ve limonata gibi içecekler yoğun ve hemen kana karışan şeker içeriyorlar. Bu nedenle insülin salgısını da hızla ve güçlü bir şekilde uyarıyorlar.

 

Meyve suyu yerine meyve tüketin 

Bir bardak meyve suyunda 3-4 porsiyon meyvenin şekeri posasından ayrılmış halde yer alıyor. Dr. Özlem Sezgin Meriçliler, “Taze sıkılmış olsa bile bir bardak meyve suyu hem bir seferde ‘en fazla bir porsiyon yemeliyiz’  dediğimiz meyvelerin ortalama 3-4 porsiyonu kadar şeker içeriyor, hem de bu meyvenin şekeri posasız olduğu için çok hızla emilerek insülin salgısını çok hızlı artırıyor” diyor. Meyveler posasıyla yenildiğinde ise posa şeker emilimini yavaşlatıyor.   Bu yüzden vitaminleri meyve suyu ile değil, meyvenin kendisini tüketerek almayı alışkanlık haline getirin.

 

Tatlıyı aç karnına yemeyin! 

Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar midemiz boş iken yenildiklerinde içerdikleri şeker hızla emiliyor ve kan şekerini daha hızlı yükseltiyorlar. Bir o kadar hızda da insülin salgısını uyarıyorlar. Bu tür gıdaları mümkün olduğunca az yemeyi ve asla aç karnına tüketmemeyi kural olarak benimsemelisiniz. 

 

Bu besinler öğünlerinizden eksik olmasın 

Süt ve süt ürünleri (yoğurt, ayran, kefir ve peynir) yeşil sebzeler ve salatalar, karbonhidrat ile şeker içeren gıdalarla aynı anda yenildikleri zaman şeker emilimini yavaşlatıyorlar. Bu nedenle meyvenin yanında yoğurt, simidin yanında ayran veya peynir, patatesin yanında yoğurt ve yeşil salata tüketmeniz, bu besinlerin şeker emilim hızını dengeleyerek insülin salgısının daha az uyarılmasını sağlayacaktır.  

 

Uykunuza dikkat edin

Uyku bozukluklarının genetik olarak diyabet riski taşımayan kişilerde dahi insülin direncini tetikleyebileceği, hatta diyabet gelişimine yol açabileceği artık biliniyor. Özellikle gece uykusu bu süreçte çok önem taşıyor ve gündüz uyumak gece uykusunun yerini tutamıyor. 24:00-08:00 saatleri arasında düzenli uyku alışkanlığı edinmek, insülin direncine karşı önemli bir rol üstleniyor. 

Hibya Haber Ajansı