<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SİVİL DÜŞÜNCE</title>
	<atom:link href="http://www.sivildusunce.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sivildusunce.com</link>
	<description>Farklıyız, bir aradayız çünkü insanız</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 16:15:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>PKK RÜTBELİ ÖLDÜRMEZ ER ÖLDÜRÜR</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/pkk-rutbeli-oldurmez-er-oldurur/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/pkk-rutbeli-oldurmez-er-oldurur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 16:12:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9858</guid>
		<description><![CDATA[30 yıllık savaş sürecinde rutinleşen bir gerçek varki oda PKK nin rütbeli değil er öldürdüğüdür. Bugüne kadar çatışmalarda öldürülen rütbelilerin ölümleri  hep şaibeli olmuş, yıllarca tartışılmıştır. Çatışmalarda ölen rütbelilerin hep savaş karşıtı olmalarıda düşündürücüdür. Olaya bu açıdan bakınca Hatayda bir [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>30 yıllık savaş sürecinde rutinleşen bir gerçek varki oda PKK nin rütbeli değil er öldürdüğüdür. Bugüne kadar çatışmalarda öldürülen rütbelilerin ölümleri  hep şaibeli olmuş, yıllarca tartışılmıştır. Çatışmalarda ölen rütbelilerin hep savaş karşıtı olmalarıda düşündürücüdür. Olaya bu açıdan bakınca Hatayda bir binbaşının , üsteğmenin ve teğmenin ölümüde çok konuşulacak gibi görünüyor.</strong></p>
<p><strong> Şehitlerin kimlikleri belli oldu</strong></p>
<p>Hatay Valiliği, Dörtyol ilçesindeki terör örgütü mensuplarına yönelik operasyonda şehit olan güvenlik görevlilerinin Hatay İl Jandarma Komutanlığı&#8217;nda görevli Jandarma Binbaşı Erhan Dikmen, Jandarma Üteğmen. Aytaç Kaya ve Jandarma Teğmen. Ahmet Tarım olduğunu bildirdi.</p>
<p>Hatay Valiliği&#8217;nden yapılan açıklamada, &#8220;17.05.2012 Perşembe günü saat 07.45 sıralarında, Hatay İl Jandarma Komutanlığınca Dörtyol ilçesi Amanoslar kırsalında icra edilen planlı operasyon faaliyeti esnasında, bölücü terör örgütü mensuplarının ormanlık bölgede açtıkları ateş sonucunda Hatay İl Jandarma Komutanlığında görevli J. Bnb. Erhan Dikmen, J. Ütğm. Aytaç Kaya ve J. Tğm. Ahmet Tarım şehit olmuştur. Bölgede teröristlerin yakalanması ve etkisiz hale getirilmesi amacıyla başlatılan geniş çaplı operasyon devam etmekte olup, olayla ilgili soruşturma yetkili merciler tarafından yürütülmektedir. Şehitlerimize Allah&#8217;tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize sabır ve başsağlığı dileriz.&#8221; denildi.</p>
<p><strong>Şehit askerlerin cenazeleri Antakya&#8217;ya götürüldü</strong></p>
<p>Hatay&#8217;ın Dörtyol ilçesinde şehit olan 3 askerin cenazesi, hastaneden alınarak Antakya&#8217;ya götürüldü.</p>
<p>Vatandaşlar ve şehit yakınları, cenazelerin bulunduğu Dörtyol Devlet Hastanesi önünde toplandı. Vatandaşlar, şehitlerin cenazelerinin hastaneden çıkarıldığı sırada tekbir getirip, terör örgütü aleyhine slogan attı.</p>
<p>Provokatörlere karşı polis, ilçe genelinde geniş güvenlik önlemleri aldı. Hastane çevresinde çevik kuvvet ekipleri, özel harekat, sivil ve resmi polisler hazır bekletildi. Şehitler Jandarma Binbaşı Erhan Dikmen, Jandarma Üsteğmen Aytaç Kaya ve Jandarma Teğmen Ahmet Tarım&#8217;ın al bayrağa sarılı cenazeleri ambulansla Antakya Devlet Hastanesi morguna gönderildi.</p>
<p>Şehitler için yarın saat 10.30&#8242;da Hatay İl Jandarma Komutanlığı&#8217;nda bir tören düzenlenecek. Şehit cenazeleri törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine uğurlanacak.</p>
<p><strong>Şehit yakınları hastaneye geldi</strong></p>
<p>Hatay&#8217;ın Dörtyol ilçesinde terör örgütü üyeleri ile girdiği çatışmada şehit olan 3 askerin yakınları Dörtyol Devlet Hastanesi&#8217;ne geldi. Provokasyon ihtimaline karşı polis, hastane çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı.</p>
<p>Hastaneye gelen Hatay Valisi Celalettin Lekesiz, Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç ve askeri yetkililer ile bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı. Hastane çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtsız bırakan Vali Lekesiz, açıklamanın daha sonra yapılacağını söyledi.</p>
<p>Şehit haberini alan Dörtyollular hastane önünde beklemeye başladı. Provokasyon ihtimaline karşı polis hastane çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fpkk-rutbeli-oldurmez-er-oldurur%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/pkk-rutbeli-oldurmez-er-oldurur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uludere’de komplo mu konuşulmalı, Kürt sorununun nasıl çözüleceği mi?</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/uluderede-komplo-mu-konusulmali-kurt-sorununun-nasil-cozulecegi-mi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/uluderede-komplo-mu-konusulmali-kurt-sorununun-nasil-cozulecegi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 13:10:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Faruk Gergerlioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9855</guid>
		<description><![CDATA[Üzerinde istenildiği  kadar tartışma yapılırsa yapılsın Uludere  katliamı   kolay kolay çözülemeyeceğe benziyor. Uludere’de 34  kişinin  can  verdiği  katliam  kurumlar, partiler, hatta  devletler arası tartışma konusu oluyor. Ortada acı bir gerçek duruyor. 34  kişi  parçalanarak öldürüldü  ve  anaların  acısı yanlarına kaldı. Olay sonrası hükümetin  ilk açıklamalarındaki   soğuk üslup pek değişmedi. Olay unutulmaya yüz tutmuşken  Wall Street Journal gazetesindeki  bir haber  olayı  tekrar kamuoyu [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerinde istenildiği  kadar tartışma yapılırsa yapılsın Uludere  katliamı   kolay kolay çözülemeyeceğe benziyor. Uludere’de 34  kişinin  can  verdiği  katliam  kurumlar, partiler, hatta  devletler arası tartışma konusu oluyor. Ortada acı bir gerçek duruyor. 34  kişi  parçalanarak öldürüldü  ve  anaların  acısı yanlarına kaldı. Olay sonrası hükümetin  ilk açıklamalarındaki   soğuk üslup pek değişmedi. Olay unutulmaya yüz tutmuşken  Wall Street Journal gazetesindeki  bir haber  olayı  tekrar kamuoyu gündemine  getirdi.</p>
<p>Her kafadan bir ses çıkıyor. Amerikalıların yanlış yönlendirdiğinden tutun   sivil oldukları anlaşıldığı halde bilerek vurulduğuna kadar  geniş bir yelpazade olay değerlendiriliyor. Önemli olan  konunun tekrar gündeme gelmesidir. “Ulusalcıların işine gelir, hükümet yıpranır” diyerek  olayı sümen altı etmeye çalışırsanız olmaz, gerçek balçığın altından sırıtıverir.</p>
<p>Bu katliamı  Kürt  sorununun  ne kadar da çözülmesi gereken bir sorun olması üzerinden okumaya çalışırsanız doğru yola girmeye başlarsınız. Komplo teorileri, askerlerin Amerika’nın   derin güçleri vb. gibi tartışmalar  olayın görünmesi gereken yüzünün  kaybedilmesi anlamına gelir. Ortada  çözümsüz bırakılan,  yanlış çözümler denenen  bir  meselenin son çıplak hali   34 sivil  ölüsü ve  mağdur yakınları vardır. En önemlisi  konuya duyarsız kalındığı takdirde   Kürt ve Türk halkları arasındaki güvensizliğin, kırgınlığın artması ihtimali vardır.</p>
<p>Herkes bir açıklama yapıyor, ama acı samimi bir şekilde anlaşılmıyor, hissedilmiyor. Umarım  bu konunun  tartışılması  ve  nihayet  gerçek  faillerinin bulunması  ile  konu çözüme bağlanır. En tehlikelisi nisyana terk etmek, gündemden düşürmektir. Bölgeyi ziyaret edenler çok derin bir acı ve gönül kırıklığı olduğunu görmekte ve soğuk diplomatik üslupların  yaraya tuz ekmek anlamına geldiğini belirtmektedir.</p>
<p>Velev ki bu olay  derin güçlerin  hükümeti tuzağa düşürmek istediği bir olay olsun. Komplocuların işine  yarar  diyerek  hak  ve  hakikat araştırmasını ve duyarlılığını kaybedersek pusulayı şaşırmış oluruz. Başbakanlığa  Roboski mağdurlarının temsili tabutunu  taşıtmamış  olabilirsiniz  ancak  gelişmeler  sizi yine bu konuyu izaha zorlar. Hükümet kim ne derse desin,  kime dokunursa dokunsun olayın üzerine cesaretle gitmelidir. Devlet  koruma refleksinden kurtulmalıdır.</p>
<p>Teknik alet edevat, heronlar, ihalar,  predator alım ihaleleri  vb. tartışmalarını  geçiniz. Anayasada  Türklüğün dayatılmasını  ortadan  kaldırabilecek misiniz? Ana dilde eğitim hakkını  teslim edebilecek misiniz? Komplekssiz bir şekilde Allah’ın yarattığı tüm ırkların haklarının teslimi konusunda sadece ve sadece hakkaniyeti esas alacak mısınız? Bunları yapmadığınız takdirde  “zaten Amerikan gazetesi de ulusalcı  Neo-con’cu  bir gazete, vay hainler içeride ve dışarıda  bir  olmuşlar”  edebiyatı yapmaktan başka bir şey yapmazsınız.</p>
<p>Hükümet olarak hala özür  dilemediyseniz,  konu  hakkında komplo  teorileri vb. açıklamalar yapmaya yanaşmayınız.  Ortadoğunun  bu  kadim  halkları  arasındaki dostluk,  büyük  devlet  menfaatleri  ve  iktidardan çok daha önemlidir. Meclis insan hakları komisyonu başkanına da buradan bir hatırlatma yapalım. Siz Ak Parti milletvekili olarak değil  meclis insan hakları komisyonu sıfatınızla konuşmayı önceleyiniz. Siyasi birliktelikler olan partilerin oluşturduğu bir mekanda çok erdemli bir konu için , sorunların insan hakları açısından görünmesi, tespiti ve çözümü için oluşturulmuş bir komisyonun başkanısınız. Pragmatik duruşlar , partinizi kollayan duruşlar yapmamaya özen gösteriniz. .Komisyonun adı size hep rehberlik yapsın. Parçalanmış çocuk cesetleri,  ziyaret edip gördüğünüz gözyaşları dinmemiş analar gözünüzün önünden ayrılmasın.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fuluderede-komplo-mu-konusulmali-kurt-sorununun-nasil-cozulecegi-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/uluderede-komplo-mu-konusulmali-kurt-sorununun-nasil-cozulecegi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öznesiz barış,muhalefetsiz demokrasi</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/oznesiz-barismuhalefetsiz-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/oznesiz-barismuhalefetsiz-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 08:49:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Bilgen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9852</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye demokratikleşme ve barış arayışının iç içe geçtiği bir anayasa arayışı içinde. İlginç olan ise bu arayışın neredeyse tek taraflı biçimde devlet eliyle yönetiliyor olması. Toplumsal örgütlü güçlerin ödediği ağır bedele rağmen bırakın süreci yönlendirmeyi, etkin biçimde müdahil olmayı bile [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye demokratikleşme ve barış arayışının iç içe geçtiği bir anayasa arayışı içinde. İlginç olan ise bu arayışın neredeyse tek taraflı biçimde devlet eliyle yönetiliyor olması. Toplumsal örgütlü güçlerin ödediği ağır bedele rağmen bırakın süreci yönlendirmeyi, etkin biçimde müdahil olmayı bile başaramadıkları bir atmosfer içindeyiz.</p>
<p>Anayasa hazırlık sürecinde eposta yolu ile yada bizzat meclis hazırlık komisyonunu ziyaret ederek önerileri iletme dışında bir “katılım” mekanizmasından söz etmek mümkün değil.</p>
<p>Bu tabloyu, sadece iktidar eleştirisi ile geçiştirmek de mümkün elbette. Ancak asıl cevaplanması gereken soru, toplumsal dinamiklerin neden bu kadar edilgen , özgüvensiz ve zayıf durumda bulunduklarıdır.</p>
<p>Şüphesiz bu tabloyu tek nedene indirgeyerek izah etmek doğru olmaz. Ama bizim sorun analizinden öte, çözüm için “nereden başlamalı” eksenindeki arayışımız, daha çok özeleştiri yapmayı zorunlu kılıyor.</p>
<p>Toplumsal dinamiklerin demokrasi  ve  barış mücadelesinde sadece talep eden pozisyonunda kalması, dahası bu tavrının arkasına ciddi bir toplum desteği alamıyor olmasının asıl sorumluluğunu nerede aramalıyız ?</p>
<p>Bu günkünden çok daha baskıcı ve ağır şartlarda ciddi toplumsal destek bulan hareketlerin bugün bir tabela örgütüne dönüşmüş olmasının sebebini “genel gidişat” gibi faili meçhul izahlarla geçiştirmek yerine, bu yapıların zihin dünyasından, diline, örgütlenme modeline kadar her şeyini yeniden ele almak durumundayız. Karalamadan, kadirbilmez tutum içine girmeden ama acımasızca yapılacak bir eleştiri dışında yapılacak bir şey kalmamış gözüküyor.</p>
<p>Yeni dinamiklerin sahaya çıkmasını engellemekle kalmayıp, eski tartışmalara kilitlenerek gündemi de bloke eden bu yapılanmalar ya kendini yenilemeyi başaracak, yada toplumsal siyaset zemininden silinmek zorunda kalacak.</p>
<p>İş yapmaktan ziyade dedikodu üretmeye, kişisel çekişme ve rekabet duygusu ile beklenti yönetmeye odaklanmış bu tür örgütlenme alışkanlıkları aşılmadıkça ne toplumsal barışı inşa edebilecek bir aktör, nede demokratikleşmeyi toplum lehine yönetebilecek  güçlü bir muhalefet dinamiği gelişebilir.</p>
<p>İktidarda olmanın yozlaşma ve durağanlaşmasını muhalefetteyken yaşıyor olmak ilginç bir durumdur. Küçük iktidar alanları oluşturmaktan kaynaklandığı açıkça görülen bu çözülme, aslında muhalefet etme, toplumsal sorumluluk üstlenme niyet ve iradesinin de ortadan kalktığını göstermektedir.</p>
<p>Maddi imkansızlık, kadro azlığı, medya imkanlarından mahrumiyet gibi dış faktörlere havale ederek içinde bulunduğumuz tabloyu izah ediyor gözükme eğilimi, tipik bir örtme refleksidir.</p>
<p>Devletten istediğimiz ve beklediğimiz yüzleşmeyi kendi toplumsal örgütlerimizin yapmaktan kaçındığı bir dönemde söylediğimiz sözün inandırıcılığı olabilir mi ?</p>
<p>Ciddi bir toplumsal güveni hak edip etmediğimizi önce kendi vicdanlarımızda cevaplamak için vakit geçmek üzere.</p>
<p>İktidarın muhalefetsiz demokrasi, muhatapsız barış girişimlerini haklı olarak eleştirirken, bu gücü biraz da bizim zayıflıklarımızdan aldığını unutmayalım.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Foznesiz-barismuhalefetsiz-demokrasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/oznesiz-barismuhalefetsiz-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurucu Şahsiyet 1</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kurucu-sahsiyet-1/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kurucu-sahsiyet-1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 08:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haki Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haki Demir]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9849</guid>
		<description><![CDATA[Medeniyetin yükünü taşıyan üç çeşit “kurucu şahsiyet” var. İdrak ehli, manayı keşfetmek için… Terkip istidatları, manayı terkip etmek için… Hareket adamları, inşa faaliyetini gerçekleştirmek için… İslam medeniyetinin temel üç şahsiyet terkibi olan, veli, alim ve hakim (ve/veya mütefekkir), idrak ve [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medeniyetin yükünü taşıyan üç çeşit “kurucu şahsiyet” var. İdrak ehli, manayı keşfetmek için… Terkip istidatları, manayı terkip etmek için… Hareket adamları, inşa faaliyetini gerçekleştirmek için… İslam medeniyetinin temel üç şahsiyet terkibi olan, veli, alim ve hakim (ve/veya mütefekkir), idrak ve terkip ehlidir. Hareket adamları (aksiyoncular) ise, keşif ve terkip edilen mana yekununu, varlıkta ve hayatta “gerçekleştirecek” olanlardır. Hareket adamlarının aynı zamanda keşif ve terkip işini yüklenebilecek çap ve derinlikte olmaları tercih edilir ama en azından günümüzde bu fevkalade zordur. Fakat en azından terkip maharetine sahip olmaları beklenir. Manayı yüksek terkiplere taşıyacak kadar olmasa da, tatbik etmek, hayatta gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyulan asgari seviyede terkip maharetine sahip olması şarttır.</p>
<p>Hareket adamlığı çok problemli bir şahsiyet çeşididir. Halka nüfuz, sirayet ve tesir edebilme maharet ve kuvveti fazladır. Kuvvet bu insanların şahsiyet merkezinde temerküz eder. Derin iman ve idrak sahibi olmayan hareket adamları, elde ettikleri veya edecekleri kuvvetin dayanılmaz cazibesine kapılmakta ve medeniyetin manasına, kıymet hükümlerine, kaynağına itaat etmekte zorlanıyor, yer yer isyan ediyor, nefsinin peşinde gidiyor. Meşhur ifadesiyle “iktidar ahlaksızlaştırıyor”.</p>
<p>*</p>
<p>Son medeniyetin yıkılmasıyla Müslümanlar kalbi-ruhi ve zihni-akli havzaların asıl kaynağından uzağa düştüler. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru kalmadığı için, neyi nasıl anlayacaklarını bilemez hale geldiler. On dört asırlık devasa bir müktesebatın içinden de çıkamadılar. Nasıl anlayacağını bilemeyenler, neyi anlayacağını da bilemez halde çırpınıp durdular. Tüm nispet ölçülerini kaybettiler, nispet ölçüleri kalmayınca terkip maharetini kazanamaz hale geldiler, terkip edemez olunca inşa imkanını ve marifetini unuttular. Yirminci asır, Müslümanlar için “mücadele” ile geçti. Mücadele yapılmalıydı mutlaka ama mücadelenin “merkezi bahsinin” farkına bile varmadılar. İnşa faaliyeti… Sadece mücadele… Düşmanın karşısında mukavemet gayreti, ayakta kalma, varolma kavgası… Bunların hepsi özünde asil bir cehttir fakat sıfır inşa faaliyeti ile yapılan mücadele asla neticeye ulaşmaz. İnşa faaliyeti için tabii ki “inşa fikri” gerekiyordu. İnşa fikri için de “dünya görüşü” ve “medeniyet tasavvuru”… Bunlar olmayınca inşa fikri ve inşa faaliyeti, Müslüman akılların “konusu” haline bile gelemedi.</p>
<p>Mananın keşfi ve terkibi, onlarla insanı, hayatın ve medeniyetin inşası gündeme bile gelmeyince, mücadele, sadece hareket adamı hüviyetine sahip insanlar tarafından yürütüldü. “Hareket adamı” olmaktan başka bir fikri hususiyetleri ve idrak derinliği olmayan liderler, sadece kavganın tarafı haline geldi. Kavga edilmeliydi, yanlış olan kavga etmek değil, kavga ettiğinin yerine neyi inşa ve ikame edeceğini bilmemektir.</p>
<p>Yirminci asırdaki yoğun mücadeleyi tahkir etmek yanlış, kastımız bu değil. Tüm İslam coğrafyasının dışarıdan ve içeriden derin bir işgale maruz kaldığı çağda, mücadeleden başka bir şey yapılabilir miydi? İçecek suyu zor bulan bir insana, o suyu abdest almak için kullanması emredilemez hatta tavsiye bile edilemezdi. Bu çerçevede, mücadele eden “asil” insanları tenkit ve tahkir etmeden, nazari çerçeveyi oluşturmak kaygısıyla teşhislerimizi yapmamız gerekiyor.</p>
<p>Liderliği, büyük inşa mahareti ve faaliyeti olarak anlamak için son iki asır kafi miktar tefekkür ve tecrübe üretemedi. Bu sebeple son asırların tecrübesinden ve fikri müktesebatından faydalanma gayretimiz bu hususu dikkatten kaçırmamalıdır
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fkurucu-sahsiyet-1%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kurucu-sahsiyet-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cemaat, Cemiyet ve Ulus-Devlet</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaat-cemiyet-ve-ulus-devlet/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaat-cemiyet-ve-ulus-devlet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 08:01:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9844</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Erdoğan/Hürfikirler Devlet tarih boyunca sık sık kötülük ve musibetin ana kaynağı olmuştur. Ludwig von Mises &#160; 1. DEVLET VE MODERN DEVLET Bugün “ulus-devlet” olarak andığımız siyasi formasyon bütün bir insanlık tarihi nazara alındığında çok yeni bir olgudur. Ulus-devletin mahiyeti hakkında doğru [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Erdoğan/Hürfikirler</p>
<p><em>Devlet tarih boyunca sık sık kötülük ve musibetin ana kaynağı olmuştur.</em><br />
Ludwig von Mises</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>1. DEVLET VE MODERN DEVLET</strong></p>
<p>Bugün “ulus-devlet” olarak andığımız siyasi formasyon bütün bir insanlık tarihi nazara alındığında çok yeni bir olgudur. Ulus-devletin mahiyeti hakkında doğru bir görüşe varabilmek için, önce modern devlete ilişkin bazı verileri hatırlamak gerekiyor. Bu bağlamda işaret edilmesi gereken iki noktadan biri “devlet” denilen siyasi organizasyon tipinin nasıl ortaya çıktığı, diğeri de genel olarak devlet ile modern devletin ilişkisidir.</p>
<p>Sosyal ve siyasal teoride devletin ortaya çıkışı başlıca iki şekilde açıklanmaktadır. Yaygın görüşe göre, devlet toplumsal işbirliğinin gelişmesi ve yöneten-yönetilen ayrışmasına bağlı olarak toplumda merkezi bir otoritenin ortaya çıkmasının bir sonucu olarak doğmuştur. Böyle bakıldığında, devlet hem zaman bakımından evrensel bir fenomen olarak kavranır, yani devletin tarihin her döneminde var olduğu kabul edilir, hem de ona beşeri gelişmenin “doğal” bir ürünü –insanlık durumunun olağan bir gerçeği- nazarıyla bakılır ki bu denemede ben her iki görüşe de karşı çıkacağım.</p>
<p>Devletin kökeniyle ilgili ikinci görüşe göre, devletin ortaya çıkışı toplumsal işbirliğinin gelişimiyle ilgisi olmayıp, tamamen fetihçiliğin ve savaşın bir sonucudur. İlginç olan, farklı ideolojik eğilimlerdeki birçok düşünürün bu görüşte birleşmesidir. Meselâ Franz Oppenheimer (2005) devletin işbölümünün sonucu olarak değil, fetih yoluyla doğduğunu ileri sürmüştür. Charles Tilly (2009) de modern devletin esas olarak bir savaş aygıtı olarak ortaya çıktığını ve bu işlevin gereklerine göre örgütlendiğini, kurumlarının buna göre şekillendiğini savunmuştur. Murray Rothbard ise aynı konuda şu hükme varıyor: “Devlet asla bir ‘toplum sözleşmesi’yle yaratılmış değildir, o her zaman fetih ve sömürüyle doğmuştur.” (Rothbard 2004: 268).</p>
<p>Devletin mahiyetiyle ilgili ikinci soruna, devletin modern döneme özgü bir olgu olup olmadığı sorununa gelince, devletin zaman bakımından evrensel olduğuna ilişkin görüş gitgide daha az kabul görmektedir. Günümüzde baskın olan görüş, modern devletin modernlik öncesi siyasi formasyonlardan birçok bakımdan farklı olduğu şeklindedir. Aşağı yukarı beş asır öncesine kadar insanlığın bildiği siyasi organizasyon türlerinin hepsi –site yönetimleri, şehir cumhuriyetleri, feodalite, imparatorluklar- nitelik bakımından modern devletten farklıydı. Bu nedenle, “modern devlet” terimindeki “modern” sıfatının zait olduğu söylenebilir; çünkü bugün bildiğimiz şekliyle devlet zaten modern bir olgudur.</p>
<p>2. ULUS-DEVLETE GİRİŞ</p>
<p>Ulus-devlet modern devletin zamanla aldığı şeklin adıdır ve devletle ulusun kaynaşmasını temsil etmektedir. Aynen kaynağını oluşturan modern devlet gibi ulus devlet de aslında bir Avrupa buluşudur ama zamanla bütün dünyada siyasi örgütlenmenin tipik modeli haline gelmiştir ve en fazla yaklaşık iki yüzyıllık bir tarihe sahiptir. İster üniter isterse federal yapıda olsunlar, günümüzde modern devletlerin çoğu ulus-devlet şeklinde örgütlenmişlerdir. O kadar ki, bugün “ulus” ile “devlet” çok kere birbirinin yerine kullanılan kavramlar durumundadır. Meselâ, “Birleşmiş Milletler” teşkilâtı, adının aksini düşündürmesine rağmen, aslında “ulus”ların değil devletlerin oluşturduğu bir birliktir. Hemen belirtmek gerekir ki, ulus-devletin bugünün dünyasında hakim model olması sadece olgusal bir durum değildir. Ulus-devlete aynı zamanda siyasi örgütlenmenin en “ileri”, neredeyse ideal modeli gözüyle bakılmaktadır. Türkiye söz konusu olduğunda bu özellikle böyledir ve sözkonusu kutsallıktan “üniterlik” de pay almaktadır.</p>
<p>Gerçekte ise ulus-devlet bir uygarlık ve “ilerleme” göstergesi olmadığı gibi, hiçbir toplum için kaçınılmaz bir kader de değildir. Aslına bakılırsa, “uluslar dünyası”nın dünyanın doğal haliymiş gibi görülmesini mümkün kılan milliyetçilik ideolojisidir (Kalaycı 2010: 105). İnsanın özgürleşmesi ve toplumsal ilişkilerin barışçı temelde kurumlaştırılması amacından uzak olmak bakımından ulus-devletin kendinden önceki siyasi örgütlenme biçimlerinden daha iyi durumda olduğu söylenemez. Feodal toplumsal-siyasal formasyonlardan, imparatorluklardan ve Rönesans’ın şehir cumhuriyetlerinden tarihsel olarak sonra gelmesi ve onlardan bazı bakımlardan farklı olması ulus-devleti otomatik olarak onlardan daha “iyi” yapmaz. Nuri Yurdusev’in dikkat çektiği gibi, ulus-devletin kendinden önceki siyasi formasyonlardan daha iyi olduğu zannı, Aydınlanma sonrasında gitgide dünyaya hakim hale gelen “ilerlemeci” görüşün bir sonucudur (Yurdusev 2009).</p>
<p>Oysa, bırakınız onlardan daha iyi olmayı, aşağıda üzerinde duracağımız kimi yönleriyle ulus-devlet insanlık durumunun gereklerine bu formasyonların hepsinden daha az uygundur. Öte yandan, başka modern düşünce, yapı ve kurumlar gibi ulus-devlet de tarihsel bir zorunluluk olmayıp, belli bazı şartlara bağlı olarak ortaya çıkmış tarihsel bir tesadüften ibarettir. Modern ulus-devlet tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış değildir. Charles Tilly’nin işaret ettiği gibi (1975: 31), modern çağın başlarında siyasi örgütlenme için, “ulusal devlet”in dışında başka seçenekler (imparatorluk, teokratik federasyon, ticaret ağı ve feodal sistem gibi) vardı. Dolayısıyla, bu seçeneklerden herhangi biri değil de “ulus-devlet”in hakim siyasi örgütlenme biçimi olarak ortaya çıkmış olması tarihsel bir zorunluluğun değil, milliyetçi aydınların sistematik çabası başta olmak üzere özel şartların bir sonucudur.</p>
<p>3. CEMAAT VE CEMİYET</p>
<p>Şimdi, ulus-devletin niteliği hakkındaki bu açıklamalar bana vaktiyle Ferdinand Tönnies’in (1855-1936) “cemaat” ile “cemiyet” arasında yapmış olduğu ayrımı hatırlatıyor. Tönnies’e  göre, “cemaat” bireyselliklerini aşmış olan insanların ortak inanç ve değerler etrafında bütünleşmiş olduğu durumu, “cemiyet” ise bireyselliklerin ön planda olduğu ama ortak çıkarlar bilincinin bir arada tuttuğu daha gevşek grubu ifade ediyordu. İlki, aile örneğinde olduğu gibi, “birincil” ilişki ve bağlara dayanan grupları, ikincisi ise formel-hukuki ilişkilere dayanan bir ortak varoluşu yansıtmaktadır. Keza birincisinde grup içi dayanışma, ikincisinde ise farklılaşma baskındır.(1) Kendisi her ne kadar, eski cemaatçi yapıların “kayboluşu”na hayıflansa da, Tönnies’in anlatımı zımnen toplumsal gelişmenin cemaatten cemiyete doğru olduğunu ve dolayısıyla modernliği karakterize edenin “cemiyet” olduğunu ima etmektedir.(2)</p>
<p>“Toennies ilkel topluluklarla (gemeinschaft) modern sanayi toplumları (gesellschaft) arasındaki karşıtlıkla ilgiliydi. Ona göre, topluluğu/cemaati (gemeinschaft) karakterize eden yakın kişisel bağlar veya akrabalık ilişkilerinin hakimiyeti idi; toplumun (gesellschaft) özelliği ise daha gayrışahsi veya iş-tipi ilişkilerdir.” (Wallace &amp; Wolf 1999: 31). Onun cemaat ile cemiyet arasındaki ayrımı her iki örnekte hayatı düzenleyen tutarlık (cohesion) ve dayanışma derecesinin farklılığına dayanmaktadır. Geselschaft’ta bireyler tecerrüt etmiş (birbirinden kopuk) vaziyettedirler ve ‘başka herkese karşı bir gerilim durumu vardır.’ İnsanların sahip oldukları sadece kendilerine aittir ve bunlardan başka herkesi dışlayarak yararlanırlar, ‘ortak bir değer diye bir şey mevcut değildir.’(Guibernau 1999: 29, 30)</p>
<p>Tönnies’i eleştirenler genellikle onun “cemaat”i romantize ettiğini ve modern toplumun aslında birçok cemaatçi özelliği sürdürmekte olduğunu söylerler. Meselâ Macionis’e göre, Tönnies’in teorisinin bir zayıflığı, çok kere gayrı şahsi olan modern hayatın Gemeinschaft’tan büsbütün yoksun olmadığı gerçeğidir. Bir yabancılar dünyasında bile dostluklar güçlü ve kalıcı olabilir. Sakinlerinin sıkı topluluk bağlarını sürdürdükleri birçok etnik mahallelerde gelenekler özellikle yaşatılmaktadır. Ayrıca, bazı yazarlar Tönnies’in geleneksel toplumları desteklerken –belki de hatta romantize ederken- modern toplumlardaki aile bağlarını, komşuluk ilişkilerini ve dostluğu göz ardı ettiğini düşünürler. (Macionis 2001: 628, 629).</p>
<p>Bu meselenin başka bir yönünü Henry Maine’in (1922-1888) görüşlerinden yararlanarak açıklayabiliriz. Özellikle hukuk tahsil etmiş olanlar onun meşhur “statüden sözleşmeye” tezini hatırlayacaklardır. Maine, evrimci bir hukuk anlayışı içinde, statü ile sözleşme arasında kurduğu bu kavramsal karşıtlıkla, toplumsal gelişmenin, bireylerin toplumsal ve hukuki konumlarının önceden belli edilmiş değişmez statülerle belirlendiği bir durumdan, özerk bireylerin aralarındaki ilişkilerin özgürce yapılan sözleşmelerle belirlendiği bir duruma doğru gerçekleştiğini kastediyordu (Kelly 1992: 325-328). Statü toplumlarının karakteristik özelliği, herkesin içine doğduğu sınıfa bağlı olarak tâbi olduğu statüyü hayatı boyunca değiştirememesi ve bu statülerin aynen babadan oğula geçmesiydi.</p>
<p>Böylece geleneksel toplumdan modern topluma geçiş aslında özgürleşme ve ilerlemeyi temsil etmiş oluyordu. Oysa, ulus-devlet bu gelişmeyi de tersine çevirmiştir. Bugün her ne kadar feodalitenin toplumsal sınıf ve zümrelere göre farklılaşan değiştirilemez statüleri en azından batılı sanayi toplumlarında büyük ölçüde kalkmışsa da, başka bir açıdan bütün tebaa tek bir statüye, yurttaşlık statüsüne tabi kılınmıştır. Evet, modern ulus-devlette bireyler sözleşme yoluyla farklı statüler tesisi edebiliyorlar, ama bu ancak ulus-devletin hukuki ve kültürel cenderesi içinde, son derece sınırlı olarak gerçekleşebiliyor. Artık ulus-devletin yurttaşı olmak herkesin birbirine benzemesini, tek bir cemaatçi ulus statüsüne hapsolmasını ifade eder hale gelmiştir. Ayrıca, insanların bu yurttaşlık statüsünü daha evrenselci ve kozmopolitan yönde değiştirmeleri de modernliğin şartlarında neredeyse imkânsızdır. Yurttaşlık da eski değişmez statüler gibi adeta “babadan oğla” geçiyor. Onun içindir ki, Michael Mann’in dediği gibi (1993: 250-252) modern devlet bu anlamda halkın veya halkların “kafes”i olarak görülebilir.</p>
<p>4. ULUS CEMAATİNİN SİYASİ ORGANİZASYONU OLARAK ULUS-DEVLET</p>
<p>a) Modern Devletten Ulus-Devlete</p>
<p>Şimdi, az çok farklılaşmış her toplumda “devlet” olarak adlandırılabilecek bir siyasi otoritenin tarihin her döneminde var olduğuna ilişkin tartışmalı tezi kabul etsek bile, bu, modern devletin birçok bakımdan kendinden önceki siyasi formasyonlardan farklı olduğunu reddetmeyi gerektirmemektedir. Bu farklılık, özellikle modern devletin günümüzdeki baskın biçimi olan “ulus-devlet” söz konusu olduğunda daha da belirgin hale gelmektedir. Çünkü, ulus-devletin ortaya çıkması modern devletin bir tür “cemaat” olarak kavranan ulus temelinde örgütlenmesinin, devletle ulusun örtüşmesinin bir sonucudur. Milliyetçilik aracılığıyla sağlanan bu örtüşme devletin bu sefer seküler temelde kutsallaştırılmasını da sağlamıştır. Bunun bir anlamı, Van Creveld’in ifadesiyle (1999: 190), devletin araç olmaktan çıkıp bizatihi bir “amaç” haline gelmiş olmasıdır.</p>
<p>Modern devletin son iki yüzyıldaki hakim modeli durumunda olan ulus-devletin doğasını en iyi, Montserrat Guibernau’nun gayet aydınlatıcı tanımından hareketle anlayabiliriz. Guibernau’ya göre, ulus-devlet “sınırları belli bir ülke üzerinde meşru güç kullanmaya ilişkin tekelci bir hak iddiasında bulunan ve kendi yönetimi altındaki halkı kültürel türdeşleştirme aracılığıyla bütünleştirmeye çalışan bir devlet türünün oluşumuyla karakterize edilen modern bir kurumdur.” (Guibernau 1999: 14). Bu anlatımda ulus-devletin tanımı bakımından en karakteristik özellik, onun üzerinde hüküm sürdüğü halkı türdeşleştirmeye çalışmasıdır. Çünkü, tanımın “ülkesellik” (territoriality) ve güç kullanma tekeli gibi diğer unsurları devletin “modern” bir kurum olmasıyla ilgili daha genel özellikler olup, bunlar ulus-devlete özgü değildir.</p>
<p>Brendan O’Duffy’nin dediği gibi (2009: 73), ulus-devletler “kültür topluluklarının ülkesel birleştirilmesi” olarak görülebilirler. Bu nokta ulus-devletin milliyetçi bir proje veya program olmasıyla ilgilidir. Bu devletlerin “tek bir birleşik halktan oluşan homojen bir yurttaşlık kitlesi”ne dayanma iddiasının çoğu durumda gerçek olmaması nedeniyle, ulus-devlet aslında gerçekleştirilmesi tasarlanan proje veya programlardır. Bu projenin motor gücünü milliyetçilik oluşturmaktadır. Milliyetçilik türdeşlik varsayımına dayanan ve cemaat olarak tasarlanan ulusu siyasi otoritenin ve meşruluğun temel dayanağı haline getirmiştir. Milliyetçiliğin temel ideolojisini oluşturduğu ulus-devletler istikrar ve meşruluklarını kendi nüfusları içinde ulusal bir kimlik inşa etmek veya onu kuvvetlendirmek suretiyle güçlendirmeye çalışmışlardır (O’Duffy 2009: 69-70).</p>
<p>Bir ulusal kimlik inşa edilmesinde ortak bir dilin ve ortak bir semboller tarihinin varlığı kolaylaştırıcı bir unsur olmuştur. Bu sembolizm meselenin özüdür, o kadar ki, gerçek olmadığı yerde veya ölçüde kurgulanması ulus-devletin karakteristik bir işlevidir. Ulusun sözde “objektif” tanımı için etnik kökene ve ona bağlı etnik kimliğe atıf yapılmasında da durum aslında aynıdır. Çünkü, etnik kimlik de doğuştan edinilen bir özellik olmaktan çok, sembolik bir inşadır (Kalaycı 2010: 129). Bu durum ulusun “kavramsal bir topluluk”(3) olarak anlaşılmasının da temelini oluşturmaktadır.  Fakat, ulus-devletle milliyetçilik ancak siyasi sınırların mevcut dil-topluluklarıyla aşağı yukarı örtüştüğü durumlarda nispeten pürüzsüz bir şekilde buluşur (Giddens 1985: 219). Nitekim, Batı Avrupa’nın kültürel bakımdan nispeten türdeş bir toplumsal yapıya sahip olması Avrupalılar için ulus-devlet oluşturmada bir avantaj teşkil etmiştir. Yine de hemen hemen bütün Avrupa yönetimleri daha fazlasına; yani resmi dinlerin kabulü, azınlıkların göç ettirilmesi, ulusal bir dilin tesisi ve kamusal öğretimin devletleştirilmesi gibi yollarla kendi tebaalarını türdeşleştirmeye ihtiyaç duymuşlardır (Tilly 1975: 42-44).</p>
<p>Öte yandan, siyasi kimliğin duygu birliğine dayalı bir topluluk (cemaat) anlayışına bağlı ulus cemaatiyle tanımlanması ulusal topluma ve onun devletine bir misyon yüklenmesini teşvik etmiştir. Bu misyon fikri, kendi başına totaliter potansiyel taşıması bir yana, ötekilere karşı düşmanlığı da teşvik etmiştir. Bunun sonucu ise içte ve dışta savaşçı ruhunu beslenmesidir. Nitekim, Avrupa’da kolektif bir varlık olarak ulusu yücelten entegrist milliyetçilik birçok örnekte ulus-devletin başka inançlara mensup olanlar üzerinde fiziksel güç kullanmasını onaylamaya götürmüştür. Bu “ulusal bencillik” aynı zamanda “iç düşman” düşüncesinin de temelini oluşturmuştur (Schulze 2005: 248-254).</p>
<p>Ulus-devletin bu özelliği –misyonerlik ve ötekileştirme- onun içerdiği totaliterlik potansiyelinin de temelidir. Yirminci yüzyıla özgü bir olgu olarak totaliterlik ancak modern devlette ortaya çıkabilirdi. Modern devletin gelişmiş gözetim ve savaş teknikleri totaliterliği kolaylaştıran başlıca etkenlerdir. Bununla beraber, totaliterlik gelişmesi için en elverişli ortamı ulus-devlette bulur. Anthony Giddens’ın işaret ettiği gibi, toplumu azami ölçüde gözetim altında tutmaları ve pasifleştirmeleri yüzünden, çağdaş dünyada totaliter bir yönetime dönüşme potansiyelinden tamamen muaf olan hiçbir ulus-devlet tipi yoktur. (Giddens 1985: Chapter 11, s.) Başka bir yanıyla bu, devlet seçkinlerinin “kamu yönetimi” ve bürokrasi aracılığıyla sivil toplumu devlete eklemleyerek onu devletin egemenliğine ve onun sınırları içine hapsettikleri anlamına gelir (Mann 1993: 13. ve 14. Bölümler).</p>
<p>b) Ulus Cemaatinin Siyasi Organizasyonu Olarak Devlet</p>
<p>Şimdi yukarıda ana hatlarını özetlediğim Tönniesci teze tekrar dönelim. Tönnies sanayileşme ve modernleşmeyle birlikte cemaatçi ruhun ve yapıların gerilediğine esef ediyordu. Bence Tönnies boşuna kaygılanmıştı, çünkü öngörüsünde büsbütün yanılıyordu: Belki, onun gözlemlerini yaptığı tarihte sanayi toplumları eski cemaatçi yapılardan gitgide uzaklaşma eğilimindeydiler. Tönnies’in tanımlandığı şekliyle cemaatçi yapının yerini cemiyete bırakması, onun düşündüğünün aksine, “insanlık durumu” açısından tercihe şayandır. Ama mesele şu ki, modernliğin siyasi boyutunu oluşturan ulus-devletin gerçekten de bu dönüşümleri temsil ettiği şüphelidir. Aksine, modern ulus-devletler varsayılan bu –cemaatten cemiyete doğru giden- trendi yeniden tersine çevirmeye çalışmış ve bunda büyük ölçüde başarılı da olmuşlardır. Onun içindir ki, günümüzde ulus-devletin tebaası “cemiyet”ten çok “cemaat”e benzemektedir. Modernlik şartlarında ulus-devletlerin bilinçli olarak izledikleri politikaların da katkısıyla sayesinde geleneksel cemaatler büyük ölçüde çözülmüşlerdir. Başka bir ifadeyle, ulus-devletler bu çözülmeyi istemiş ve teşvik etmişlerdir; çünkü, farklı grup, topluluk ve cemaatlerden müteşekkil heterojen bir nüfus yapısı yerine tek bir büyük, kapsayıcı cemaati, yani “ulus”u ikame etmek istiyorlardı.</p>
<p>Günümüz uluslarını başlı başına birer cemaat şeklinde bütünleştirme işinde, devletin bütün bir toplum için ortak bir amaç koyup muhtelif politikalarıyla bunu tutarlı olarak izlemesi ve “yurttaşlık”ı cemaatçi dayanışmayı ikame edecek bir bağ olarak tesis etmiş olması etkin olmuştur. Refah devleti politikalarını da aynı bağlamda düşünebiliriz. Günümüzde ulus-devletlerin çoğu aynı zamanda kurumlaşmış refah devletleridir. Refah devletinin arkasında yatan temel düşünce ise, yurttaşları sözümona “toplumun tam üyeleri” haline getirmek üzere onlara “sosyal haklar”ın garanti edilmesi gerektiğidir (Moon 2004: 216-217). Böylece, bir yandan toplumun devlete bağımlılığı artırılmakta –devlet toplumun “velinimeti” haline getirilmekte-, öbür yandan da hem yurttaşlar arasında bir tür cemaatçi dayanışma bağı yaratılmaya çalışılmakta, hem de yurttaşlığın dışlayıcı yanı pekiştirilmek istenmektedir. Bugün Avrupa’daki “yabancı düşmanlığı”nı doğuran etkenlerden biri yurttaşların “kendi” refahlarını yabancılarla paylaşmama düşünceleridir.</p>
<p>Bu arada, bir ulusa mensubiyetin yurttaşlara haklar tanıyan ve yükümlülükler yükleyen bir statü olarak algılanmasının “milliyetin ahlâki önemi”nden hareket eden bir görüş olduğunu da hatırlamalıyız. Buna göre, ulus ahlâki hayatın en üstün biçimidir; başka bir ifadeyle, -“yabancılar”a değil- kendi yurttaşlarımıza karşı yükümlülüklerimiz sahip olduğumuz en önemli ahlâki taahhütlerdir (Miller 2006: 530-531). Öyleyse, sadece düşünsel olarak değil, duygular ve çıkarlar bakımından da bütün tebaasını tek bir amaç etrafında kenetleme başarısını gösteren ve ayrıca “yurttaş-yabancı” ayrımı sayesinde yurttaş haklarını insan haklarının önüne geçiren ulus-devlet “sivil” bir birlik olarak görülemez.</p>
<p>Öte yandan, Montserrat Guibernau’nun belirttiği gibi, milliyetçiler tarafından ulus “ideal bir topluluk/cemaat” olarak resmedilmektedir ki bunun gerçekte Ferdinand Tönnies’in <em>Gemeinschaft</em>’a atfettiği özelliklerin birçoğunu paylaştığını görmek zor değildir. Tönnies cemaatin hayatının geçtiği bir yer olması bakımından toprağın birincil öneme sahip olduğunu belirtiyordu. “Toprak cemaatin farklı nesiller boyunca işgal ettiği ve bireyleri belirli türbelerin kutsanmasını sağlayan atalarına bağlayan alandır. Tönnies’in Gemeinschaft’a uygulanan toprak hakkında yazdıkları pekalâ milliyetçi söylemlerde tanımlanan genişlemiş bir aile olarak ulusun ülkesine de uygulanabilir.” (Guibernau 1999: 29, 31) Başka bir anlatımla, ulus-devletçi bağlamda “ulusun ülkesi” ile “ailenin toprağı” aynı semboller dünyasına aittir.</p>
<p>Böylece ulus bu bakımdan da “ölçeği genişlemiş cemaat” halini almaktadır. Ulusun ölçeği genişletilmiş bir cemaat olarak tasarlanmış olduğu gerçeği, onun yaratıcısı olan milliyetçiliğin romantik kökleriyle de teyit edilebilir. Romantik milliyetçiliğin karakteristik vasfı, ulusu bir “halkın ruhu”yla ilişkilendirmesidir. Başta J. G. Herder olmak üzere romantik düşünürlerin çoğunun hareket noktası, her bir halkın kendine mahsus bir ruhu bulunduğu ve bunun o halka özgü olan kültürde, siyasette ve dinde tecessüm ettiğiydi. Bir topluma hakim olan bu ethos veya ruh o toplumun mensuplarına güçlü bir aidiyet ve topluluk duygusu, hatta dünyada kendi evinde olma duygusu sağlıyordu (Plant 2004: 382). Ulusu bir cemaat -veya Hayek’in deyimiyle “kabile”- olarak kavramayı kolaylaştıran bu romantik öz, “sivik ulus” anlayışını öne çıkaran resmi söylemine rağmen(4), günümüz ulus-devlet ideolojisinin halâ önemli bir parçasıdır. Bu ideoloji etnik gruplar ve kültürel toplulukları partikülaristik kimliklerini terk edip kendilerini münhasıran devlete mensubiyetle –vatandaşlıkla- tanımlamaya ikna etmeye çalışıyor. Ne var ki, Jacob Levy’nin de hatırlattığı gibi(5)- devlete atıfla tanımlanan yurttaşlık da evrenselci değil partikülarisrik bir kimliktir.</p>
<p>Evet, modern ulus-devlet, modernleşmeci görüşün varsaydığının aksine, “cemaat”ten “cemiyet”e dönüşmüş bir siyasi tasavvuru temsil etmekten çok, “cemiyet”i, adına “ulus” dediği bir “cemaat”e dönüştürmeye, başka bir anlatımla, tek tek cemaatleri kaldırıp bütün bir toplumu cemaatleştirmeye çalışan devlettir. Chandran Kukathas’ın terminolojisinden yararlanarak ifade etmek istersek, günümüzde ulus-devletler sivil ve siyasi birer birlik (association) olmaktan çok siyasi birer cemaat (community) özelliği taşımaktadırlar. Kukathas’a göre, birlikten farklı olarak bir komünite ortak bir çıkarı paylaşan ve bu çıkara bağlılığın birleştirdiği bir insanlar topluluğudur. Belli bir otorite yapısı ve faaliyette bulunma kapasitesiyle birlikte normal olarak bir birlik olması gereken bir devletin siyasi bir topluluk veya cemaat olması onun ortak bir anlayışa dayanıp dayanmasına bağlıdır (Kukathas 2008). Ulus-devlet örneğinde ise devlet kendisini ulusla özdeşleştirdiği ölçüde, ulusun kültürü ve varsayılan “ruhu”yla da özdeşleşmiş olur ki bu onu cemaate yaklaştıran noktadır.</p>
<p>Yönetimi altında bulundurduğu halkı genişlemiş bir cemaat olarak tasarlamak, başka bir yanıyla, siyasal olanı “kültürel” olana indirgemek veya kültürel olanla tanımlamak demektir. Böylece ulus-devletler siyasi sadakati de “siyasi” olmaktan çıkarıp kültürel anlamda “millileştirmiş” olmaktadırlar. Bunun bir sonucu olarak, “ulus-devlet belli bir ulusa ait olmayanların dışlanmasının kurumsallaşması” (Kalaycı 2010: 105) halini almaktadır. Ulus-devletleri, asimilasyondan baskı ve ayrımcılığa, oradan etnik temizliğe ve soykırıma götürebilecek şekilde, ulusu “saflaştırma”, “yabancı” unsurlardan arındırma arayışına sevk eden de temelde budur. Bu, doğrudan doğruya milliyetçiliğin sonucudur. Ludwig von Mises’in dediği gibi, milliyetçinin nazarında “adil ve doğru devlet, benim ve (benim) dilimi konuşan ve fikirlerimi paylaşan arkadaşlarımın hakim olduğu bir devlettir.” Onun için, bir ulus-devlette “yöneten gruba ait olmayan bir dili konuşan vatandaşlara karşı ayrımcılık” kaçınılmazdır. Böyle bir sistemde demokrasi bile azınlıklar için kendi-kaderini tayin anlamına gelmez; çünkü, onların kaderi çoğunluğun elindedir (von Mises 2010: 103-105).</p>
<p>Gerçekten de bugün itibariyle modern ulus-devlet egemenliği altında bulundurduğu halk veya halkları, ortak bir ulusallık bilincine dayanan duygusal bir cemaate dönüştürmeyi önemli ölçüde başarmış bulunmaktadır. Bu da esas olarak, devletin topluma nüfuz edebildiği ve toplumu aracısız olarak doğrudan doğruya yönetip yönlendirebildiği (Morris 1998: 38) bir zeminde, onun gösterdiği “tek tip dil, eğitim sistemi, kültürel uygulamalar ve bağlılıklar dayatma yolunda emsali görülmemiş bir çaba” sayesinde mümkün olmuştur. Ulus-devlet bu çabayı göstermeye de mecburdu, çünkü –daha önce işaret edildiği gibi- milliyetçilerin kavradığı şekliyle ulus aslında toplumsal bir gerçeğe tekabül etmekten çok, devlet elitleri ile devlet yanaşması aydınların gerçekleştirmek durumunda oldukları ortak bir program veya projeydi (Tilly 2005: 44.)</p>
<p>Michael Mann hatırlatıyor: Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki cemaatçi anlayışa dayanan devlet faaliyetleri, nüfusun çoğunluğunun devlete eklemlenmesini sağlayarak ulusu etkileşimin ve duygusal bağlılıkların genişlemiş bir cemaati haline dönüştürmüştür (Mann 1993: 730, 734). Modern devletin nüfusu, büyük ölçüde, ortak bir ulusallık bilincine dayanan duygusal bir cemaat (gemeinschaft) olarak görülebilir. Bu nüfusun cemaat olma karakteri, aynı zamanda, üyelerinin benzer ödevler ve yararlarda ortak olmasında da kendisini gösterir. Bu, ulus-devletlere özgü olan bir durumdur (Finer 1975: 86). Bu genel bağlam içinde yurttaş olma da evrenselci bir kategori olmaktan çok “ulus-cemaat”in organik bir uzvu olma anlamına gelmektedir. Organik ulus-cemaatin, kendi dışında var olma imkânları son derece sınırlı olan, bütünleyici unsurları olarak yurttaşlar… Ayrıca günümüzde gitgide sivillik yerine “kamusallık”ın öne çıkarılması –amaçladığı varsayılan demokrasiye ne ölçüde hizmet ettiği bir yana- kişilerin kendilerini özerk aktörler olarak görmek yerine organik bütün olarak algılanan ulus-devletin ayrılmaz parçaları olarak, kollektivite içinde eriyen zerrecikler olarak görmelerini kolaylaştırmaya yaramaktadır.</p>
<p>Öte yandan, Maine’in teziyle de ilişkilendirerek tekrar ifade etmek gerekirse, ulus-devlet kendi içindeki mikro statüleri geçersizleştirirken, kendisi bütün bir toplumu şartları değiştirilemez bir “ulus” statüsüne hapsetmiştir. Artık insanların kaderini tek tek statüler değil, tek bir büyük, kuşatıcı statü, yani ulus-devlet kimliği ve ona bağlı yurttaşlık statüsü belirliyor. O kadar ki, Ortaçağda bile gruplar veya toplumların gidebilecekleri iyi-kötü seçenekleri vardı, oysa “pasifleştirilmiş” olan modern toplumlar (Giddens 1985: Chapter 7) “kendi” devletlerinden kaçabilecek durumda değildirler. Günümüzde dünyamızın ulus-devletler tarafından parsellenmiş olduğu ve kendileri dışında bir sivil-küreselliğin oluşmasına direndikleri düşünülürse, kendi devletlerinden kaçabilseler bile yurttaşların gidebilecekleri sahici bir özgürleştirici sığınak da kalmamıştır. Onun içindir ki, günümüz toplumlarının gerçek özgürlüğe kavuşmaları bu kuşatılmışlıktan kurtulma arayışının başarısına bağlıdır.</p>
<p>Ulus-devletin insanlık durumuyla en bağdaşmaz yönlerinden birine de Martin Van Creveld işaret ediyor: Fransız Devriminden başlayarak yükselen milliyetçilik devletle ulusun evlenmesini ve böylece devletin ahlâki bir içerik kazanarak kendi başına bir “amaç” haline gelmesini sağlamıştır. Kısaca ulus-devlet devletin Tanrılaştığı bir durumu temsil etmektedir (Van Creveld 1999: 190-205, 259). Bu tanrının bildik Tanrı’dan pek de farkı yoktur; o kadar ki, onun uğruna ölmek “Tanrı’nın yolunda” ölmek gibidir. Nitekim ulus-devletlerin dünyasında “kendi” devleti için ölenler “şehit” sayılmaktadırlar. Oysa, devletin henüz tanrılaşmamış olması ulus-devlet öncesi çağların, “mazinin en büyük şerefi”ydi (Mises 2000: 111).</p>
<p>5. ULUS-DEVLET VE SAVAŞ</p>
<p>Bana öyle geliyor ki, modern devletin en iyi tanımlarından birini, onu “koruma şantajıyla haraç toplayan suç örgütü”ne benzetmesiyle, bu konunun üstadı olan Charles Tilly yapmıştır. Ona göre, hem dış savaş tehditlerini genellikle hükümetlerin kendileri yaratırlar hem de yurttaşların geçimine yönelik en büyük tehdit yine hükümetlerin baskıcı ve el-koymacı faaliyetlerinden kaynaklanır. Yani, vatandaşların kendisinden korunması gereken başlıca iki tehdit zaten devletin eseridir. Şiddet araçlarını tekeline alması ise hükümetin kişilere koruma sağlama iddiasını hem daha inanılır hale getirmekte hem de kendisine direnmeyi zorlaştırmaktadır. Onun içindir ki, çoğu hükümet şantajcılarla esas olarak aynı şekilde işler (Tilly 2009: 79-80).</p>
<p>Charles Tilly zaten modern devletin bir savaş makinası olarak ortaya çıktığı görüşündedir. Ona göre modern devletin ortaya çıkışı bir yandan ülke dışındaki, öbür yandan da ülke içindeki rakiplerini etkisizleştirme veya tarafsızlaştırma aşamalarından geçmiştir. Bunların ilki “savaş-yapma”, ikincisi ise “devlet-kurma” işlevine karşılık geliyor. Savaş-yapma orduların, donanmaların ve destek hizmetlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Devlet-kurma ise ülke içinde sürekli gözetim ve denetim araçlarını üretmiştir (Tilly 2009: 85). Avrupa’da başlıca devlet-kurma etkinliği savaş için hazırlanmak olmuştur ve bu süreç aşağı yukarı son beş asırdır devam etmektedir (Tilly 1975: 74). Özellikle belirtmek gerekir ki, milliyetçiliğin etkisiyle zaman içinde bir “ulus-devlet” olarak şekillenmesi, modern devletin bu savaşçı yanını daha da güçlendirmiştir. Çünkü, milliyetçilik bir yandan “biz ve öteki” ayrımının konsolidasyonunu sağlamış, öbür yandan da ulus cemaatinin adanmış üyeleri olarak yurttaşların “öteki”ne veya “düşman”a karşı savaşmaya motive edilmesini kolaylaştırmıştır.</p>
<p>Modern devletin gitgide bir “topyekun savaş” aygıtı haline dönüşmesini Ludwig von Mises çarpıcı bir dille anlatmaktadır: “Modern savaş kraliyet ordularının bir savaşı(6) değil halkların savaşı, yani topyekun bir savaştır, uyruklarına herhangi bir alan bırakmayan devletlerin savaşıdır; devletler nüfusun tamamını silâhlı kuvvetlerin bir parçası telâkki ederler. Savaşmayan bir kimse ordunun destek ve donanımı için çalışmalıdır. <em>Ordu ve halk tek ve aynı şeydir</em>. Vatandaşlar tutkuyla savaşa katılırlar. Zira <em>savaşan onların devleti, yani onların Tanrısıdır</em>.” (von Mises 2010: 112, vurgular eklendi)</p>
<p>Modern devletin özünde bir savaş aygıtı olduğu tezi, başka bağlamlarda yapılan araştırmalarla da doğrulanmıştır. Meselâ <em>Death by Government</em> (1994) adlı eserinde R. J. Rummel  20. yüzyılda devletlerin işledikleri kütlesel cinayetlerin (katliamların) 169 milyon insanın canına mal olduğunu göstermiştir. Aynı yazar her ne kadar daha sonraki bir eserinde (<em>Power Kills: Democracy as a Method of Nonviolence</em>, 1997) demokratik devletlerin otoriter ve totaliter olanlarla karşılaştırıldığında dış ilişkilerinde daha barışçı olduklarını ileri sürmüşse de; olgularla ne ölçüde uyuştuğu bir yana(7), bu, modern devletin özündeki savaşçı karakterini ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p><strong>ATIF VERİLEN KAYNAKLAR</strong></p>
<p>Anderson, Benedict (1995), <em>Hayali Cemaatler:Milliyetçiliğin Kökenleri ve      Yayılması</em>,     Çev. İskender Savaşır (İstanbul: Metis).</p>
<p>Bryant, Christopher G. A. (1995), “Civic Nation, Civil Society, Civil Religion”, in Hall, J. A.     (ed.), <em>Civil Society: Theory, History, Comparison</em> (Polity Pres),         ss. 136-157.</p>
<p>Carpenter, Ted G. (1998), “Democracy and War”, <em>The Independent Review</em>, Winter, Vol.    2, No. 3,       ss. 435-441.</p>
<p>Finer, Samuel E. (1975), State- and Nation-Building in Europe: The Role of the Military”,     Tilly,   Charles (ed.) <em>The Formation of National States in Western Europe</em>     (Princeton: Princeton University Press), ss. 84-163.</p>
<p>Giddens, Anthony (1985), <em>The Nation-State and Violence: Volume Two of A   Contemporary Critique of Historical Materialism</em>(Berkeley and Los Angeles:         University of California Press).</p>
<p>Guibernau, Montserrat (1999), <em>Nations without States: Political Communities in a Global    Age</em> (Polity Press).</p>
<p>Kalaycı, Hüseyin (2010), <em>Ulus-Devletin Başağrısı Ayrılıkçılık: Kanada Quebec Örneği</em>          (Ankara: Liberte).</p>
<p>Kelly, J. M. (1992), <em>A Short History of Western Legal Theory</em>, (Oxford: Clarendon Press).</p>
<p>Kukathas, Chandran (2008), “A Definition of the State”, University of Wisconsin/Madison’da 29 Mart 2008’de yapılan “Dominations and Powers: The     Nature of the State” konferansına sunulan tebliğ.</p>
<p>Levy, Jacob T. (2000), <em>The Multiculturalism of Fear</em> (Oxford Unversity Press).</p>
<p>Macionis, John J. (2001), <em>Sociology</em> (New Jersey: Prentice Hall).</p>
<p>Mann, Michael (1993), <em>The Sources of Social Power, V. II: The Rise of Classes and Nation-States</em>,1760-1914, (Cambridge University Press).</p>
<p>Miller, David (2006), “Nationalism”, in Dryzek, J. S &amp; Honig, B. &amp; Phillips, A. (eds.), <em>The      Oxford Handbook of Political Theory</em> (Oxford University Press), ss. 529-545.</p>
<p>Moon, J. Donald (2004), “The Political Theory of the Welfare State”, Gaus, G. F &amp;    Kukathas, C. (eds.), <em>Handbook of Political Theory</em> (Sage Publications), ss. 210-       222.</p>
<p>Morris, Christopher W. (1998), <em>An Essay On the Modern State</em> (Cambridge University Press.</p>
<p>Oakeshott, Michael (1975), <em>On Human Conduct</em> (London: Oxford University Press).</p>
<p>O’Duffy, Brendan (2009), “The Nation-state and Nationalism”, Bara, J. &amp; Pennington,         Mark (ed.), <em>Comparative Politics: Explaining Democratic Systems</em> (Sage    Publications), ss. 69-91.</p>
<p>Oppenheimer, Franz (2005), <em>Devlet</em>, 3.b., Çev. Şenel, A. &amp; Sabuncu, Y. (Ankara:     Phoneix)</p>
<p>Plant, Raymond (2004), “European Political Thought in the Nineteenth Century”, in Gaus      &amp; Kukathas, <em>ibid</em>., ss. 380-394.</p>
<p>Rothbard, Murray (2004), “Devletin Anatomisi”, Çev. M. Erdoğan, <em>Liberal Düşünce</em>, No.      36 (Güz), ss. 267-283.</p>
<p>Schulze, Hagen (2005), <em>Avrupa’da Ulus ve Devlet</em>, Çev. Binder, T., (İstanbul: Literatür).</p>
<p>Tilly, Charles (2009), “War Making and State Making as Organized Crime”, Zwolinski,          Matt (ed.), <em>Arguing about Political Philosophy</em> (New York &amp; London: Routledge)      içinde, ss. 78-89.</p>
<p>Tilly, Charles (2005), <em>Avrupa’da Devrimler: 1492-1992</em>, Çev. Özden Arıkan (İstanbul:         Literatür).</p>
<p>Tilly, Charles (1975), “Reflections on the History of European State-Making”, Tilly,    Charles (ed.) <em>The Formation of National States in Western Europe</em> (Princeton:     Princeton University Press), ss. 3-38..</p>
<p>Van Creveld, Martin (1999), <em>The Rise and Decline of the State</em> (Cambridge: Cambridge       University Press).</p>
<p>Von Mises, Ludwig (2010), <em>Kadir-i Mutlak Devlet:Totaliter Devlet ve Topyekün Savaşın      Yükselişi</em>, Çev. Şahin, Yusuf (Ankara: Liberte).</p>
<p>Von Mises (2000), <em>Bürokrasi,</em> Çev. F. Ergin (Ankara: Liberte).</p>
<p>Wallace, Ruth A. &amp; Wolf, Allison (1999), <em>Contemporary Sociological Theory: Expanding       the Classical Tradition</em> (New Jersey: Prentice Hall).</p>
<p>Yurdusev, Nuri (2009), “Ulus-Devlet Barış, Refah ve Özgürlük Konusunda Daha Mı    Başarılı?”, <em>Zaman Yorum</em>, 24 Eylül.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*<em>Demokrasi Platformu</em>, n. 23 (Yaz 2010), ss. 1-14.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<hr size="1" />
<div>
<p>(1) Cemaat ile cemiyet arasındaki bu ayrım bana  Michael Oakeshott’ın (1991-1990) benzer bir tasnifini hatırlatıyor.<em>On Human Conduct</em> adlı klasik eserinde Oakeshott devleti ortak bir amaç etrafında örgütlenmiş bir “işletme organizasyonu” (enterprise association) gibi gören anlayışla, genel kurallar çerçevesinde yurttaşları kendi uygun gördükleri amaçları izlemede serbest bırakan “sivil birlik” (civil association) olarak devlet arasında bir ayrım yapmış ve medeni bir varoluş için uygun olanın ikincisi olduğunu ileri sürmüştü (Oakeshott 1975). Genel olarak muhafazakâr bir düşünür olarak tanınan Oakeshott’u kimi yazarların “liberal” olarak tanımlamalarının arkasında yatan temel düşünce de bununla ilgilidir.</p>
</div>
<div>
<p>(2) Meselenin daha iyi anlaşılması için, başka bir yazarın daha tanıklığına başvurmakta yarar var: Tönnies (kabaca “cemaat” anlamına gelen) Almanca <em>Gemeinschaft</em> kelimesini “insanların akrabalık ve gelenekle birbirine sıkı bir şekilde bağlı olduğu toplumsal örgütlenme tipini ifade etmek üzere kullanmıştır.” Modern toplumdaki hakim örgütlenme tipini ise (Almanca’da kabaca “association” anlamına gelen) Gesellschaft kelimesiyle anlatmıştır. <em>Gesellschaft</em>, “insanların sadece bireysel öz-çıkar temelinde bir araya geldikleri bir toplumsal örgütlenme tipidir. Bu hayat tarzında, bireyleri motive eden herkesin iyiliğini artırma dürtüsünden çok onların kendi ihtiyaçlarıdır. Modern şehrin sakinleri topluluk veya ortak kimlik duygusu pek göstermez ve başkalarına genellikle kendi bireysel amaçlarını ilerletmenin bir aracı olarak bakarlar.” (Macionis 2001: 579)</p>
</div>
<div>
<p>(3) Benedict Anderson’ın teziyle olan benzerliğe dikkat edilsin. Anderson’a göre ulus “hayal edilen” veya “tasarlanan” siyasi bir cemaattir (Anderson 1995).</p>
</div>
<div>
<p>(4) Christopher Bryant’ın dikkat çektiği gibi (Bryant 1995: 145-146), kendilerini sivik olarak tanımlayan ulusların da çoğu aynı zamanda etnik veya kültürel ulus bileşenlerine sahiptir. Aynı yönde Kalaycı 2010: 134.</p>
</div>
<div>
<p>(5) Levy 2000: 10.</p>
</div>
<div>
<p>(6) Bu noktada bir kere daha Rothbard’a (2004: 269) başvurursak: “(H)alkların savaşları, muhtelif soylu grupları arasında cereyan eden, kendileriyle ilgisiz savaşlar olarak gördükleri dönemler çok uzak değildir.”</p>
</div>
<div>
<p>(7) Rummel’in bu iddiayı desteklemek amacıyla gösterdiği kanıtların eleştirel bir analizi için bkz. Carpenter 1998.</p>
</div>
</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fcemaat-cemiyet-ve-ulus-devlet%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaat-cemiyet-ve-ulus-devlet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Gezmiş&#8217;in haksız idamı ideolojik idealini meşrulaştırır mı?</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/deniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/deniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 07:51:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Atilla YAYLA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atilla Yayla]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9840</guid>
		<description><![CDATA[Bu senenin 6 Mayıs&#8217;ı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan&#8217;ın idam edilişinin 40. yıldönümüydü. Bu talihsiz insanların yakınları ve sevenleri idamların acısını her zamankinden daha fazla hissetti, yaşadı. İdam edildiklerinde 20&#8242;li yaşların başında olan üç genç çeşitli faaliyetlerle anıldı, [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="news-detail-spot">Bu senenin 6 Mayıs&#8217;ı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan&#8217;ın idam edilişinin 40. yıldönümüydü.</div>
<div id="news-detail-news-text">
<div id="haberMetinDiv">
<p>Bu talihsiz insanların yakınları ve sevenleri idamların acısını her zamankinden daha fazla hissetti, yaşadı. İdam edildiklerinde 20&#8242;li yaşların başında olan üç genç çeşitli faaliyetlerle anıldı, hatıraları yâd edildi. Öyle görünüyor ki asla unutmayacaklar ve onları şahsen tanıyan veya haklarındaki kitaplardan bilgi edinen sevenlerinin gönüllerinde yaşamaya devam edecekler. Bunun en önemli sebebi, hiç kuşkusuz, çok erken bir yaşta ve dramatik şekilde hayata veda etmeleri. Bir diğer sebep, haksız olarak, siyasi suçla ve hukukun zorlanmasıyla idam sehpasına çıkartılmaları. Gezmiş, Aslan ve İnan, bir demokratik hukuk devletinde olmaması gereken bir mantığa kurban edildiler. Suçları, anayasayı zor yoluyla değiştirmeye teşebbüs etmekti. Oysa, onların bunu yapmaya gücü yoktu; yani isteselerdi de itham edilen suçu işleyemezlerdi. Anayasayı ülkede zorla değiştirebilecek yegâne güç belliydi ve o, bunu 1960 ve 1980 darbelerinden sonra tamamen ve 1971&#8242;den sonra kısmen gerçekleştirdi. Kısaca, zamanın bu üç genç insanı siyasi bir suçla idam edildi, daha doğrusu katledildi. Birçok kişi ve çevre bu suça ortak oldu veya göz yumdu. Yargılamayı yapan mahkemeler âdil ve hukukun hâkimiyetine uygun değildi. Siyasiler açık veya örtülü olarak askerlerle işbirliği yapmaktan çekinmedi. Medya, idamları engelleyici bir yayın yapma cesaretini sergileyemedi. Böylece göz göre göre cinayetler işlendi.</p>
<p>Gezmiş, Aslan ve İnan&#8217;ın idamları haksızdı, cinayetti; ama bu idamlar üzerinden veya onlara atıfla gerçekleştirilen her yorumun haklı ve doğru olmadığı da açık. Ne yazık ki, tarihimizin bu acı olayı bir &#8220;ticari&#8221;, siyasi, ideolojik rant aracına dönüştürüldü. Bu isimler etrafında, samimi ve içten acıları çevreleyip boğan efsaneler oluşturuldu; cinayetler yalan ve yanlış birçok şeyi yeni nesillere benimsettirmek için araçsallaştırıldı. 1 Mayıs 1977 için efsaneler uydurmaya ve yanlışların üstünü örtmeye yönelik çabaların benzerleri bu olay için de sahnelendi. Bu, Türkiye insanlarına, özellikle heyecan yumağı gençlere zarar veriyor. Artık bazı şeylerin tartışılması, 1 Mayıs 1977 için yapılanın &#8220;darağacında üç yiğit&#8221; efsanesi etrafındaki ajitasyon ve kara propaganda için de tekrarlanması lazım.</p>
<p>Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı kesinlikle haksız ve gayri adildi. Ancak bu, onların bir dizi eyleminin hiçbir şekilde evrensel hukukta yeri bulunan ve faillerinin cezalandırılmasını gerektiren suçlara bulaşmadığını göstermiyor. Ne yazık ki bu insanlar banka soyma, adam kaçırma, darp, şiddet uygulama ve baskı-şiddet yoluyla eğitimi engelleme gibi suçlardan uzak kalmadılar. Bu suçlara hangi amaçla yöneldikleri onları suç olmaktan çıkarmaz. &#8220;Devrimciler bu suçları işlerlerse yargılanmazlar, zira onlar devrimci ve devrim iyi bir şey, ama mesela ülkücüler işlerlerse cezalandırılır&#8221; diyemeyeceğimize göre, suçları için yargılanmaları mukadderdi ve gerekliydi. Normal şartlarda birkaç sene ceza yer ve 1974 affıyla tahliye edilirlerdi. Sonra bir kısmı &#8220;devrimci faaliyetlere&#8221; devam eder, bir kısmı demokratik siyasete atılır, hatta bazıları, bu sefer 12 Eylül&#8217;ü kazasız belasız atlatabilirse, Özal&#8217;ın ANAP&#8217;ında politika yapardı.</p>
<p>Gezmiş ve arkadaşları, büyük fikir adamları, önemli teorisyenler de değildi. Heyecanı aklının önüne geçen, dünyanın diyalektik ve tarihsel materyalizm gereği sosyalizme doğru aktığına iman eden gençlerdi. Onlara göre Türkiye, kaçınılmaz olarak sosyalistleşecekti, erken davranıp Türkiye&#8217;nin Lenin&#8217;i olmak en iyisiydi. Bu yolda şiddet kullanmak tamamen meşruydu. Şiddeti sadece kaçınılmaz bulmuyor, aynı zamanda seviyorlardı. Düşünce dünyalarında &#8220;silahlı propaganda&#8221; ve silah yoluyla siyasi amaçlara ulaşma gayet olağandı. 1960&#8242;lar, sosyalizmin yayılma dönemiydi ve özellikle Vietnam, dünyanın her yerinde devrimci gençlerin gönlünde çiçekler açtırıyordu. Türkiye&#8217;nin şiddet kullanma metodunu benimseyen ana devrimci örgütleri bu dönemde kuruldu ve bunların önderlerinin Vietnam benzeri bir iç savaşın devrimciler tarafından kazanılacağına inancı tamdı.</p>
<p>Gezmiş ve arkadaşları aynı zamanda ulusalcı ve Kemalist&#8217;ti. Bir kısmı komünist devrim öncesinde Milli Demokratik Devrim&#8217;i (MDD) şart görmekteydi. Asıl itirazları Kemalist baskı rejimine değildi, emperyalizm ve kapitalizm adını verdikleri canavarlaraydı. Ülkücülerle aralarında fazla bir fark da yoktu; çoğu ülkücü de daha ulusal çaplı ve &#8220;yerel&#8221; referanslı bir sosyalizme zaten teşneydi. (Ülkücü-Devrimci kardeşliğini ilk olarak ben ve Prof. Dr. Mustafa Erdoğan 25 yıl önce söylemeye başladık, şimdi bu fikir-tespit neredeyse orta malı hâline geldi.) Nitekim, sosyalizmin çökmesinden sonra birçok sosyalist ulusalcılığını daha net bir şekilde sergilemeye başladı; faşizmin sol kanadında yer tutup sağ kanadına göz kırpmaya koyuldu. devamı için&#8230;.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1289494&amp;title=deniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi">http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1289494&amp;title=deniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi</a></p>
</div>
</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fdeniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/deniz-gezmisin-haksiz-idami-ideolojik-idealini-mesrulastirir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fenerbahçelilik sadece Fenerbahçe&#8217;dir</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/fenerbahcelilik-sadece-fenerbahcedir/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/fenerbahcelilik-sadece-fenerbahcedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 07:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9837</guid>
		<description><![CDATA[Simon Kuper &#8220;Futbol asla sadece futbol değildir&#8221; derken çok haklı. Futbolun, futboldan başka her şey olduğunun en canlı kanıtı Türkiye. Devlet-toplum ilişkisinin otoriter yapısı sadece siyasal ve ekonomik alanlarda sorunlar ürettiğini söylemek eksiklik olur. Futbol için de bu geçerlidir. Hatta [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Simon Kuper &#8220;Futbol asla sadece futbol değildir&#8221; derken çok haklı. Futbolun, futboldan başka her şey olduğunun en canlı kanıtı Türkiye.</span></p>
<p><span>Devlet-toplum ilişkisinin otoriter yapısı sadece siyasal ve ekonomik alanlarda sorunlar ürettiğini söylemek eksiklik olur. Futbol için de bu geçerlidir. Hatta futbolun Türkiye&#8217;de işlevlerinden birisi de mevcut devlet-toplum ilişkisinin meşruiyetini sağlamanın toplumsal meşruiyet aracı ve &#8220;millilik&#8221; üzerinden ideolojik araç olmasıdır.</span></p>
<p><span>Bu yüzden Türkiye&#8217;de futbol, futboldan çak daha fazla şeydir. Futbol sosyolojidir, ekonomidir, siyasettir ve daha pek çok şeydir.</span></p>
<p><span>12 Mayıs akşamı Türk futbol tarihinin en önemli derbilerinden biri oynandı. Normal ligi ilk iki sırada bitiren Galatasaray ve Fenerbahçe, 3 Temmuz sürecinin sakat doğumlarından biri olan &#8220;Play-off&#8221; ucubesinin son maçında karşı karşıya geldiler. Maç berabere bitti ve Galatasaray şampiyon oldu. Maç sonucunda takımımızı alkışladık ve tribünlere çağırdık. davet ettik. Aykut Kocaman, Fatih Terim&#8217;i, futbolcularımız Galatasaraylı futbolcuları tebrik etti. Stadın büyük kısmı boşalmıştı ki, Türk Telekom tribününde az sayıda seyirci ile polis arasında başlayan gerginlik önce saha içine, sonra da stat dışında taştı ve istenmeyen görüntüler ortaya çıktı.</span></p>
<p><span>Ortaya çıkan görüntüleri tasvip ediyor muyuz?</span></p>
<p><span>Elbette hayır.</span></p>
<p><span>Buna yol açan kim(ler)se bulunmalı ve kanun önüne çıkarılmalıdır.</span></p>
<p><span>Burada kritik soru şudur; &#8220;Bu olaylara yol açan sadece taraftarlar mıdır yoksa güvenlik kuvvetlerinin de payı var mıdır?&#8221; Eğer bu istenmeyen görüntülerin yaşanmasında kusur taraftardan çok güvenlik kuvvetlerinin ise o zaman da taraftara yapılanın aynısı güvenlik kuvvetleri için yapılmalıdır. Ortaya çıkan görüntülerden dolayı Fenerbahçe taraftarını &#8220;holigan&#8221; ilan ederek medya linci yapmak en hafif deyimle kolaycılık olur. Birkaç ay öncesine kadar oturduğum mahalleden dolayı polisin gazına şerbetli olduğum için olsa gerek stada girene kadar üç kez maruz kaldığım gazdan az etkilendim. Güvenlik kuvvetlerinin gaz operasyonu maçtan sonra değil, maçtan önce de vardı.</span></p>
<p><span>Çünkü bu olayların daha ağırlarını gerek bu sezonda gerekse geçtiğimiz sezonlarda; Bursa&#8217;da, Trabzon&#8217;da, Diyabakır&#8217;da yaşadık.</span></p>
<p><span><strong>HEDEF FENERBAHÇE OLDU</strong></span></p>
<p><span>Maçın bitmesinden sonra başlayan olayların bu kadar büyümesinden sonra sadece taraftarı suçlamak ve onu kurban etmek yerine bu olayların &#8220;nedenleri&#8221; üzerine düşünmekte fayda var.</span></p>
<p><span>Fenerbahçe, 3 Temmuz sürecinin neredeyse en büyük mağduru oldu. Yaşanan tüm olumsuzluklara ve belirsizliklere rağmen futbolcusundan teknik heyetine, taraftarından yönetimine kadar kenetlenen Fenerbahçe bu sen büyük bir başarı elde etti. Ligi 1 puan fark ikinci bitiren Fenerbahçe, önceki gece de güzel bir futbol ve güzel 4 golle Türkiye Kupası&#8217;nı aldı.</span></p>
<p><span>3 Temmuz sürecinden sonra Türkiye&#8217;de taraftarlık duygusunun sorunlu olduğunu dile getirdim. Taraftar olarak futbol seyrederken eğlenmiyoruz, tek hedefimiz kazanmak. Taraftarın kazanma hırsı ile bu kadar tutuştuğu ortamda; kulüp yöneticilerinin kazanmak için farklı yollara başvurması neredeyse doğal hale geliyor. Türkiye&#8217;de eğer şike varsa, bunun en büyük nedeni taraftarından yöneticisine kadar var olan &#8220;kazanma&#8221; duygusudur. Futbolun devletin ideolojik bir aracı olması da bu &#8220;kazanma&#8221; duygusunun taraftarı apolitikleştirmesindendir.</span></p>
<p><span>3 Temmuz&#8217;da başlayan soruşturma ve dava süreci ne yazık ki, bu döngünün kırılmasına hizmet etmemiştir. Aradan geçen 10 aya rağmen davada yeterli ilerleme sağlanabil midir? Hangi maçta şike olduğu ortaya çıkarılabilmiş midir?</span></p>
<p><span>Bunların hiç birine hukuken olumlu cevap verme imkanımız yok. Üstelik 3 Temmuz&#8217;da yakalanan futbolu temizleme imkanı başta TFF&#8217;nin basiretsizliği yüzünden kaybedilmiştir. TFF yetkilerini kullanarak son 10-15 yılın bütün şaibeli şampiyonluklarını ve maçlarını soruşturmalıydı. Sadece 2005-2006-2007 yıllarını değil, Galatasaray&#8217;ın 4 yıl üst üste şampiyon olduğu 1996-2000 yıllarını da. Türkiye&#8217;nin siyaseten en karanlık yıllarında gelen bu şampiyonluklarda Galatasaray&#8217;a, Fatih Terim&#8217;e yakın olan ve şampiyonluk resimlerine giren dönemin güçlü isimlerinin futbol becerilerini de öğrenebilirdik belki de. TFF bu kapıyı hiç açmadı. Yargı ve TFF&#8217;nin soruşturmanın odağına Fenerbahçe&#8217;yi oturtması, bu sürecin futbolu temizleme değil Fenerbahçe operasyonu olduğunu gösterdi. 3 Temmuz süreci ile Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım kurban seçildi.</span></p>
<p><span>Fenerbahçe futbolcusu, yönetimi, teknik heyeti sahada; taraftarı statta ve sokakta bozdu bu oyunu. devamı..</span></p>
<p><a href="http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=18.05.2012&amp;y=MuratAksoy">http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=18.05.2012&amp;y=MuratAksoy</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Ffenerbahcelilik-sadece-fenerbahcedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/fenerbahcelilik-sadece-fenerbahcedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman suresinin terbiyeye bakan yönü:Şirk(1)</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/lokman-suresinin-terbiyeye-bakan-yonusirk1/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/lokman-suresinin-terbiyeye-bakan-yonusirk1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 10:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Atabey</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9828</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık tarihi boyunca bilgin diye geçinen bir kısım insanlar, Rububiyeti Allah’a atfetmediler. Binaen aleyh çeşitli tez ve anti tezlerle birbirlerinin fikirlerini çürütmekle meşgul oldular. Amaçları her ne kadar hakikate varmak olsa da dayanak noktaları ‘HAKK’ olmadığı için elde etmek istedikleri [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi boyunca bilgin diye geçinen bir kısım insanlar, Rububiyeti Allah’a atfetmediler. Binaen aleyh çeşitli tez ve anti tezlerle birbirlerinin fikirlerini çürütmekle meşgul oldular. Amaçları her ne kadar hakikate varmak olsa da dayanak noktaları ‘HAKK’ olmadığı için elde etmek istedikleri hakikati bir türlü elde edemediler. Nitekim eğitim konusunda da bu gibiler, insanlık tarihi boyunca bildiklerini hep okuyup söylediler. Allahsız inşa etmeye çalıştıkları yeni bir dünyada insana ait bir eser bulamadılar. İnsanlığın kurtuluş umudu olarak ileri sürdükleri tezlerinin sonucunda istedikleri türden bir insan tipi meydana getiremediler. Aksine tezleri doğrultusunda eğitilmiş bulunan insanlar daha bencil, daha asi, daha serkeş ve de olabildiğince behimi bir hayatı önemseyen ucube bir tür olarak çıktı karşımıza.  Dünyanın şu anki gidişatına bakıldığında insanlığın içinde bulunduğu acı tablo bu söylenenleri haklı çıkarmaktadır. Üstelik toplumu değiştirme iddiasında olan bu gibi bilim adamları, toplumu küçümsediler, ondan ne köy ne de kasaba olamayacağı iddiasında bulundular. Hatta Yahudi ve Hıristiyan bazı din adamları! bunlara destek verdi.  Halkın cehaletinden istifade ederek onların inançlarını sömürdüler.</p>
<p>Miladi 610 yılıydı. Her zaman ki gibi Allah (c.c.), ruyi zemindeki halifesi olan insana görevini bildiriyordu. Kendi içlerinden önder, rehber ve peygamber olarak seçtiği binaen aleyh onların şahsında, ahlaken toplumun en üstünü olan Hz. Muhammed (s.a.v.)e sesleniyordu. Mealen, “Ey Muhammed! Sen ümmi olabilirsin amma bizim vahyimiz sana rehberlik edecek, onu dinlemen yeterli olacaktır.” Diyerek ‘adam olamayacağı’ denilen bir toplumdan ‘Asrısaadeti’ meydana getirdi. O mutluluk çağında insanlık gerçek değerini anladı. İnsanlığı kölelikten kurtardı. Öyle ki o çağda, kurt ile kuzu çok rahat bir biçimde beraberce yaşayabildi. Yine o toplumu inşa eden vahyin ta kendisi idi. Temeli sağlam atıldı toplumun. Harcından, malzemesinden zerre kadar çalınmadı. Hatta çalınma eyleminin kendisi dahi unutuldu. İnsanı, insanlık makamına, “eşref-i mahlûk” makamına yükseltti. Aslında bu gün bile, kapitalizm başta olmak üzere dünyadaki diğer izmlerin yıkmaya çalıştığı bu temeller hala ilk günkü gibi sağlamlığını korumaktadır. Plan projesi hazır olan bu temeller, hakiki toplum mühendislerini beklemektedir. Mesela bu planın bir bölümü olan Kur’anı Kerimin 31. Suresinde (Lokman Suresi) Öğretmenin kimliği ile öğrenciye öğretilecek olan konulardan bazılarına değinilmektedir. Bu surede Allah(c.c.) Hz. Lokman’ın (a.s.) diliyle Toplum mühendislerine seslenmekte, onlara nasıl davranmaları gerektiğini öğretmektedir.</p>
<p>Lokman(a.s.), Allahın beğendiğini söylediği bir toplum mühendisi idi. O, insanları küçümsemeyen, onları aldatmayan, sağlam karakterli, dürüst bir bilge idi. Varın siz ona Ezop Masalcısı deyin bir başkası bilmem ne desin bu söylenenler hiçbir Müslüman’ın umurunda olmaz. Zira Allah ona Lokman demektedir. Hem Şükretmesi için Allah ona bilgi ve ‘Hikmeti’ verdi. Hikmeti açmak gerekirse şayet; “üstün kavrama yeteneği, dinde derin bilgi, sağlam iş, salih amel, isabetli görüş, yerinde karar, az ve öz söylem” demektir. Demek ki eğitimcinin birinci vasfı çağdaş Lokman’lar olmak, bu niteliklere sahip olmaktır. Şayet Eğitmenler böyle olmazlarsa toplumun sahili selamete varması söz konusu bile olmaz. Allah korusun şirke bulaşmış olan her fert, kardeş katili olur. Kardeşin kurdu kesilir, bir diğerini boğazlamaya kalkar. Bu nedenle insanlarla ilgilenen her kim olursa olsun Lokman (a.s.) gibi sağlam bir akideye sahip olmak zorundadır. Ancak böyle sağlam şahsiyetlerle çocukların sağlam temelleri oluşturulabilir. En önemlisi sağlam karakterli fertlerden müteşekkil olan toplumların yıkılması çok zor olur.</p>
<p>“Münafığın alameti üçtür” der sevgili peygamberimiz(s.a.v.).”Konuştuğunda yalan söyler, emanete ihanet eder, sözünde hiç durmaz.” Münafık, mümin gibi görünen kâfir kişiye denir. Münafık yüreksizdir. Cesaret edip inananlara karşı inancını göstermez, ancak onlar gibi görünmeye çalışır. Namerttir de, daima koşturmaca halindedir. Bir yerde sabit durmaz. Önüne çıkan her rüzgârda savrulur. Karaktersizdir, kişiliği siliktir, gelişmemiştir. Kendini ifade edemez. Yalnız sinekler gibi daima mide bulandırır. Toplumu, ifsat etmek için var gücüyle uğraşır durur.</p>
<p>Ya müşrik? Elbette şirkin de alametleri vardır. Ayrıca İslam’ın en belirgin özelliği, mıknatısın ters kutupları gibi şirkle aynı ortamda bulunamamasıdır. Yine İslam’ın şirke ve müşriklere karşı verdiği amansız mücadele dillere destandır. Şirk, dolayısıyla müşrik çapulcudur, yıkıcıdır. Bunun aksine İslam, inşa eder. İslam Hak ise ki öyledir, şirk en büyük haksızlıktır; Allaha/Hakk’a hakkını teslim etmez. Bunu yaparken de yüzü hiç kızarmadan, pişkinlik eder. Zira ibadet edilmeye layık tek varlık olan Allah’ın yanına ya kendisini ya da bir başkasını koymaya çalışır. Bu ise gerçekten en büyük haksızlık hatta ahlaksızlık ve de saygısızlıktır. Şirkin bulaştığı bir bünyede ahlaki değerlerden eser bulunmaz. Şirkin bulunduğu bir ortamda fıtrata uygun davranışlar sergilenmez. Bu gibi ortamlarda insanlık da olmaz. Tabii olarak insanlığın olmadığı bu gibi ortamlarda ne huzur bulunur ne de mutluluk. Şirkin bulaştığı bir kişilik adeta, Allahın inşa ettiği bu koca evereni kazma küreklerle yıkmaya çalışır. Zaten bunun içindir ki Lokman (a.s.)ın evladını eğitirken söylediği ilk nasihati “evladım, şirkten uzak ol” olmuştur. “Allah’a saygılı ol. Onun inşa ettiğini sen yıkma” Der Lokman (a.s.)</p>
<p><strong>“Yavrucuğum, sakın Allaha şirk koşma! Çünkü şirk çok büyük bir zulümdür.”</strong></p>
<p>Pedagoglar, çocukların sekiz yaşına geldiklerinde hayat boyu yaşayacakları olan kişiliklerini oluşturduklarını söylerler. Buna göre bu yaşlardaki çocuklara şirki anlatmanın imkânı var mıdır? Henüz soyut düşünebilme seviyesinde olmayan bu gibi çocuklara şirk anlayışını, şirk kavramını nasıl öğretebiliriz? Şirki anlatma/öğretme imkânı, metodu var mıdır? Bu konu ile ilgili olarak daha birçok soru akla gelmektedir.</p>
<p>Semavi ve beşeri dinler arasında İslam’ın en büyük alameti, onun Tevhid inancına sahip olmasıdır. Aslında Kur’anı Kerime bakıldığında dünya tarihi “tevhid ile şirk” mücadelesiyle geçtiği görülecektir. Bu nedenle ‘Mümin, muvahhid’ olabilmek çok önemlidir. “La ilahe İllallah” diye formüle edilen bu iki kelime insanın varlık sebebidir. Bunu böyle belleyen her Müslüman, Allaha karşı görevini ifa etmiş ve en büyük zulmü ve haksızlığı yıkmış demektir. Hiç kimseyi ona ortak koşmamak demektir tevhid.  Aslında kişinin sadece Allahın varlığını kabul etmesi onun sağlam inancı için yeterli görülmemektedir. Zira Allahın hakkı, O’nu zatıyla, sıfatlarıyla, fiilleriyle; Onun Kur’an’da kendisini bildirdiği şekliyle bilmek gerektir. Farklı bir ifadeyle söylemek gerekirse; kişinin kendisini Müslüman olarak görmesi asla yeterli değildir. Önemli olan kişinin Kurandaki Müslümanlık tanımına uygun yaşamasıdır, uygun olmasıdır.</p>
<p>Tevhid inancı, en önce kişinin evrene ve evrendekilere olan yaklaşımını ifade eder. Evreni, kâinatı Allahın yaratmasına uygun olarak yeniden her fertte inşa etmektir tevhid. İslami şahsiyet tohumunun toprağa atılması demektir. Hz. Muhammed’in(s.a.v.), Hz. Ebu bekrin, Hz. Ömer’in, Hz. Ali’nin, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş-ı Velilerin ve benzerlerinin var olmasıdır tevhid. Bütün bu kişiliklerin söylem, eylem ve fikir boyutlarının çocuk şahsiyetine inkılâbıdır tevhid. Bu noktadan hareketle, Yaratıcı, Mabud olan Allah’a birileri ortak edilecekse bu çok büyük bir haksızlık olur. Alelade bir kedinin bir köpeğin (hâşâ) tanrı konumuna getirilmesi ile kişinin egosunu, sermayesini, tahtını, sarayını tanrı konumuna getirmesi bakımından fark etmez. Cürüm olarak bunların birbirinden farkı yoktur. Hele bu yapılanlar küçücük bir çocuğun gözleri önünde cereyan ediyorsa, o zaman felaket var demektir. Yani,  Allah korusun ya bu kişiler Babalık niteliğini haiz iseler?
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Flokman-suresinin-terbiyeye-bakan-yonusirk1%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/lokman-suresinin-terbiyeye-bakan-yonusirk1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evrimciler ve Bilim [Kurgu Senaryolar]</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/evrimciler-ve-bilim-kurgu-senaryolar/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/evrimciler-ve-bilim-kurgu-senaryolar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 10:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat Türker</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9826</guid>
		<description><![CDATA[Evrim literatürü bilim-kurgu film senaryolarını hatta çocuk öykü ve masallarını aratmayacak &#8220;işte öylesine hikayeler&#8221;le doludur. Bu senaryolar her ne kadar bilim-kurgu tarzında olsa da hemen hepsinde mizahî ve absürd lezzetler bulabilirsiniz.  Örneğin çağımızın tanınmış evrimcilerinden Louis Leakey&#8217;nin 20-30 bin yıl [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evrim literatürü bilim-kurgu film senaryolarını hatta çocuk öykü ve masallarını aratmayacak &#8220;işte öylesine hikayeler&#8221;le doludur. Bu senaryolar her ne kadar bilim-kurgu tarzında olsa da hemen hepsinde mizahî ve absürd lezzetler bulabilirsiniz.  Örneğin çağımızın tanınmış evrimcilerinden Louis Leakey&#8217;nin 20-30 bin yıl önce yaşayan sözde ilkel insanın günlük hayatını anlattığı senaryoya bir bakalım.  Okuduğunuzda Leakey&#8217;nin adeta senaryodaki &#8220;esas çocuk&#8221;un  günlüğünü bulmuş ve okumuş olabileceğini düşündüren hikaye şöyle:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Bir an için 20-30 bin yıl kadar geriye giderek bir kaya sığınağında yer alan olayları birbiri ardından izleyebildiğimizi farz edelim: Taş devrinde yaşamakta olan bir avcı, vadide o günkü avının peşindeyken birden tepedeki dik yarın yanında bir kaya sığınağı görür. Burası bir arslan veya mağara ayısının ini olabileceğinden veya buranın başka bir aile tarafından iskan edilmiş olma ihtimali bulunduğundan, büyük bir dikkat ile buraya tırmanır. Epey yaklaşıp, buranın boş olduğunu gördükten sonra içine girer ve iyice araştırır. Buranın şimdi ailece oturmakta oldukları ufak sığınaktan çok daha elverişli olduğuna karar veren avcı, ailenin diğer kişilerini de alıp buraya getirmeye gider. Bundan sonra ailenin yeni evlerine gelip, yerleştiklerini görürüz. Bu yeni evin ateşi, ya eski evden büyük bir dikkat ve itina ile getirilen birkaç kor parçasından veya tahtayı tahtaya sürtmek suretiyle yakılır. (Taş devri insanının ateşi nasıl elde ettiği tam olarak bilinmiyorsa da, en eski devirlerden beri ateşten yararlandıkları ve onu kullandığı bir gerçektir. Çünkü mağara ve kaya sığınaklarındaki hemen hemen bütün yerleşme katlarında, ocaklar, günlük hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkar.) Belki bundan sonra, ailenin bazı kişileri üzerlerinde yatacakları döşekleri hazırlamak üzere ot toplamaya gideceklerdir. Ailenin diğer kişileri ise civardaki çalı ve fundalıklardan dal kesip yerleştikleri bu yeni evin ön tarafına kaba bir çit yaparlar. Bu arada evdeki eşyalar yerleştirilir ve çeşitli hayvan postları getirilip, yerlere serilir. Bundan böyle artık aile yeni evlerine yerleşmiş olup, hayat devam eder. Yiyecek temini için erkekler vahşi hayvanları avlarlar. Kadınlar, av esnasında erkeklere yardım ettikleri gibi, yenecek meyveleri, kabuklu yemişleri ve kökleri toplarlar. (L.S.B.Leakey, İnsanın Ataları, Türk Tarih Kurumu Yayınları: Ankara, 1988, sf.8)</p>
<p>Bu anlatılanlar bir bilim-kurgu roman yazarı ya da film senaristine ait olsaydı itiraf edeyim yazarın hayal gücü nedeniyle beğenilebilirdi bile. Ancak bu cümleleri bir bilim adamından duymak insanı hayrete düşürüyor.</p>
<p>Elde ettiği bazı bulguları evrimci ön yargıyla değerlendiren bir bilim adamı, kendince birçok yorum yapabilir. Ancak bu yorumlar net bulgularla ve verilerle desteklenmediği sürece bilimsel değil bilim-kurgu hikayeler olarak kabul edilir. Dahası bugüne dek evrimcilerin yukarıdakine benzer hikayelerini destekler tek bir bilimsel bulgu yoktur.</p>
<p>Konuşamayan, hırıltılar çıkaran, mağarada yaşayan, giysi olarak post giyen, kaba aletlerle avlanan yarı insan yarı maymun varlıklar da yalnızca evrimcilerin hayallerinde ve hikayelerindedir. Bilim, insanın her zaman insan olarak var olduğunu gösterir. Dolayısıyla taş devri, maden devri gibi dönemler insanın evrim geçirdiği görüşünü empoze edebilmek için evrimcilerin kurguladığı senaryolardan biridir.</p>
<p>Bugün olduğu gibi geçmişte de aynı dönemde yaşayan toplumların teknolojik, medeniyet, sosyolojik ve kültürel düzeyleri birbirinden farklı olması doğaldır. İnsanlık tarihi boyunca tıpta, sanatta, mimarlıkta çok ileri düzeyde olan toplumların yanı sıra diğer toplumlarla hiçbir bağlantısı olmayan toplumlar da bulunur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evrimci bir dergide gördüğüm bir yazıyı paylaşmak istiyorum.Yazı Ender Helvacıoğlu&#8217;na ait. Geçmiş çağlardaki teknoloji ve bilime işaret eden bilimsel bulguları yazıyor ve teorisine ters düştüğü içindir ki kendince hepsini alaya alıyor. Yazısındaki bilimsel gerçeklerin bir kısmı şunlar:</p>
<p>Geçmiş medeniyetlere ait kalıntılar incelendiğinde, hava ulaşımının bildiğimiz tarihten çok daha eskilere kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Mayaların kalıntılarında, Mısır piramitlerindeki resimlerde, Sümer yazıtlarında ve Japonya&#8217;da bulunan kalıntılarda çeşitli uçak, planör, helikopter benzeri araçlara, pilot giysili heykellere sıkça rastlanmaktadır. Geçmiş medeniyetlerin hava ulaşımını kullandıklarına işaret eden delillerden biri, Mısır&#8217;da bulunan planör modelidir. Abydios Tapınağı&#8217;nın (Mısır) duvarlarında Dr. Ruth Hiver tarafından bulunan bu resimlerdeki araçların, günümüzde de kullanılan helikopter, jet ve uçak gibi araçlarla olan benzerliği dikkat çekicidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Antik Mısır&#8217;daki tıp sistemi:</p>
<p>- Çeşitli dallarda uzman hekimler bulunmaktaydı.</p>
<p>- Mısırlı doktorlar tam teçhizatlı laboratuarlarda çalışmaktaydılar.</p>
<p>- Antibiyotiğin farklı çeşitleri biliniyor ve tedavide kullanılıyordu.</p>
<p>- Ameliyatlarda yaralar dikişle kapatılıyordu.</p>
<p>Ayrıca cerrahi alet kutusu içinde büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazı toplumlar ise günümüzde hayal dahi edemeyeceğimiz yüksek teknolojiler kullanmıştır:</p>
<p>- MÖ 3200 yıllarında inşa edildiği söylenen Dublin yakınlarında Newgrange&#8217;deki taş yapıt yüksek inşaat teknikleri ve astronomi bilgisi gerektirmekteydi.</p>
<p>- İngiltere&#8217;deki Stongenhe (5000 yıl önce) belki de bizim bile tahmin edemeyeceğimiz bir teknoloji kullanılarak inşa edilmiştir.</p>
<p>- 11 bin yıl önce Göbekli Tepe&#8217;de yaşayan taş ustaları, eğe, levye, rende gibi metal aletler kullanıyordu.</p>
<p>- Peru&#8217;daki duvara ait taş blokların nasıl kesilip birbirlerine monte edildikleri anlaşılamamıştır. &#8211; Muhtemelen İnkalar döneminde bizim bugün hayal bile edemeyeceğimiz ileri bir teknoloji kullanılmıştır.</p>
<p>- Yunanistan&#8217;da Jupiter Tapınağı&#8217;ndaki büyük taşların madenden çıkarılıp taşınması, kullanılan inşaat makinelerinin gelişmişliğinin göstergesidir.</p>
<p>- Antik Mısır&#8217;da büyüteçle sayılabilen dokumalardaki ipliklerin inceliği, bugün makine ile dokunan ipek kumaşlar ayarındadır</p>
<p>- Mısır piramitlerinin inşasıyla ilgi sırlar bugünkü bilgiyle bile çözülemedi.</p>
<p>Buraya bir kısmını alabildiğim yazının altında, evrimci bir bilim adamının karşı tez olarak yazabildikleri ise yalnızca şunlar:</p>
<p>&#8220;Doğrusu insanın Firavunlar dönemine dönesi geliyor! &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilimin ortaya çıkardığı gerçekleri kendince alaycı bir dille anlatarak, altına sadece &#8220;Bu bir mizah yazısı değil. Benim öyle bir yeteneğim yok&#8221; diyebilmiş. Kendisine haksızlık yapmış Sayın Helvacıoğlu, çünkü bilime rağmen savunduğu evrimci görüşlerini anlatırken mizah yeteneklerine yakından tanık olduk, olmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Ancak yazının üslubu çirkin olan bölümleri de var. Örneğin Helvacıoğlu&#8217;nun bir paragrafta Hz. Süleyman dönemindeki gelişmiş teknolojiye, Hz. Davud&#8217;un demiri işlemeyi ve zırh sanatını çok iyi bildiğine, Hz. Zulkarneyn&#8217;in de betonarme teknolojisinden faydalandığına işaret eden Kur&#8217;an ayetlerini yazdıktan sonra altına düştüğü not.</p>
<p>&#8220;Bütün bunlardan, Nuh&#8217;un gemi inşaat, Süleyman&#8217;ın uçak ve petrol, Davut&#8217;un metalürji, Zulkarneyn&#8217;in de inşaat mühendisliği eğitimi aldıkları anlaşılıyor!&#8221; ifadesiyle, Kur&#8217;an ayetlerini kendince alaya alması.</p>
<p>Tarihin her döneminde gelişmiş ve geri kalmış toplumlar yaşamıştır. Bu da söz konusu gelişimin evrim süreci sonucu olmadığının kanıtıdır.  Kuşkusuz zaman içinde bilim ve teknoloji dahil her alanda büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Sürekli bir gelişim doğaldır. Ancak günümüz insanı ile binlerce yıl önce yaşayan insan arasında, fiziksel farklılıklar olmadığı gibi zeka ve yetenek yönünden de farklılık yoktur.</p>
<p>Evrim yanlıları her bulguyu evrimsel gelişim ön yargısıyla değerlendirirler. Buldukları bir diş üzerine Nebraska Adamı adını verdikleri yarı insan yarı maymun bir canlıyı, ailesiyle birlikte ve yaşadıkları ortamı da çizerek evrime delil olarak gösterecek kadar. Ancak bu hikayeyi, yazımın başında da söz ettiğim gibi bilimsel veriler ışığında değil, ideolojisi gereği anlatırlar. Diğer onlarca örneğinde de olduğu gibi.</p>
<p><strong>&#8220;Mağara Adamı&#8221; Evrimcilerin Delice Senaryolarından Biridir</strong></p>
<p>Evrimcilerin iddia ettikleri insanın evrimine dair cevaplayamadıkları binlerce sorudan biri ruhtur. İnsanı insan yapan, Allah&#8217;tan bir parça taşıyan ruhudur. Gördüğü manzaradan haz alan, dinlediği müziği beğenen, yediği tatlıyı lezzetli bulan insanın ruhudur.</p>
<p>Ruhun varlığı insanı Allah&#8217;a götürür ve evrimcilerin iddialarını tamamen çürütür. Onlar her ne kadar bilincin açıklanamayan bir gizem olduğunu söyleseler de ruh konusu apaçık bir gerçektir. Ve madde ile asla açıklanamayacak bir gerçektir.</p>
<p>İnanan insanlar için ölçü Kur&#8217;an&#8217;dır. Allah Kur’an’da, insanı düzgün bir şekilde yarattığını bildirir. Dolayısıyla mağarada oturan, homurdanarak ses çıkaran, ilkel ve maymun benzeri insanlar asla yaşamadı.</p>
<p>Bilimsel gerçekler, canlılığın tesadüfler sonucu ortaya çıktığını ileri süren evrim teorisini ve ilkelden gelişmişe doğru bir evrim sürecinin gerçekleştiği iddiasını tamamen geçersiz kılar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fevrimciler-ve-bilim-kurgu-senaryolar%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/evrimciler-ve-bilim-kurgu-senaryolar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mıhallemiler  Bu Akşam İMC TV&#8217;de</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mihallemiler-bu-aksam-imc-tvde/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mihallemiler-bu-aksam-imc-tvde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 06:16:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9822</guid>
		<description><![CDATA[Bugün (perşembe) akşam saat 21.45&#8242;te İMC TV&#8217;de Midyat, Mıhallemiler , ve Mıhallemi Derneği Başkanı aynı zamanda SİVİL DÜŞÜNCE yazarı olan Sayın Mehmet Ali Aslan konuk olacaklardır..Mehmet Ali Aslan&#8217;ı  mutlaka dinlemenizi öneririz..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün (perşembe) akşam saat 21.45&#8242;te İMC TV&#8217;de Midyat, Mıhallemiler , ve Mıhallemi Derneği Başkanı aynı zamanda SİVİL DÜŞÜNCE yazarı olan Sayın Mehmet Ali Aslan konuk olacaklardır..Mehmet Ali Aslan&#8217;ı  mutlaka dinlemenizi öneririz..
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fmihallemiler-bu-aksam-imc-tvde%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mihallemiler-bu-aksam-imc-tvde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Mehdi Tartışmalarına mütevazı bir katkı</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/din-ve-mehdi-tartismalarina-mutevazi-bir-katki/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/din-ve-mehdi-tartismalarina-mutevazi-bir-katki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 15:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9819</guid>
		<description><![CDATA[Umut Bulut İnsanlar mı dinden uzaklaşıyor, din mi insanlardan uzaklaştırılıyor? Büyük soru işte budur. Cevabından çok sorunun önem arz ettiği bir durum söz konusu burada… Din budur diyerek hemen hemen herkes kendi ağzını işaret ettikçe din adına bir Babil Sendromu [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Umut Bulut</em></strong></p>
<p><strong><em></em></strong>İnsanlar mı dinden uzaklaşıyor, din mi insanlardan uzaklaştırılıyor? Büyük soru işte budur. Cevabından çok sorunun önem arz ettiği bir durum söz konusu burada… Din budur diyerek hemen hemen herkes kendi ağzını işaret ettikçe din adına bir Babil Sendromu yaşanıyor bu toplumda. Hava da bulanık olunca insanların dini tercihlerini şekillendirmek isteyen çevreler kendilerine göre bir din algısı ve dindarlık tanımı üretiyorlar.</p>
<p>Geleneksel dini yorumlama biçimlerimiz ‘’resmi söylem ya da resmi din’’ denilerek paranteze alınınca, din adına istedikleri her aşıyı topluma şırınga etmeleri kolaylaşıyor. Alternatif dinler yedek tanrılar üretiyorlar gerektiğinde kullanılmak üzere… Bir şekilde içi boşaltılıp anlamsızlaştırdıkları İslam’ın doyuramadığı kitlelere onun yerine Budist kalıntısı/ uzantısı bir takım alternatif diye koyuyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlar din adına önlerine bir şeyin konulmasını bekliyor bir heyecan bir ruh katacak bir şey olsun adına ne demiş olursanız olun hiç fark etmiyor. Bu sadece bu günün meselesi de değil tarih boyunca Hıristiyan papazlar kitlelerin önüne büyük büyük yalanlar atmışlar kendi bağlılarını kilisede tutabilmek için. Boşalan kiliseleri yeniden doldurmak için her dönemde kıyamet geliyor diye tarih ve saat vererek kitleleri korkutmak mecburiyetinde kalmışlar.</p>
<p>Durmuş durmuşlar insanlara akla hayale gelmeyecek yalanlar uydurmuşlar. Şimdi bile yok Fatima’nın sırrı yok bilmem kıyamet saati gibi aklın mantığın almayacağı ama insanların kolay inanacağı yalanları söylemişler.</p>
<p>Aynı şey günümüz İslami cemaatleri için de geçerli ki müşterisini kaybetme korkusu taşıyan esnaf gibi yeni ve cazip kampanyalar yapma telaşı taşımaktadırlar.  Mehdi geliyor geldi gelecek gibi kendi cemaatlerini sık ve düzgün tutabilmeye matuf bir takım çıkışları mecburen yapmaktadırlar. Cemaatin önüne inanabilecekleri büyük yalanlar koymak durumunda kalıyorlar.</p>
<p>Sahih kaynakların içinin boşaltılmasıyla toplum içinde uçtu kaçtı hikâyeler itibar kazanıyor. Bir anlamda geleneğin ortaya koyduğu tatsız tuzsuz ruhsuz hakikat hiçbir anlam ifade etmezken, insanlara heyecan ve umut pompalayan yalanlar insanlar için daha kullanışlı bir hal alıyor. Daha açık ifade edecek olursak hakikatin bayrağını yukarıda tutmak isteyen birinin yapabileceği pek bir şey yok bu saatten sonra.</p>
<p>Geleneğin kendini yeniden üretemediği yerde eski metinler kısa zamanda tüketilip ucuzlatılıyor. Sinema sanatçılarının belli bir zaman sonra yüzlerinin eskimesi gibi karizmatik dini liderlerin de belli bir saatten sonra yüzleri ve sözleri eskiyor anlamını yitirmeye başlıyor.  Kitleler yeni ve değişik liderler peşinden hiç sorgulamadan gitme ihtiyacı hissediyor.</p>
<p>Geleneği silsilesi olan oturmuş yerleşmiş bir anlamda kökleşmiş cemaat liderleri etkilerini kaybederken, hiçbir köke ve kaynağa başlı olmayan aniden çıkıp ortalığı sallayıp savuran insanlar rağbet görebiliyor.</p>
<p>Teneke çalan mahallenin delisi etrafına bir kalabalık toplar mı toplamaz mı? Kalabalıkların alkışlıyor olması insanların peşine takılmalarını meşrulaştıracak bir gerekçe olamaz.  Kalabalığı toplamak bir anlamıyla lazımdır ama dini bir meşruiyet için kâfi değildir.</p>
<p>Mehdi geldi geliyor gibi sapır saçma iddiaların ne dini ne entelektüel anlamda anlamlı bir karşılığı yoktur. Bu insanlar bu türden saçma sapan şeylere neden inanabiliyor diye şikâyet etmek yerine galiba kendimize bir büyük soruyu sormamız gerekiyor. Bunun yerine biz ne koyabiliyoruz?
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fdin-ve-mehdi-tartismalarina-mutevazi-bir-katki%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/din-ve-mehdi-tartismalarina-mutevazi-bir-katki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cocuklardan-ozur-diliyorum/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cocuklardan-ozur-diliyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 14:34:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9815</guid>
		<description><![CDATA[MAHMUT CANTEKİN Silah fabrikalarının yerinde; çocuk maması, çocuk bezi, çocuk oyuncakları fabrikaları olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum… Dünya’daki tüm askeri alanların yerinde; palmiye, çam, çınar, akasya, ceviz, badem, salkımsöğüt, kavak, kestane, dut, [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MAHMUT CANTEKİN</p>
<p>Silah fabrikalarının yerinde; çocuk maması, çocuk bezi, çocuk oyuncakları fabrikaları olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Dünya’daki tüm askeri alanların yerinde; palmiye, çam, çınar, akasya, ceviz, badem, salkımsöğüt, kavak, kestane, dut, yenidünya, muz, kayısı, şeftali, elma, erik, portakal, mandalina, limon ve bin bir çeşit ağaçlarla bezenmiş parkları olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Dünya’daki tüm savaş alanlarının yerinde; gül, sümbül, menekşe, nergis, papatya, karanfil, açalya, begonya, çiğdem, erguvan, lale, fulya, kasımpatı, leylâk, nilüfer, orkide, sarmaşık, yasemin, zambak ve bin bir çeşit çiçeklerle bezenmiş oyun alanları olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Bütün Dünya halklarının eşit, özgür, mutlu ve sağlıklı olduğu, kardeşçe yaşadığı, sınıfsız ve sömürüsüz bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Her şey insanlar için diyen, kimsenin dilinden, dininden, ırkından, renginden, inancından, yaşam tarzından ve cinsiyetinden dolayı horlanmadığı, ezilmediği, ötekileştirilmediği, öldürülmediği, doğduğu topraklardan sürülmediği, malının ve mülkünün talan edilmediği bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Sınırların ortadan kalktığı, pasaportların çöpe atıldığı, sabah, öğle, akşam yemeklerine değişik coğrafyalarda masalar, bu sofralara değişik kültürlerin tatlarının servis yapıldığı bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Yedi kıtada bütün çocuklara ve gençlere parasız, kaliteli ve çağdaş bir eğitim sistemi olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>Yedi kıtada bütün insanlara sağlık sorunlarında parasız kucak açan, bütün teknik donanımları olan, iyi yetişmiş sağlık elemanları bulunduran, dertlere derman sağlık sistemi olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>İş peşinde koşan, her işi yaparım diyen, bulduğu işte karın tokluğuna bir köle gibi çalıştıran insanlara; yeteneklerine göre iş, insanca yaşamlarını sürdürecekleri kadar maaş, bedenlerinin ve beyinlerinin posasını çıkartmayacak iş saatleri olan bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güzel düşlerin rüzgârı ile sarhoş olmuştuk…</p>
<p>Yeni bir Dünya kuracaktık…</p>
<p>Sizleri güzel yarınlarda büyütecektik&#8230;</p>
<p>Bizler bu kavgada yenildik&#8230;</p>
<p>Hepimiz çok gençtik… Tecrübesizdik… Aceleciydik… Ve saftık&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sermaye sahibi egemenler ve işbirlikçileri bin yılların tecrübesiyle donanmışlardı…</p>
<p>Bin bir entrikayla, hileyle ve kalleşlikle bizi yendiler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Safımızda olması gerekenler darmadağınıktı…</p>
<p>Cellâdına âşık olanlarımız vardı…</p>
<p>Kendini sömürene midesiyle bağlı olanlar çıkarcılarımız vardı…</p>
<p>Bir aferine kendini satanlarımız, egemenlerin yalanlarını doğru sananlarımız, rahatım bozulmasın diyenlerimiz, Derin uykudan uyanmayanlarımız vardı…</p>
<p>Küçük burjuva kişiliğimizden kaynaklanan kariyerizm hastalığımız doruktaydı…</p>
<p>Fraksiyonlarımız ve her fraksiyonun müride dönüşen militanları vardı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizler bu kavgada yenildik&#8230;</p>
<p>Sizlere güzel günler, mutlu yarınlar bırakamadık&#8230;</p>
<p>Bu kirletilmiş, kokuşmuş, adaletsiz Dünya’ da sizi bin bir sorunla baş başa bıraktık…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Paranın değil insanlığın; güzelliğin, bolluk ve bereketin, eşitlik ve adaletin, özgürlük ve merhametin olduğu bir Dünya kuramadığımız için bütün halkların çocuklarından ve kendi çocuklarımdan özür diliyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir gün mutlaka düşlerimiz gerçek olacaktır…</p>
<p>Mağarada yaşayan, çiğ et yiyen insanoğlu ateşi buldu…</p>
<p>Dumanla haberleşenler, haberleşmede çağ atladılar…</p>
<p>Yollarda yaya yürüyenler otomobili, uçağı icat ettiler…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanoğlunun dününü ve bu gününü karşılaştıranlar, yarınlarda daha güzel günler olacağını bilirler…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm kavga, güzel yarınlara bir an önce kavuşmanın kavgasıdır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güzelliğin, bolluk ve bereketin, eşitlik ve adaletin, özgürlük ve merhametin olduğu bir Dünya, bir gün mutlaka gerçek olacaktır…</p>
<p>Bütün halkların çocuklarının ve kendi çocuklarımın O güzel günlerin tadını bir an önce tatmasını dilerim…</p>
<p>&nbsp;</p>
<div> MAHMUT CANTEKİN</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fcocuklardan-ozur-diliyorum%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cocuklardan-ozur-diliyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNŞA FİKRİ-5-</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-5/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-5/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 13:21:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haki Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haki Demir]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9812</guid>
		<description><![CDATA[İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır. İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır.</p>
<p>İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti başlamaz, başlatılamaz, başlatılabilirse de neticeye ulaşmaz. Bir müessese inşa etmenin ilk şartı, o müessesenin “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği üretilemeyen müessesenin inşa faaliyetine başlanması, suya yazı yazmak gibidir. Müessesenin gerçeklik kavrayışı, o müessesenin “gerçekleştirilebilir” olduğunu gösteren fikri çerçevedir.</p>
<p>Fikrin “gerçek” haline gelebilmesini mümkün kılan nazari unsur, gerçeklik kavrayışıdır. Gerçeklik kavrayışının nihai kaynağı imandır ama akıl tarafından üretilir. İman, gerçeklik kavrayışını üretmek için kafi değildir. Zaten gerçeklik kavrayışı, aklın “gerçekleştirebilme maharetidir”. Aklın “gerçek” muamelesi yapmadığı hiçbir fikir, gerçeklik dünyasına çıkamaz. Müslümanların bu günkü hazin durumlarının mühim sebeplerinden biri budur. İman ediyorlar ama imanlarının “gerçekliğini” üretemiyorlar. Bu sebeple iman ile hayat arasındaki mesafe açılmış durumda.</p>
<p>Hayatın altyapısını batı medeniyetinin ürettiği bu günün dünyasında, başka bir medeniyetin mana yekunu için altyapı oluşturmak fevkalade zordur. Hayatın tüm altyapısını bir anda değiştirmek kabil olmadığına göre, inşa edilecek her İslami müessese için bir gerçeklik üretmek şarttır. Her müessesenin gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği hayatta yerini aldıkça hayatın altyapısı değişmeye başlayacaktır.</p>
<p>Hayatın altyapısını keskin hamlelerle ve kestirme yollarla değiştirme usulleri var, ihtilal gibi… Kuvvet, hayatın altyapısını kuran temel unsurlardan biridir ve “gerçeklik kavrayışının” mühim kaynaklarından biridir. İhtilallerde hayata abanan “büyük kuvvetlerin” dönüştürücü tesirini inkar kabil değil. Buna mukabil hayatın tabiatına muvafık inşa faaliyetinin tesiri ise daha derin ve daha uzun solukludur. İhtilal, hayatın altyapısına ve gerçeklik kavrayışına “şok” etkisi yapan bir müdahaledir ve hızlı değişimi başlatabilir. Fakat ihtilali inşa faaliyeti takip etmezse ne kadar kuvvetli olursa olsun tesiri satıhta kalır ve devam etmez. Bu sebeple ihtilal fikri müstakil fikirlerden değil, inşa fikrinin mütemmimidir.</p>
<p>*</p>
<p>Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışını kolay üretmenin bir yolu, mevcut gerçekliğin ve gerçeklik kavrayışının en zayıf olduğu halkaya yönelmektir. Gerçeklik zayıfladığında, gerçeklik kavrayışı da zayıflar.</p>
<p>Gerçekliğin iki tane muhkem mevzii var. İman ve ihtiyaç… Halk hayatı imanla değil, ihtiyaçla yaşar, iman eder ama ihtiyacının peşine düşer. Öncü kadroların muhkem gerçeklik mevzii iman, halkın muhkem gerçeklik mevzii ise ihtiyaçtır. Halk ihtiyacın peşinden gider ve hayat o alanda yoğunlaşır. İhtiyaç en katı gerçektir ve ihtiyacın karşılanamadığı alan, gerçeklik kavrayışının en zayıf halkasıdır. Öyleyse inşa edilecek müesseseler, karşılanamayan ihtiyaçların, çözülemeyen problemlerin kaynaştığı alanlardır. Bu alanlarda inşa edilecek müesseseler, gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı üretmek durumunda kalmazlar. Daha doğru ifadeyle, bir ihtiyaç ne kadar artmışsa ve mevcut müesses nizam o ihtiyacı karşılamakta ne kadar zayıf düşmüşse, inşa faaliyeti, gerçeklik kavrayışı üretmek zorunda kalmaz.</p>
<p>Müesses nizamın en zayıf olduğu alanlar, muhalif fikirlerin en kuvvetli olduğu, olabileceği alanlardır. Müesses nizamın ne kuvvetli olduğu alanda onunla mücadele etmek, stratejik ahmaklıktır. Kuvvetteki cazibe, gerçeklik kavrayışının çelik zırhıdır. Bu mevzie taarruz, yel değirmenlerine saldırmaktır. Müesses nizamın zayıf halkalarında inşa edilecek müesseselerin toplamı, halkta, muhalif (alternatif) gerçeklik kavrayışını oluşturana kadar, cepheden taarruz etmek, ahmaklığın şahikasıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Finsa-fikri-5%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs Az Kalsın Atatürk&#8217;ün Ölüm Tarihi Olacaktı</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayis-az-kalsin-ataturkun-olum-tarihi-olacakti/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayis-az-kalsin-ataturkun-olum-tarihi-olacakti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:29:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9809</guid>
		<description><![CDATA[19 Mayıs 1919, işgal güçlerine karşı başlatılan “Milli Kıyamın”en büyük ve en mühim hadisesidir. Fakat Milli Mücadele bununla başlamış değildir. Çünkü Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından daha evvel  pek çok paşa, bu mukaddes vazife için Anadolu’ya çıkmış ve vazife yerine yerleşmişti. [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">19 Mayıs 1919, işgal güçlerine karşı başlatılan <strong>“Milli Kıyamın”</strong>en büyük ve en mühim hadisesidir. Fakat Milli Mücadele bununla başlamış değildir. <strong>Çünkü Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından daha evvel  pek çok paşa, bu mukaddes vazife için Anadolu’ya çıkmış ve vazife yerine yerleşmişti. Üstelik memleketin her şehrinde “Kuva-i Milliye” grupları vardı ve bu milli birlikler, işgal orduları ile çatışmalara giriyordu. Yani Milli mücadele için Anadolu’ya ilk çıkan paşa Mustafa Kemal değil, 6 Nisan 1919’da Erzurum’a giden Kâzım Karabekir Paşa’dır. Anadolu’ya geçen son paşa ise Mustafa Kemal’dir.</strong></span></span></p>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Yakın tarihimizde Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması ile ilgili bilinmeyen hakikatler ne yazık ki halâ mevcuttur. Bütün tarihçilerimiz “Bandırma Vapurunun” eski mi, yeni mi olduğu tartışmasını yapar da, ne hikmetse İçinde Mustafa Kemal’in de bulunduğu “Bandırma Vapuru”nun İngilizler tarafından batırılacağının Mustafa Kemal Paşa’ya kim tarafından haber verildiğini açıklamaz…   </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">16 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Samsun’a gidecek olan kumanda heyeti teşekkül etmiş. Herkes ailesiyle sanki bir daha hiç görüşmeyeceklermiş gibi vedalaşmıştır. O günlerde İngilizler de büyük bir hazırlığın içerisindedir. Bu hazırlık kapsamında, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a götürecek olan “Bandırma Vapuru”nu Karadeniz’in açıklarında batıracaklardır. Malaya zırhlısı kumandanına, General Harrıngton tarafından son görevi tebliğ edilir ; “İçinde Mustafa Kemal’inde bulunduğu Bandırma Vapuru Karadeniz açıklarında hiçbir iz bırakmadan batırılacak…” </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong> </strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Sultan Vahideddin’in büyük damadı olan İsmail Hakkı Okday</strong>, Türk ve İngiliz iş adamlarının da katıldığı Beyoğlu’nun “Tokatlıyan” oteli’ndeki bir toplantıya davetlidir. Bu toplantıda kafalar iyice dumanlandığı sıralarda çok saygın misafirlerle aynı zamanda <strong>Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun’a gitmek için vizesine onay veren İngiliz istihbarat subayı</strong> (evet Mustafa Kemal Samsun’a bir İngiliz Yüzbaşısının verdiği onay ile gitti.) <strong>İşkenceci John Bennedıt Godolphın</strong> çıkagelmiştir. İçkiyi de biraz fazla kaçırdığı sıralarda damat İsmail Hakkı Beyin de bulunduğu gurubun yanında korkunç haberi ağzından kaçırır;  </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">“…Yarın bir Türk paşası, yanında kalabalık bir misyon ile ordu müfettişi olarak Anadolu’ya hareket edecektir. Bugün vizelerini imzaladım. Yarın öğleyin yola çıkıyorlar. Ancak hedeflerini ulaşamayacaklar. Çünkü onları Karadeniz’in azgın dalgaları arasına gömeceğiz. (19 Mayıs 1919 günü Samsun’a Mustafa Kemal Paşa ile beraber tam 48 subay daha çıkacaktır. Gemi mürettebatıyla beraber bu rakam 72’yi bulacaktır. Yani tek başına ve pusulası bile bozuk bir gemi ile değil…)  </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Bu arada Mustafa Kemal Paşa ertesi gün hareket edecektir.Yani zaman çok dardır. Kendisine ulaşılması için bir mucize gereklidir.O mucize de gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı Rauf Orbay bulunur. Bir gün sonra Mustafa Kemal ile vedalaşacaktır. Bunu öğrenen İsmail Hakkı bey derhal harekete geçer. Son dakikada Rauf Orbay’a ulaşmayı başarır. Bu durumdan padişah Vahideddin Han’ın da haberdar olduğunu hatıralarında kaydeden İsmail Hakkı Bey, Rauf Bey’e bu korkunç haberi aktardığında her ikisi de heyecan içindedir. Milletin son ümidi de yok edilmek istenmektedir. Nihayet Galata Rıhtımından Bandırma Vapuruna gitmek için kayığa binmekte olan Mustafa Kemal’e Rauf Bey durumu anlatır. Haberi öğrenen Mustafa Kemal Paşa bir an düşünür; ve der ki ; </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">“… Beni İstanbul’dan hareket etmeden tutuklayabilir, ya da öldürebilirler. Fakat niçin Karadeniz’de yok etmeyi düşünsünler ki? Evet bunlar benimle beraber Türkiye’yi kurtaracak olan heyeti de yok etmek hedefindedirler.”  </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Mustafa Kemal Paşa, Sultan Mehmet Vahideddin Han’ın damadı olan İsmail Hakkı Okday kaynaklı bu istihbarî bilgiyi değerlendirmiş, ve Bandırma’nın kaptanına hep kıyıya yakın gitmesi emirini vermiştir. Kıyıya 10-15 metre açıklıkta giden Bandırma vapurunu Karadeniz’in iç taraflarında arayan “Malaya” zırhlısı aradığını bulamamış ve geri dönmüştür.<br />
Sonraki zamanlarda Mustafa Kemal Paşa hatıralarında bu hadiseyi anlatacak ve;  </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"> “… Bandırma Vapuruna suikast yapılıp batırılacağı gerçeğini bize padişah damadı bildirdi” diyecektir.</span></span></div>
<div><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Verdana;">Allah her zaman doğrunun yanında olmuştur elhamdülillah. Eğer damat İsmail Hakkı Okday bu bilgiye ulaşamasaydı, ve eğer Bandırma gemisi açıktan gitseydi de, Malaya tarafından batırılsaydı, bizim için 19 mayıs tarihi ne ifade edecekti acaba… Kim bilir belki bir “hiç” i… Bir de kaç kişi biliyor acaba Bandırma vapurunun akıbetini… Milli Mücadele tarihinde çok mühim bir rol üstlenen Bandırma Vapuru Cumhuriyet’ten sonra bir çelik tüccarına satılır. O da Bu şanlı vapuru “JİLET” fabrikasında parçalatıp jilet yaptırır… Evet yanlış okumadınız jilet. Biz tarihimize jilet kadar önem veren bir millet olduk. Yazık, çok yazık… Kaynaklar ışığında gerçeği, yalnızca gerçeği bu köşeden aktarmaya devam edeceğim</p>
<p>Selam ve Muhabbetle&#8230;.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">KAYNAKLAR;<br />
1- Son İmparator Vahdettin, Timuçin Mert, Karakutu yayınları, 3. baskı, sayfa 96-97-98-99<br />
2- Şahbaba, Murat Bardakçı, Gri yayınları, 4. baskı, sayfa 125-144 </span></span></span>&nbsp;</p>
</div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">3-Son Padişah Vahdettin, Yılmaz Çetiner, Milliyet Gazetesi yayınları, 7. baskı, sayfa 150<br />
4-Yanya’dan Ankara’ya, İsmail Hakkı Okday, Sebil yayınları, sayfa 420-421-422</span></span></div>
<div>Ahmet ANAPALI | habervakti</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2F19-mayis-az-kalsin-ataturkun-olum-tarihi-olacakti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayis-az-kalsin-ataturkun-olum-tarihi-olacakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şampiyon vandalizm</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sampiyon-vandalizm/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sampiyon-vandalizm/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Faruk Gergerlioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9805</guid>
		<description><![CDATA[Şike tartışmaları, devlerin aralarındaki çekişmeleriyle  “şıracının şahidi bozacı” sözüne uygun bir şekilde yürüyor. Üzerinden büyük rant edilmiş ve olağan hale getirilmiş şike olayları ile büyük bir kirliliğin içindeki futbol sektörü tutunca elinizde kalan bir son durum yaşıyor. Ülke siyasetinin kirliliğinin yansıması futbolda da yaşanıyor.Bir de büyükparalarla muhatap olunan alanda futbolda ahlak bozukluğunun toplumu ne halegetirebileceğinin göstergesi son olaylar.Şike soruşturmasının iç piyasada sonlandırılma ihtimali olsaydı hiç şüpheniz olmasın herkesin memnun kalacağı ama hukukun boynu bükük bir şekilde kalacağı bir sonla biteceği kaçınılmazdı. Uluslar arası bir boyut kazanınca içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı. [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şike tartışmaları, devlerin aralarındaki çekişmeleriyle  “şıracının şahidi bozacı” sözüne uygun bir şekilde yürüyor. Üzerinden büyük rant edilmiş ve olağan hale getirilmiş şike olayları ile büyük bir kirliliğin içindeki futbol sektörü tutunca elinizde kalan bir son durum yaşıyor.</p>
<p>Ülke siyasetinin kirliliğinin yansıması futbolda da yaşanıyor.Bir de büyükparalarla muhatap olunan alanda futbolda ahlak bozukluğunun toplumu ne halegetirebileceğinin göstergesi son olaylar.Şike soruşturmasının iç piyasada sonlandırılma ihtimali olsaydı hiç şüpheniz olmasın herkesin memnun kalacağı ama hukukun boynu bükük bir şekilde kalacağı bir sonla biteceği kaçınılmazdı. Uluslar arası bir boyut kazanınca içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı. Böyle olması da çok iyi. Kol kırılıp yende kalmadı.Hukukun uluslararası olması aslında adalet açısından her zaman daha doğru sonuçlar sağlayabiliyor.</p>
<p>ster istemez herkesin gündeminde olan derbi maçın beklendiğinin aksine ev sahibi takımın aleyhine bitmesi aslında futbolun Türkiye’de ne olduğunu bize tekrar gösterdi. Bunu derken dünyanın farklı olduğunu söylemiyoruz. Yıllardır hoş görülen holiganlık, fanatizm, taraftarlık ruhu vb. ile anlatılan çılgınlık hali son zamanlarda artık herkesin nefret ettiği bir boyuta geldi. “Heyecanlarını yenemeyen mağdur takımın taraftarları” muamelesi görmeden bu kişiler hak ettikleri cezayı almalıdır.Şu veya bu takım demeden toplumun her kesimi ahlaka prim verirse şımarıklıklar yaşanmayacaktır.</p>
<p>Türkiye’de son yıllarda yıllardır çoğunlukla zayıflara gücü yeten yargı bir parça güçlülere de dokundu. Ülkenin generalleri içeride, futbol sektörünün devleri tutuklu. Bunlar hiç şüphesiz önemli gelişmeler. Tüm toplum hangi takımı tutuyorsa tutsun olumlu gelişmeleryönünde müdahil olmalıdır.</p>
<p>Takımların birbirleri ile futbolcuların bir diğeri ile ilişkisi siyasetteki kayıkçı kavgalarından çok farklı değil. Siyasette ve futbolda ahlakın olamayacağını, ancak bir hayal olduğunu düşünüyorsanız yanılgı içindesiniz. Ahlaki bir uyarının güçlü bir şekilde yapılması parailişkilerinden en önemsiz ayrıntıya kadar yeni bir hali sağlayabilir, umutsuzluğa düşmemek gerekir.</p>
<p>Türkiye’de siyasette futbol da gücün elinde. Ama son zamanlarda gerek siyasetin içindeki rant peşindeki yönelişler gerekse de futboldaki yönelişler iyice ortaya çıkmaya başladı. Yıllardır güç gösterme aygıtı olan bu sektörler son zamanlarda ahlaki bir baskı altında. Bunu devam ettirmek bu toplumda yaşayan herkesin boynunun borcu olmalıdır. “Siyaset ve futbolun kirlilikleri ile uğraşmıyorum, onları ıslah etme gibi bir sorunum da yok” diyebilirsiniz ama bu toplumda yaşıyorsanız hastalığın her türlüsü hakkında yaklaşımlarda bulunmak zorundasınız. Toptan kabul veya red hadisesi kabul edilebilecek bir yöneliş değildir.</p>
<p>Hukukun üstünlüğü ve iyiliğin kazanmasını arzu ediyorsanız her alana müdahil olup,  olması gerekenleri söylemeye çalışmalısınız.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fsampiyon-vandalizm%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sampiyon-vandalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğretmen Sorunları İlk Kez Kitap Oldu!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/ogretmen-sorunlari-ilk-kez-kitap-oldu/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/ogretmen-sorunlari-ilk-kez-kitap-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 17:17:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9796</guid>
		<description><![CDATA[Eğitimci ve Araştırmacı Genç Yazar İkram BAĞCI tarafından &#8216;Bir dokun bin öğretmenden işit&#8217; adlı öğretmen sorunlarını ilk kez dile getiren bir kitap çalışması yapıldı.İkram Bağcı aynı zamanda  sitemizin ve Sivil Eğitim&#8217;in yazarıdır. Sivil Düşünce olarak yazarımızı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.Öğretmen [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Eğitimci ve Araştırmacı Genç Yazar İkram BAĞCI tarafından &#8216;Bir dokun bin öğretmenden işit&#8217; adlı öğretmen sorunlarını ilk kez dile getiren bir kitap çalışması yapıldı.İkram Bağcı aynı zamanda  sitemizin ve Sivil Eğitim&#8217;in yazarıdır. Sivil Düşünce olarak yazarımızı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.Öğretmen sorunlarını her açıdan ele alan bu eserde;</div>
<div></div>
<p><strong>1-</strong>Atama bekleyen öğretmenlerin sorunları ve çalışmaları<br />
<strong>2-</strong>Görevde olan öğretmenlerin sorunları (Mobbing-tükenmişlik-ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlar)<br />
<strong>3-</strong>Emekli öğretmenlerin sorunları ve durumu<img title="Daha fazla..." src="http://www.sivilegitim.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><br />
<strong>4-</strong>Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenler<br />
<strong>5-</strong>Eğitim ile terör ilişkisi ve şehit öğretmenler<br />
<strong>6-</strong>Fatih projesi ve öğretmen<br />
<strong>7-</strong>Öğretmen sorunları anket sonuçları<br />
<strong>8-</strong>Öğretmenlik mesleğinin geçmişi ve önemi  gibi konular görsel unsurlarla desteklenerek incelenmiş.</p>
<p>İkram BAĞCI bu çalışmayı yapmasının asıl sebebi olarak Anayasa çalışmalarından sonraki yönetmenlik açısından öğretmen sorunlarını düzeltmek amacıyla yol göstermek olduğunu söyledi. Bunun yanında Şehit olan ve Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenlerle, İntihar eden öğretmenlerin anısına ithafen bu çalışmayı oluşturduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>27 Mayıs 2012 tarihinden itibaren tüm kitapçılarda..</strong></p>
<p><img class="alignleft" title="kitap kapak resmi" src="http://www.sivilegitim.com/wp-content/uploads/2012/05/kitap-kapak-resmi-640x1024.jpg" alt="" width="493" height="789" />
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fogretmen-sorunlari-ilk-kez-kitap-oldu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/ogretmen-sorunlari-ilk-kez-kitap-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>7.SineMardin &#8221;sokak&#8221; festival şöleni başlıyor!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sinemardin-sokak-festival-soleni-basliyor/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sinemardin-sokak-festival-soleni-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 13:51:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9789</guid>
		<description><![CDATA[Bu sene 7. Düzenlenecek olan SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali, 8 ila 15 Haziran tarihleri arasında uluslararası ölçekte sinemaseverlerle buluşacak. Her sene festivale daha ayrı bir soluk getiren SineMardin, sineması olmayan şehirde festival yaparak bir ilke imza atmıştı. Gerçekleştirdiği ilk [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene 7. Düzenlenecek olan SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali, 8 ila 15 Haziran tarihleri arasında uluslararası ölçekte sinemaseverlerle buluşacak. Her sene festivale daha ayrı bir soluk getiren SineMardin, sineması olmayan şehirde festival yaparak bir ilke imza atmıştı.</p>
<p>Gerçekleştirdiği ilk festivali akabinde Mardin’e sinema salonu kazandıran SineMardin, bir ilke daha imza atarak Mardin Film Ofisini kurdu. Bölgede sinemaya meraklı genç sinemacıları destelemek ve film çekmeye teşvik etmek amacıyla SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali ve Mardin Film Ofisi iş birliği ile proje destek fonu açarak gençleri kucaklıyor. Mardin’li genç sinemacıların yararlanabilecekleri SineMardin destek fonuna, 31 Aralık 2012 tarihine kadar başvuru yapılabilecek.</p>
<p>Mardin Film Ofisi  gerçekleştirilecek olan SineMardin kapsamında, her sene olduğu gibi bu sene de  film analizleri, kurgu, senaryo ve atölye çalışmaları yapılacak.</p>
<p>Sinemardin’in bu seneki teması “sokak” olacak. Türkiye’nin senaryo kimliğini taşıyan tek film festivali olan SineMardin’in temel amacı; Mardin’in sinemayla alakalı altyapısının ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtılması ve genç sinemaya destek vermek olacak. Her sene olduğu gibi bu sene de yerli ve yabancı olmak üzere kendi alanında iyi filmlere imza atmış olan yönetmenler festivaldeki yerlerini alacaklar. Yönetmenlerin ödüllü filmleri Mardinli sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.</p>
<p>SineMardin kapsamında, film gösterimleri ile etkinliklerin tamamından Mardin halkı ücretsiz olarak yararlanabilecek. SineMardin gösterim programında genç sinemaya özel bir bölüm açıyor. İlk uzun metraj filmlerin yer alacağı bölümde gösterimler, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek. Emin Alper, Tayfur Aydın, Veli Kahraman, Orçun Benli, Mizgin Müjde Arslan ve Hasan Tolga Pulat yanı sıra Ahmad Abdal da yer alacak.</p>
<p>İstanbul Film Festivali’nin galipleri Tepenin Ardı ve Yeraltı filmlerinin yönetmenleri Emin Alper ve Zeki Demirkubuz SineMardin’de olacaklar.</p>
<p>6.SineMardin’de Bahman Ghobadi’yi konuk eden SineMardin, bu yıl İran sinemasını dünyaya tanıtan ünlü yönetmen Majid Majidi’yi konuk edecek. Serçelerin Sesi, Cennetin Çocukları ve Baran filmlerinden oluşan özel gösterimlerde Mardinli sinemaseverlerle buluşacak Majidi film söyleşisi yaparak sinemaseverlerle buluşacak. SineMardin bu sene ayrıca İşçi Filmleri Festivali ile ortak bir program hazırlayacak. Fatin Kanat’ın katılımıyla gerçekleştirilecek olan ortak çalışmada ‘’İtalyan Gerçekçi Sineması’’ başlığı altında sunumu olacak. Ayrıca TV’den tanıdığımız Behzat Ç ve ekibi de SineMardin’de olacak.</p>
<p>7.Sinemardin Uluslararası Mardin Film Festivali, diğer festivallerden farklı olarak kısa ve belgesel filmleri Mardin’li sinemaseverlerin beğenisine sunacak. Festivalde birinci olacak filmlerin jürisi Mardin halkı olacak.</p>
<p>‘’Sokak’’ temalı Sinemardin, sokak gösterimleri ile çocuklara film ve animasyon seyirlikleri yapmanın yanı sıra  ‘gezici çocuk filmleri’ ile Mardin ve ilçelerini gezerek, çocukları sinemaya doyuracak.</p>
<p>Her sene olduğu gibi bu sene de şenlik havasında geçecek dolu dolu bir festival Mardin halkını bekliyor…</p>
<p><strong>Semra Polat/Sivil Düşünce-Haber</strong>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fsinemardin-sokak-festival-soleni-basliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/sinemardin-sokak-festival-soleni-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cemaatçi solun şiddetle imtihanı</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaatci-solun-siddetle-imtihani/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaatci-solun-siddetle-imtihani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 09:22:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9785</guid>
		<description><![CDATA[Halil Berktay&#8217;ın 1 Mayıs 1977&#8242;de yaşanan ve 34 vatandaşın ölümü ile sonuçlanan olayları sol içi çatışmayı bağlaması önemli bir tartışma başlattı. Bu tartışmanın iki düzlemi var. İlki 1 Mayıs 1977&#8242;de yaşananların kriminal boyutu. İkincisi ise Türkiye&#8217;de sol ve radikal solun [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Halil Berktay&#8217;ın 1 Mayıs 1977&#8242;de yaşanan ve 34 vatandaşın ölümü ile sonuçlanan olayları sol içi çatışmayı bağlaması önemli bir tartışma başlattı.</span></p>
<p><span>Bu tartışmanın iki düzlemi var. İlki 1 Mayıs 1977&#8242;de yaşananların kriminal boyutu. İkincisi ise Türkiye&#8217;de sol ve radikal solun zihniyet ve şiddeti ile ilgili.</span></p>
<p><span>Berktay&#8217;ın 1 Mayıs&#8217;ta yaşananlar konusunda söylediklerinin gerçekliği ancak o günü yaşayan tanıklar ve yeniden yapılacak soruşturmalarla ortaya çıkabilecektir.</span></p>
<p><span>Ancak şu da gerçek ki, 1 Mayıs&#8217;ta yaşananlar öncesi ve sonrası ile birlikte 12 Eylül 1980 Darbesi&#8217;ne giden yolda en önemli toplumsal olaylardan biridir. 1 Mayıs&#8217;ta yaşananlar solun kendi iç çatışması olduğu kadar; devletin o dönem sola karşı izlediği siyasetinin de önemli bir parçasıdır. Bu yüzden bu aşamada sadece meydanda olanların geçmişle hesaplaşması yetmez. Devletin de o gün yaşananlarda oynadığı rol aktörleri ile açığa çıkarılmalıdır.</span></p>
<p><span><strong>TÜRKİYE&#8217;DEKİ SOL DEĞİL CEMAATÇİLİK</strong></span></p>
<p><span>Bu ilk düzlemden daha önemlisi tartışmadaki ikinci düzlemi. Berktay&#8217;a adeta aynı ağızdan çıktığı izlenimi veren tepkilerden bunu anlıyoruz.</span></p>
<p><span>Bu tartışma, bir kez daha kendimize &#8216;solun ne&#8217; ve &#8216;solcuların kim&#8217; olduğu sorularını sormaya itmiştir.</span></p>
<p><span>Türkiye&#8217;de sol istisnalar dışında biri siyasal olarak kitle partisi olan CHP, diğeri de küçük oy yüzleri ile temsil olunan radikal sol partiler ile anılmaktadır. Ne yazık ki her ikisi de sol adına, &#8216;evrensel&#8217; olmadıkları gibi &#8216;yerli&#8217; de değildir.</span></p>
<p><span>CHP solculuğu, devleti referans almak, alaturka laiklik savunuculuğu, ilerlemeci pozitivizmden ibadet sanmaktadır. Bunların hepsi özünde CHP&#8217;yi kemalist, otoriter bir &#8216;sağ&#8217; parti yapmaya yetecek unsurlardır.</span></p>
<p><span>İkincisi yani radikal sol partiler ise solculuğu dünyadaki evrensel özgürlükçü, eşitlikçi sol hareketlerden farklı olarak zihniyet olarak otoriter, devletle, askerle yani kemalizm eş tutmuşlardır. Bu partiler kendini sosyalist ya da komünist olarak adlandırsa da, Kemalizm&#8217;le ilişkisini kesmemiş, devrimi toplumla, aşağıdan yukarıya değil; askerle, yukarıdan aşağıda yapmayı tahayyül etmişlerdir.</span></p>
<p><span>Bu yüzden Türkiye&#8217;de radikal solun tarihi büyük ölçüde şiddet temelli olmuştur. Şiddeti ayakta kalmanın meşru aracı olarak görmüştür. Hem devlete hem sağa hem de kendi içindeki farklılaşmalar karşısında kullanmıştır.</span></p>
<p><span>Kısaca Türkiye&#8217;de ideolojik olarak kendilerini sosyalist ya da komünist olarak tanımlayanlar zihniyet olarak hep otoriter olmuşlardır. 68 olayları Avrupa&#8217;da özgürlükçü solun, sosyal demokrat partilerin liderlerini çıkarırken; aynı kuşak Türkiye&#8217;de şiddeti meşru kabul siyasi hareketlerin liderleri oldular. Yazılarında ve eylemlerinde şiddet başrolde oldu. Şiddet bu süreçte önce dayanışma sonrada kendi içinde cemaatleşmeye yol açtı.</span></p>
<p><span><strong>SOSYAL DEMOKRATIM DEMEYE UTANAN SOL</strong></span></p>
<p><span>Sonraki yıllardan siyasetten sivil topluma, akademiden medyaya kendini solcu olarak tanımlayanlar solculuklarının başına ısrarla &#8216;sosyalist&#8217; ya da &#8216;komünist&#8217;liği eklemeyi zorunluluk gördüler. Çünkü sosyalist ve komünist olmak &#8216;solcu&#8217; olmak daha makbuldü. İstisnalar dışında kimse kendini sade solcu ya da sosyal demokrat tanımlamadı. Çünkü solculuk siyasi bir pozisyonu ima ederken, sosyalist ya da komünist olmak apolitik bir cemaatçiliğe denk düşüyordu. İlkinde meydanda üretilen bir meşruiyet, ikincisinde kitaplardan ve tarihten devşirilmiş bir konformizm vardı.</span></p>
<p><span>Hangisi olursa olsun bir cemaate ait olmak, kamusal alanda birey ve özne olmaktan vazgeçip kendini büyük zihne teslim etmekti. Özel alanda serdedilen fikir ve düşünceler ise cemaat içinde hayran kitlesinin artması ve iç hiyerarşide yükselmeye yarıyordu.devamı için..</span></p>
<p><a href="http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=15.05.2012&amp;y=MuratAksoy">http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=15.05.2012&amp;y=MuratAksoy</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fcemaatci-solun-siddetle-imtihani%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/cemaatci-solun-siddetle-imtihani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs&#8217;ta Kürtçe şiir!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayista-kurtce-siir/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayista-kurtce-siir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 08:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9781</guid>
		<description><![CDATA[19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerinde &#8216;ana dil&#8217; sürprizi. Gençlik ve Spor Bakanlığı&#8217;na bağlı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü&#8217;nün 21 Mayıs&#8217;a kadar sürecek &#8216;Gençlik Haftası&#8217; etkinliklerinde, &#8216;Dillerin Kardeşliği Şiir Dinletisi&#8217; adlı bir program da yer aldı. Yarın saat [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerinde &#8216;ana dil&#8217; sürprizi.</p>
<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı&#8217;na bağlı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü&#8217;nün 21 Mayıs&#8217;a kadar sürecek &#8216;Gençlik Haftası&#8217; etkinliklerinde, &#8216;Dillerin Kardeşliği Şiir Dinletisi&#8217; adlı bir program da yer aldı.</p>
<p>Yarın saat 16.00&#8242;da Ankara Atatürk Kültür Merkezi&#8217;nde düzenlenecek etkinlik çerçevesinde, Türkçe&#8217;nin yanı sıra Kürtçe, Çerkezce, Boşnakça, Arapça, Lazca, Süryanice gibi ülkemizde konuşulan dillerde gençler şiirler okuyacak.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin tüm bölgelerini temsil edecek büyük bölümü öğrencilerden oluşan gençler, anadillerinde yazılmış şiirleri veya yine anadillerinde kaleme aldıkları kendi şiirlerini okuyacaklar.</p>
<p>Akşam gazetesinden Ali Ekber Öztürk&#8217;ün haberinde, 19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı&#8217;nı organizasyonla görevlendirilen Gençlik ve Spor Bakanlığı&#8217;nın birbirinden ilginç programları da sıralandı.</p>
<p>15-21 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek &#8216;Gençlik Haftası&#8217; programında boks gösterisi, bilek güreşi, &#8216;taekwondo ve vücut geliştirme&#8217; gibi etkinlikler yer alııyor.</p>
<p>&#8220;Asker tankının&#8217; yerine sivil gençlerin yapacağı &#8216;mekanik tabanca atış gösterisi&#8217;nin de olacağı programdaki diğer ilginç gösteriler şunlar: Matrak, wushu, muay thai wai-kru, kata, muaythai müzik ve savaş sanatları, yağlı güreş..</p>
<div>
<div> TakvimHaber</div>
</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2F19-mayista-kurtce-siir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/19-mayista-kurtce-siir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>New Jersey’nin bir şehrinde yürürken telefonuna mesaj yazanlara artık ceza yazılacak</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/new-jerseynin-bir-sehrinde-yururken-telefonuna-mesaj-yazanlara-artik-ceza-yazilacak/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/new-jerseynin-bir-sehrinde-yururken-telefonuna-mesaj-yazanlara-artik-ceza-yazilacak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 07:01:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9777</guid>
		<description><![CDATA[Yürürken mesaj yazmaya çalışırken çeşitli kazalara uğrayan ya da neden olan insan sayısı tüm dünyada hızla artarken New Jerseyeyaletinin bir şehri, artık buna yasal müdahalenin zamanının geldiğine karar verdi. New York şehri ile New jersey eyaletini birleştiren George Washington Köprüsünün New [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken mesaj yazmaya çalışırken çeşitli kazalara uğrayan ya da neden olan insan sayısı tüm dünyada hızla artarken <strong>New Jersey</strong>eyaletinin bir şehri, artık buna yasal müdahalenin zamanının geldiğine karar verdi.</p>
<p>New York şehri ile New jersey eyaletini birleştiren George Washington Köprüsünün New Jersey tarafında bulunan <strong>Fort Lee</strong> şehri, sokakta yürürken bir yandan da telefonuna mesaj yazmaya çalışan her yayaya 85 dolar para cezası kesileceğini açıkladı.</p>
<p>Şehirlerinde sadece bu yıl 3 ölümlü kaza meydana geldiğine dikkat çeken Fort Lee Emniyet Müdürü <strong>Thomas Ripoli</strong>, ‘’Bu dikkatsizliğe neden olan ciddi bir sorun. Yayalar mesaj yazmaya çalışırken yürüdükleri yerlere bakamıyor, dalıyorlar’’ diye konuştu.</p>
<p>Fort Lee yönetimi, ‘’yürürken birşey okuma, video oyunu oynama, ya da yürürken kalem kağıt ile not almaya da ceza yazacak mısınız?’’ sorularını şimdilik cevapsız bırakıyor. Ancak, telefon yasağında ısrar edilirse yasağın bunları kapsayacak şekilde genişleyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p>AMERİKA BÜLTENİ
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fnew-jerseynin-bir-sehrinde-yururken-telefonuna-mesaj-yazanlara-artik-ceza-yazilacak%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/new-jerseynin-bir-sehrinde-yururken-telefonuna-mesaj-yazanlara-artik-ceza-yazilacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yokedilme tehlikesiyle yüzyüze olan Amazon kabilesinden yardım çığlığı: ‘’Bizi öldürüyorlar’’</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/yokedilme-tehlikesiyle-yuzyuze-olan-amazon-kabilesinden-yardim-cigligi-bizi-olduruyorlar/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/yokedilme-tehlikesiyle-yuzyuze-olan-amazon-kabilesinden-yardim-cigligi-bizi-olduruyorlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 06:57:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9773</guid>
		<description><![CDATA[Brezilya yağmur ormanlarını yağmalayan kereste şirketlerinin kabilelerinin kökünü kurutmaya çalıştığını belirten bir Amazon kabilesi dünyaya yardım çığlığında bulunuyor. Sadece 355 kişi kalan Awá kabilesi tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Oscar ödüllü aktör Colin Firth başta olmak üzere birçok ünlü isim ve [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Brezilya yağmur ormanlarını yağmalayan kereste şirketlerinin kabilelerinin kökünü kurutmaya çalıştığını belirten bir Amazon kabilesi dünyaya yardım çığlığında bulunuyor. Sadece 355 kişi kalan Awá kabilesi tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Oscar ödüllü aktör <em>Colin Firth </em>başta olmak üzere birçok ünlü isim ve Kızılderili hakları organizasyonu <a href="http://www.survivalinternational.org/news/awa-launch" target="_blank">Survival</a>, Awá kabilesine karşı yürütülen soykırımın durdurulması için mücadele başlattı.</p>
<p>Kabilenin kaderi 1982 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Dünya Bankası desteğiyle yapılan araştırmalarda Carajás dağında zengin demir cevheri yataklarının bulunmasıyla değişti. AET, Brezilya hükümetine madenler ile limanlar arasına demiryolu inşa etmesi için 600 milyon dolar yardım yaptı. Karşılığında da çıkarılacak madenin üçte birini aldı. Uzmanlar bu ‘ganimetin’, yılda minimum 13,6 milyon tondan 15 yıl devam ettiğini aktarıyor. Demiryolunu kısa süre sonra yol yapım fonları takip etti ve keresteciler ile tarımcılar bölgeye kolaylıkla ulaşmaya başladı. Awa yerlilerinin hakları için mücadele eden Survival’ın araştırma direktörü Fiona Watson, bölgeye yol inşasının, Awa kabilesi için ‘soykırım’ kararı olduğunu belirtiyor. Zira, kereste tüccarları ve dışarıdan insanlar, nezle ve gribe bile bağışıklığı olmayan bu kabilelere hastalık bulaştırarak onları bölgeden ‘temizliyor’.</p>
<p>Watson şöyle anlatıyor:</p>
<blockquote><p>‘’Dış dünya ile hiçbir kontağı olmayan Awa kabilesi bıçak sırtında. Oldukça küçük bir topluluk ama karşılarında muazzam bir güç var. Yaşadıkları coğrafya, keresteciler, sığır yetiştiricileri ve madenciler tarafından işgal ediliyor. Yaşamları yüzde yüz oranında ormana dayalı. Bana dediler ki; eğer orman yoksa, çocuklarımızı besleyemeyiz ve hepimiz öleceğiz.’’</p></blockquote>
<p>Ancak insan hakları ve yerli hakları aktivistler, Awa kabilesinin ‘doğrudan’ tehditlere de maruz olduğuna dikkat çekiyor. Kerestecilere ait bazı traktörler, bazı Awa evlerini yerle bir etmiş ve bir çocuğu öldürmüşler. Şimdi Awa kabilesi ve onlara yardım etmeye çalışan gönüllü aktivistler, kerestecilerin kullandığı kiralık katillere karşı kabileyi korumaya çalışıyor. Eğer bu katiller durdurulmazsa, varlıkları yakın zaman önce tespit edilen kabile tamamen yok olup gidecek.</p>
<p>Bir Awa yerlisi olan Karapiru, Suvival’a yaptığı açıklamada, ailesini yoke den katliamı şöyle anlattı:</p>
<blockquote><p>‘’Ormanda saklanarak beyaz adamlardan kurtuldum. Annemi, kardeşlerimi ve eşimi öldürdüler. Katliamdan yaralı kurtuldum ama yarama koyabileceğim hiçbir ilaç bilmiyordum. Tipa’nın (Yüce) yardımıyla ormanda saklanabildim. Uzun süre ormanda aç kaldım ve beni bulmak için çok uğraştılar. Alem yoktu, yardım isteyebileceğim kimse yoktu. Ormanın derinliklerine doğru günlerce koştum. Umuyorum kızım büyüdüğünde benim yaşadıklarımı yaşamaz.’’</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Safari turistleri de tehdit</strong></p>
<p>Amazon ormanlarında kendi dünyasında yaşayan kabileleri tehdit eden bir başka grup ise, Amazon yerlisi görme seyahati düzenleyen safari turları. 2012 başında Andaman Island yerlilerini, yemek karşılığında dans ettiren turistlerin çektiği video, Kızılderili hakları grupları ve insan hakları örgütlerinin büyük tepkisine neden olmuştu.</p>
<p><strong>Yağmur ormanı talanı</strong></p>
<p>Brezilya hükümeti ise yavaş olmakla beraber son yıllarda yasadışı kereste tüccarlarına karşı yerlileri ve yaşadıkları ormanları koruma konusunda gelişme gösteriyor. Brezilya devleti verilerine göre 2010 – 2011 yıllarında 6238 kilometrekare yağmur ormanı yok edildi. Yağmur ormanı talanının 27 bin 700 kilometrekare ile zirve yaptığı 2004 yılına göre kayda değer bir düşüş bu. Brezilya hükümeti 2005 yılında, 2020 yılına kadar yağmur ormanı talanını yüzde 80 oranında azaltacağını açıklamıştı.</p>
<p>Survival, Brezilya Hükümetini Awa kabilesinin yaşadığı Funai bölgesine acil yardım göndermeye çağırdı.</p>
<p>AMERİKA BÜLTENİ
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fyokedilme-tehlikesiyle-yuzyuze-olan-amazon-kabilesinden-yardim-cigligi-bizi-olduruyorlar%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/yokedilme-tehlikesiyle-yuzyuze-olan-amazon-kabilesinden-yardim-cigligi-bizi-olduruyorlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim&#8217;in kayıp Ermeni kızı</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/dersimin-kayip-ermeni-kizi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/dersimin-kayip-ermeni-kizi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 06:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL HABER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9765</guid>
		<description><![CDATA[Dersim katliamının tanıklarından biri Ermeni kızı Aslıhan&#8217;dı. Konya&#8217;ya sürgüne yollandığında 5-6 yaşındaydı ve adı artık &#8216;Fatma&#8217;ydı. Çocukları dahil herkes onu Kürt biliyordu. O, Dersim&#8217;in yıllar sonra ortaya çıkan ilk kayıp Ermeni kızı&#8230; Halvori Wenk Köyü’nden insanlar toplanıp katledildiklerinde küçük Aslıhan kendi deyişiyle, ‘silahlı biri’ tarafından buğday yığınının [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>Dersim</h2>
<h2>katliamının</h2>
<h2>tanıklarından biri</h2>
<h2>Ermeni kızı</h2>
<h2>Aslıhan&#8217;dı. Konya&#8217;ya sürgüne</h2>
<h2>yollandığında 5-6 yaşındaydı ve adı</h2>
<h2>artık &#8216;Fatma&#8217;ydı. Çocukları dahil</h2>
<h2>herkes onu Kürt biliyordu. O, Dersim&#8217;in yıllar</h2>
<h2>sonra ortaya çıkan ilk kayıp Ermeni kızı&#8230;</h2>
<p>Halvori Wenk Köyü’nden insanlar toplanıp katledildiklerinde küçük Aslıhan kendi deyişiyle, ‘silahlı biri’ tarafından buğday yığınının arasına saklanarak kurtulmuştu. Saklandığı yerden katliamı dehşetle izleyerek tanıklık yapmıştı… Katliam bitip sürgün başladığında halası Ihsa Kiremitçiyan ve halasının üç çocuğu ile birlikte kara vagonlara bindirilerek Konya’nın Beyşehir ilçesine sürgün edildiler. Ermeni Aslıhan’ı Türk ‘Fatma’ yaptıklarında 5-6, Kelime-i Şahadet getirtilip Müslümanlaştırılarak evlendirildiğinde sadece 13 yaşındaydı&#8230; Halasının üç çocuğu da (Mişan, Apkar ve Murat) Müslümanlaştırılmak amacıyla Beyşehir’de sünnet edildi…</p>
<p><strong>Ermeni olduğunu gizledi </strong><br />
Yıllarca gizledi Ermeni kızı olduğunu… Öyle ki kimliğinde Agop olan baba adını silerek ‘Eyüp’, Havas olan anne adını ‘Hava’ yaptı&#8230; Çocukları dahil herkes onu Kürt biliyordu. Ta ki 2010 yılında kızı onun soyağacını çıkarana kadar…<br />
‘İki Tutam Saç-Dersim’in Kayıp Kızları’ belgesel filmi kurgu aşamasında; Eylül 2009 yılında basına yansıdığında, ‘ <a href="http://www.radikal.com.tr/index/Dersim_Katliami">Dersim Katliamı</a> ’ henüz bu kadar geniş tartışılmıyor ve bilinmiyordu. Dersim’in kayıp kızları ise bilinmeyen bir konuydu&#8230; Çalışmanın ilk aşamalarında katliamın tanıkları, mağdurları görüşmek ve konuşmaktan çekinirken şimdi onlar arıyor ve konuşmak istiyor…</p>
<p><strong>Kayıp bir ailenin öyküsü </strong><br />
Halvori Wenk’li Aslıhan 72 yıllık suskunluğuna son verip konuşmaya başlayınca çocukları onun köklerine doğru bir yolculuğa çıktılar. Önce parçalanmış ve dört bir yana dağıtılmış köklerinden geriye kalmış akrabalarını buldular. Sonra da kendileriyle aynı kaderi ve travmayı yaşayan Dersim’in kayıp kızlarıyla buluşmak için bizi aradılar. Yolumuz böyle keşişti, buluşmamız da bu yolculuğun sonucunda gerçekleşti.<br />
Yaklaşık 30 ilde yaptığımız araştırmada 150 civarında ‘kayıp kız’ bulundu. Bu sayıya her gün yenileri ekleniyor. Her yeni bilgi karşısında heyecanlanıyor ve meraklanıyoruz. Ancak Aslıhan’ın öyküsü çok özgün. Şimdiye kadar bulup öykülerini kayd ettiklerimiz Alevi- Kürt, Kırmanç kız çocuklarıydı. Ancak o, bölgenin önde gelen Ermeni ailelerinden birinin kızıydı. Sadece kendisinin bulunmasıyla sınırlı değildi onu bulmak. O köklü ve etkin Ermeni ailesinin kaybolmuş öyküsünün de bulunması ve kayıt altına alınmasıydı…</p>
<p><strong>‘Önce bir albaya verdiler’ </strong><br />
Isparta’da yaşıyordu Dersim’in kayıp Ermeni kızı. Onunla yaklaşık üç saatlik sohbetimizde tüm yaşadıklarını ayrıntılarıyla anlattı. Ancak ısrarlı sorulara rağmen “Ermeniyim” dememek için olağanüstü çaba sarf etti. Çünkü hâlâ korkuyordu… Beyşehir’den itibaren hayat hikâyesini özet olarak Aslıhan Kiremitçiyan’dan dinleyelim:<br />
“Beyşehir’de beni önce bir albaya verdiler. Onun tayini çıkınca nüfus müdürünün yanına verildim. Beni besleme olarak yanlarına alan ‘ailem’ beni çok döverdi. Odunla yediğim dayak yüzünden parmaklarım kırıktır. Hiçbir doktora götürülmedim. Nüfus müdürünün evinde gördüğüm işkenceler yüzünden evden kaçtım. Daha sonra başka bir aile beni yanına aldı. Orada da çok işkenceye maruz kaldım. 13 yaşımda iken 35 yaşında olan birisi ile beni evlendirdiler. Evlendirmeden önce Kelime-i Şahadet getirtip beni Müslüman yaptılar. Aç susuz, işkence dolu bir yaşantım oldu. Her şeyden önce çocuktum&#8230; Evsiz, sahipsiz, kimsesiz ve işsizdim. Sokaklarda kaldım. Çocuklarımı bu şartlarla büyüttüm.<br />
Ermeniliğimi tam olmasa da biliyordum ama gizledim. Çocuklarım 1995 yılında öğrendiler. Aileme ulaşmak için çok araştırma yaptık. Hiçbir sonuç alamadım. Kızım 2010 yılı soyağacımı çıkarttı. İşte orada adım ve soyadımın değiştirildiğini öğrendim. Kimlikte adım Fatma, kızlık soyadım Kiremitçi idi. Adımın Aslıhan, soyadımın Kiremitçiyan olduğunu, nerede doğduğumu ve hangi köyden olduğumu öğrendim. Sonra araştırıp ablamın çocukları ve halamın çocuklarını buldum. Ailemim geçmişi hakkında bilgi sahibi oldum. Babam devletine bağlı bir Ermeni vatandaşmış. Halvori Wenk’te keşiş olduğunu öğrendim. Oldukça varlıklı biriymiş. Babamın da Bolu Mengen’e sürgün edildiğini ve orada öldüğünü öğrendim.”</p>
<p><strong>Köklerinin izinde </strong><br />
Aslıhan Kiremitçiyan ilk adımını çocuklarına gerçek kimliğini açıklayarak, ikinci adımı hayat hikâyesini bizimle paylaşarak attı, şimdi de Meclis Dilekçe Komisyonu’na başvurarak üçüncü adımı atıyor.<br />
<img src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2012/05/14/fft16_mf981463.Jpeg" alt="" /></p>
<p>KAZIM GÜNDOĞAN  ARŞİVİ<br />
NEZAHAT GÜNDOĞAN ARŞİVİ</p>
<p>DEVAMI: <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1088032&amp;CategoryID=77">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1088032&amp;CategoryID=77</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fdersimin-kayip-ermeni-kizi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/dersimin-kayip-ermeni-kizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Finlandiya İzlenimlerim</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/finlandiya-izlenimlerim/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/finlandiya-izlenimlerim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 14:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müslüm Üzülmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9759</guid>
		<description><![CDATA[Gelinim Galina’nın bir operasyon geçirmesi nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunmak, moral destek vermek ve aynı zamanda şirin torunlarımla birlikte olmak üzere 27 Mart 2012 günü eşimle Petersburg’a (Rusya) gittik. Petersburg’dayken çoğunlukla evde oturdum. Bol bol torunlarımla oynadım. Kitap okudum. Yayınlanacak [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gelinim Galina’nın bir operasyon geçirmesi nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunmak, moral destek vermek ve aynı zamanda şirin torunlarımla birlikte olmak üzere 27 Mart 2012 günü eşimle Petersburg’a (Rusya) gittik.</p>
<p>Petersburg’dayken çoğunlukla evde oturdum. Bol bol torunlarımla oynadım. Kitap okudum. Yayınlanacak kitaplarım üzerinde çalıştım. Zaman zaman da tek başıma Petersburg turları attım. Çok kısa süreli de olsa bir Finlandiya gezisi yaptım.</p>
<p>Finlandiya gezisi benim için ilginç bir gezi oldu. Oğlum Ozan gitmeden önce <em>Holiday Club</em> denen bir otelde rezervasyon yaptırmıştı. 6 Nisan Cuma günü sigorta işlemleri ve yiyecek-içecek, valizleri hazırlama gibi işleri yaptıktan sonra, saat 12.00 de hep birlikte Ozan’ın arabasına binip yola koyulduk. Arabayı Ozan kullandı. Yola çıkmadan dijital GPS sistemini ayarladı ve koordinatları verdi. Gideceğimiz yerin mesafesini cihaz 196 km olarak yazıyordu. Zaman olarak 3,5-4 saat çekiyormuş, ki öyle de oldu. Akşam üzeri kalacağımız otele vardık.</p>
<p>Giderken yolda trafik fazla değildi. Rahat bir yolculuk yaptık. Yollar geniş ve cetvelle çizilmiş gibi düzdü. Viraj yoktu, dağ yoktu, arada sırada yol kenarında tepecikler vardı. Yolun her iki tarafı (hem Rusya’da, hem de Finlandiya’da) ormanlıktı. Ormandaki ağaçlar kızılçam ve kayın olmak üzere iki türdü. Yerde yarım metreye yakın kar vardı. Ağaçlar beyaz gelinlik giymiş gibilerdi.</p>
<p>Gidişte Rusya gümrüğünde ufak biraz sorun yaşasak da, sonunda Granitsa’dan Finlandiya’ya sorunsuz giriş yaptık. Rus gümrük memurları benim yeşil pasaportum gibi bir pasaportla ilk defa karşılaştıkları için; “<em>Bu nasıl bir pasaport, hizmet pasaportumudur</em>” diye sordular. Ozan’da “Da/<em>Evet</em>” diye yanıtladı. Sorun çözüldü. Ozan’ın dediğine göre, daha önce Finlandiya’ya bir giriş-çıkışım olsaymış pek üzerinde durmayabilirlermiş. Neyse, kuzeyden dolanarak da olsa Avrupa Birliği topraklarına ilk adımımı attım.</p>
<p>Kalacağımız otele vardığımızda, Paskalya nedeniyle otelin resepsiyonu çok kalabalıktı. Tatil olduğu için yoğunluk fazlaydı. Sıraya girip işlemlerimizi yaptık. Dört gece kaldığımız apart otelimizde buzdolabı, bulaşık makinası, çamaşır makinası, telefon, televizyon, mutfak araç ve gereçleri vs. her şeyi vardı.</p>
<p>Otel, Finlandiya’nın güney kısmında ve Helsinki’ye 200 km mesafede turistik ve tatil şehri Imatra’nın yakınında bulunan Saimaa gölünün bitişiğinde konumlanmış güzel bir yerdeydi. Akşam otelin havuzlarının bulunduğu mekâna indik. Havuzların bulunduğu yere giderken giriş ücreti ödedikten sonra el bileklerine barkot tarzı dijital bir saat takılıyor. Turnikelerde saat göstergeye yaklaştırılınca turnike geçiş izni veriyor. Buradan geçtikten sonra soyunma bölümünde elbiseler dolaplara bırakılıyor. Mayoyla havuzlara giriliyor. Havuzlara girerken erkekler ayrı, bayanlar ayrı bir kapıdan giriş yapıyor. Girişte bir duvar dibinde duş fıskiyelerinin altında duş alındıktan sonra havuzlara giriliyor. Dikkatimi çeken şey, duş alanların anadan üryan üzerlerinde ne varsa çıkartmalarıydı. Mal mülk her şey düzde, ortadaydı. Ben, Asyalı olmam nedeniyle neme lazım deyip mayolu olarak duşumu aldım. Havuza girdiğimizde değişik en, boy ve derinlikte; örneğin, çocuklar için 15 cm derinliğinde, ılık ve çocuk oyuncaklarıyla döşenmiş havuzların yanında büyükler için 1,5 m derinliğinde havuzlar vardı. Ayrıca atlama ve kayma kısımları da vardı. Havuzların bulunduğu mekânda her renkten ışığın suyla dansı vardı. Kuğu Gölü Balesi müziği eşliğinde su ve ışığın dansı güzeldi. Kadın erkek, yaşlı genç, insanlar suyun keyfini çıkartıyorlardı. Çocuklar, gençler ve bayanlar çoğunluktaydı. Havuzlar tam çocuklara ve gençlere göre bir yerdi. Ama insanların, suyun ve müziğin çıkardığı sesin karışımı beni rahatsız etti, gürültü çok fazlaydı. Buna karşın torunlarım Alisa ve Leya su kuşları gibi hiç sudan çıkmak istemiyordu. Havuzları çok sevdiler. Ben havuzlara sadece bir defa gittim, torunlarım anne ve babalarıyla birkaç kez daha gittiler.</p>
<p>Gidişimizin ertesi gün Imatra’yla aralarında 30 km bulunan Lappeenranta şehrine gittik. Bir alış veriş merkezinde alış veriş yaptık. Ozan arabasını marketin otoparkına çekti. Küçük torunum Leya arabada koltuğunda uyuduğu için bana bekçilik görevi düştü. Arabada torunumun yanında kaldım. Ozan, Sevgi, Galina ve Alisa alışverişe gittiler. Bazen arabanın içinde, bazen de arabanın dışında etrafı, insanları gözlemeye çalıştım. Bu gözlemimde otoparkın bulunduğu alanda sadece otolar için değil, bisikletler ve köpekler içinde park alanları oluşturulduğunu gördüm. İlginçti. Resimli ve yazılı levhalarla park yerleri gösterilmişti ve köpekler marketin duvarına tutturulmuş demir halkalara bağlanmışlardı. Ben oradayken iki köpek park halindeydi. Yirmiden fazla bisiklet ve hayli çok Rusya plakalı araç vardı. Ruslar tatil günlerinde ve hafta sonlarında buralara gelip alışverişlerini yapıp dönüyorlarmış. Avrupa Birliği standartlı ürünler satıldığı için güvenle alıyorlarmış. Ayrıca bazı ürünler Rusya’dan çok daha ucuza satılıyormuş.</p>
<p>Kaldığımız otelin yanındaki Saimaa gölü tamamıyla buz tutmuştu. Kıyıdaki balıkçı kayıkları, kulübeler, iskeleler her yer buz ve kar altındaydı. Gözün alabildiği her yer beyazdı. Hayatımda ilk defa böylesine çoklukta kar ve buzu görmüş oldum. Gölün kenarında bir yolcu gemisi buzların arasında bir başına kaderine terk edilmişti. Çok sayıda insan buz tutmuş gölün üzerinde gezi yapıyorlardı. Bazıları ise buzları kırıp göle saldıkları oltalarla balık tutuyordu. Kendime güvenemediğim için, ben, gölün üzerinde buzda yürümeye cesaret edemedim. Eşimle birlikte sadece gölün kenarında kısa turlar attım. Gölün çevresi tümden ormandı.</p>
<p>Üçüncü gün Imatra şehrinin merkezine gezmeye gittik. Paskalya nedeniyle sokaklarda cinler top oynuyordu. Cadde, sokaklar boştu ve tüm işyerleri kapalıydı. Biraz kent merkezinde, biraz da kentin hemen bitişiğinde bulunan bir barajın çevresinde gezindik. Fotoğraflar çektik. Baraj kapaklarının bulunduğu kanyon gibi bir yerde banklarda oturup manzarayı seyrettik. Hava soğuk ve yerde yarım metreye yakın kar olduğu için fazla kalamadık. Otele döndük.</p>
<p>Kısa ve çok küçük bir kısımda yaptığım bu Finlandiya gezimde insanlarla birebir ilişkim olmadı. Zaten insanların tiplerinden de kimlerin Rus, kimlerin Finlandiyalı olduğunu ayırmam çok zordu, çünkü hepsi sarışındı. Yabancı dil olmayınca insanlarla ilişkiyi kurulmuyor. Sağ olsun, Ozan gerekli olan tüm iş ve işlemleri yapıyordu. İlişki kurmayı gerektirecek bir durumda yoktu. Bu nedenle, insanlara dair bir şey söylemem doğru olmaz. Tüm izlenimlerim tamamen fiziksel çevreye dairdir.</p>
<p>Finlandiya’da gördüğüm yerlerde, hem şehirlerarası yollarda ve hem de kent içinde hiç polis ve asker görmedim. Ama Rusya tıpkı Türkiye gibi, adım başı polis veya asker kaynıyor. Gördüğüm şeyler arasında bir diğer önemli bulduğum şey, hem şehirlerarası yollarda, hem de şehir içi yollarda birer bisiklet yolunun olmasıydı. Kent merkezi ve çevresi çoklukla ağaçlıktı ya da ormandı. Kent merkezindeki yapılar 3-4 katlıydı. Yapılar düzgün ve şirindi. Cadde ve sokakları ise düzdü, genişti ve temizdi. Otel olarak hizmet veren eski bir şatoyu dıştan inceledik. Şato tarih kokuyordu. Şehir içi yollarda araçların hız sınırları çok düşüktü. Kenti sevdim: Güzeldi.</p>
<p>9 Nisan günü “<em>hoşça kal</em>” deyip, geldiğimiz yoldan Petersburg’a geri döndük.</p>
<p>29 Nisan’da ise Petersburg’a “<em>hoşça kal</em>” deyip, İstanbul’a hareket ettim.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Ffinlandiya-izlenimlerim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/finlandiya-izlenimlerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vay, Darbe Yapamayanların Haline!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/vay-darbe-yapamayanlarin-haline/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/vay-darbe-yapamayanlarin-haline/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 14:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A.Faruk Özgür</dc:creator>
				<category><![CDATA[A. Faruk Özgür]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9756</guid>
		<description><![CDATA[Darbe severler her ne kadar asker hayranı gibi görünüyorlarsa da, aslında bu konuda çok seçicidirler. Bir kere, darbeye hevesli olmayan, kendi işini yapan askerleri hiç sevmezler. Kadın Başbakana itaat edeceğini söyleyen Genelkurmay Başkanına etek giydirirler. Darbe beklentisi yaratan, ama bunu [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Darbe severler her ne kadar asker hayranı gibi görünüyorlarsa da, aslında bu konuda çok seçicidirler. Bir kere, darbeye hevesli olmayan, kendi işini yapan askerleri hiç sevmezler. Kadın Başbakana itaat edeceğini söyleyen Genelkurmay Başkanına etek giydirirler. Darbe beklentisi yaratan, ama bunu beceremeyen askerlerden de hoşlanamazlar. Darbe yaptıktan sonra beklentilerine cevap veremeyen, sonunda iktidarı kendi partilerine devretmeyen askerleri de, geçip gittikten sonra, alaya alırlar.</p>
<p><strong>Ümit Kocasakal’ın Hayal Kırıklığı</strong></p>
<p>İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal da, kim bilir ordudan neler bekliyordu neler! Belli ki, beklediklerini bulamamış. Ümit Kocasakal hayal kırıklığını, Eskişehir’de, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde verdiği konferansta şöyle ifade ediyor:</p>
<p><em>&#8221; Biz zannettik ki ordumuz var. O güçlü ordu bizi korur. Artık TSK vesaire yerine Türk silahsız kuvvetleri var. Siz Türk silahsız kuvvetlerisiniz.&#8221;</em></p>
<p>Daha önce CHP’li politikacı Süheyl Batum da, Zonguldak&#8217;ta Atatürkçü Düşünce Derneği’nde yaptığı konuşmada uğradığı hayal kırıklığını ifade etmek için orduyu “Kağıttan kaplan” a benzetmişti. Batum, <em>&#8220;Koca bir askeri yıktılar, meğer kâğıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz, meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıktılar&#8221;</em> demişti.</p>
<p>Türk ordusu büyük bir askeri başarısızlığa uğramış, bir meydan muharebesini, ya da bir savaşı mı kaybetmişti de, Süheyl Batum orduyu “kağıttan kaplan”a benzetmişti? Ya da, Süheyl Batum, ordumuz çok büyük, çok masraflı, ama vurucu gücü zayıf mı demek istiyordu?</p>
<p>Süheyl Batum ve Ümit Kocasakal, orduyu askeri performasına bakarak değil, siyasi tavrındaki performansını beğenmedikleri için kaba bir şekilde eleştiriyorlardı,  darbe yapmadığı için askere kızgınlıklarını ifade ediyorlardı.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bekir Coşkun’un Sevmediği Paşalar</strong></p>
<p><strong>Bekir Coşkun da belli ki paşalardan çok şeyler bekliyordu. Ama, beklemediği bir şey vardı: paşaların görevlerini yapması, millet iradesini temsil edenlere saygılı davranması. Bekir Coşkun’un  29.04.2012 günü Cumhuriyet’te çıkan “Paşa” adlı yazısı Bekir Caskun’un hayal kırıklığının derinliğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bekir Coşkun bildiğimiz kurtla köpek hikâyesini anlatıyor. Yalnız buradaki köpeğin ismi “Paşa”&#8230; “Paşa”nın önünde “yemek tabağı”, tabakta “kemiği”, altında “minderi” var. “Paşa” aç köpeğe, “Bir sahibin olsa, sana baksa ya… Karnını doyurur, suyunu verir… Hiç yorulmazsın adamım… Aç da kalmazsın, susuz da…” diye akıl veriyor.</p>
<p>CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun deyişiyle, &#8220;Bekir Coşkun’un, o güzel kalemiyle anlattığı güzel öykü”yü burada tümüyle vermek mümkün değil.</p>
<p>Öykünün sonunda Kurt “Paşa”ya soruyor:</p>
<p><em>“Peki şu omuzunda parlayan ne?..”</em></p>
<p><em>“Tasmam…”</em></p>
<p><em>“Ne işe yarar?..”</em></p>
<p><em>“Sahibim beni yönettiğine göre bu lazım… Nereye çekerse oraya…”</em></p>
<p><em>“Ya onun istediğini yapmak istemezsem?..”</em></p>
<p><em>“Karşılığında yapacaksın… Onca şey veriyor yani…”</em></p>
<p>Asker hayranı zannettiğimiz Bekir Coşkun’un, beklentilerine cevap veremeyen, darbe yapmayan, işini yapan askerlere saygısı ve sevgisi bu kadar işte.</p>
<p>Ordu Atatürkçülüğünden kuşku duyduğu gazete, televizyon ve ajansların muhabirlerini ve yazarlarını akredite etmedi, askeri tesislere sokmadı, resepsiyonlara çağırmadı, kovdu, hakaret etti&#8230; Ama onlar yine de askere saygı göstermede kusur etmediler, hiçbiri de Kocasakal’ın, Bekir Coşkun’un yaptığını yapmadılar.</p>
<p><strong>Politikacıların Rolleri Hemen Değişti</strong></p>
<p>Biz askerden beklediğini bulamayanların, hayal kırıklıklarını üzüntü ile izlerken, araya giren Genelkurmay açıklaması ve Başbakanın aşırı tepkisi işin tadını kaçırdı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı Konu hakkında, eski alışkanlığını sürdürerek, internet sitesinde bir açıklama yaptı. Açılama gayet seviyeli ve doğru idi. Ama bu açıklamayı Genelkurmay’ın değil, Genelkurmay’ın bağlı olduğu sivil otoritenin yapması gerekiyordu. Hükümet bunu hiç sorun yapmadı, Genelkurmayın yaptığı açıklamaya hemen destek verdi. Başbakan bununla da yetinmedi, doğrudan Bekir Coşkun’u hedef alan sert bir açıklama daha yaptı, olayı Gazi Mustafa Kemal&#8217;e kadar götürdü.</p>
<p>“Paşa”lara yaptığı hakaretle kendi kendini inkâr eden ve gülünç duruma düşüren Bekir Coşkun birdenbire önemli bir kişi oldu. Darbeciliğin gündemden düşmesi üzerine unutulan BÇ tekrar günün adamı oldu, artık yazdıkları Başbakanı bile öfkelendiren, muhalefet liderinin övgüsünü kazanan, Genelkurmay’dan muhtıra yemiş kahramanlardan sayılıyor.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu da Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı  açıklamaya karşı bir bildiri yayınladı. Yıllardır askere tesislere sokulmayan, askerler tarafından açıkça ayrımcılığa ve hakarete uğrayan meslektaşlarına bir gün bile ciddi şekilde sahip çıkmayan TGC, darbe severlerin hakaretlerine karşı Genelkurmay’ın yaptığı açıklamaya tepki verme cesareti göstererek hepimizi şaşırttı.</p>
<p>Yalnız TGC değil, CHP de tarihinde ilk defa bir Genelkurmay bildirisine karşı, hem de görülmemiş sertlikte karşı çıkarak aklımızı karıştırdı. Acaba diyorum, Kılıçdaroğlu, asker vesayetine karşı iktidardan aradığını bulamayanlar için yeni bir umut olabilir mi?</p>
<p>CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, <em>“Eğer demokrasi diyorsak, her kurumun eleştiriye tahammül etmesi lazım. Genelkurmay Başkanı da buna dahildir. İki kişi eleştiri yöneltince hemen bildiri. Astsubaylar isyan ediyor, hemen bildiri. Artık bildiri yayınlarsan karşılığını alırsın. Eleştiriye tahammül edeceksin, edemiyorsan o koltuğu terk edeceksin. Burası her önüne gelenin bildiri yayınladığı bir ülke değil. Herkes yerini bilecek. Burası Patagonya değil”</em> diyor.</p>
<p>“Burası Patagonya değil” deyip duruyoruz. Bir çok Afrika ülkesinin demokraside Türkiye’nin önünde olduğunu bildiğimden, Patagonya’da demokrasi Türkiye’den daha mı geri diye, merak ettim. Meğer Patagonya diye bir devlet yokmuş, Güney Amerika’nın en güneyindeki Arjantin ve Şili’ye ait, insanı az doğa güzellikleriyle zengin topraklara Patagonya deniyormuş. Kısaca Arjantin ve Şili’deki siyasi rejimi esas alırsak, Patagonya’da demokrasi Türkiye’den epeyce ileri. İhtimal, Patagonya halkı da, demokrasi yoksunluğunu ifade etmek için “Burası Türkiye değil” diyordur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fvay-darbe-yapamayanlarin-haline%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/vay-darbe-yapamayanlarin-haline/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MARDİN KAPI ŞEN OLUR, İÇİ FESTİVALLE ŞENLENİR.</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mardin-kapi-sen-olur-ici-festivalle-senlenir/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mardin-kapi-sen-olur-ici-festivalle-senlenir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 07:34:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Semra Polat]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9753</guid>
		<description><![CDATA[Bu sene 7. Düzenlenecek olan SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali, 8 ila 15 Haziran tarihleri arasında uluslararası ölçekte sinemaseverlerle buluşacak. Her sene festivale daha ayrı bir soluk getiren SineMardin, sineması olmayan şehirde festival yaparak bir ilke imza atmıştı. Gerçekleştirdiği ilk [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene 7. Düzenlenecek olan SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali, 8 ila 15 Haziran tarihleri arasında uluslararası ölçekte sinemaseverlerle buluşacak. Her sene festivale daha ayrı bir soluk getiren SineMardin, sineması olmayan şehirde festival yaparak bir ilke imza atmıştı.</p>
<p>Gerçekleştirdiği ilk festivali akabinde Mardin’e sinema salonu kazandıran SineMardin, bir ilke daha imza atarak Mardin Film Ofisini kurdu. Bölgede sinemaya meraklı genç sinemacıları destelemek ve film çekmeye teşvik etmek amacıyla SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali ve Mardin Film Ofisi iş birliği ile proje destek fonu açarak gençleri kucaklıyor. Mardin’li genç sinemacıların yararlanabilecekleri SineMardin destek fonuna, 31 Aralık 2012 tarihine kadar başvuru yapılabilecek.</p>
<p>Mardin Film Ofisi  gerçekleştirilecek olan SineMardin kapsamında, her sene olduğu gibi bu sene de  film analizleri, kurgu, senaryo ve atölye çalışmaları yapılacak.</p>
<p>Sinemardin’in bu seneki teması &#8220;sokak&#8221; olacak. Türkiye&#8217;nin senaryo kimliğini taşıyan tek film festivali olan SineMardin’in temel amacı; Mardin’in sinemayla alakalı altyapısının ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtılması ve genç sinemaya destek vermek olacak. Her sene olduğu gibi bu sene de yerli ve yabancı olmak üzere kendi alanında iyi filmlere imza atmış olan yönetmenler festivaldeki yerlerini alacaklar. Yönetmenlerin ödüllü filmleri Mardinli sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.</p>
<p>SineMardin kapsamında, film gösterimleri ile etkinliklerin tamamından Mardin halkı ücretsiz olarak yararlanabilecek. SineMardin gösterim programında genç sinemaya özel bir bölüm açıyor. İlk uzun metraj filmlerin yer alacağı bölümde gösterimler, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek. Emin Alper, Tayfur Aydın, Veli Kahraman, Orçun Benli, Mizgin Müjde Arslan ve Hasan Tolga Pulat…vb yanı sıra Ahmad Abdal da yer alacak.</p>
<p>İstanbul Film Festivali’nin galipleri Tepenin Ardı ve Yeraltı filmlerinin yönetmenleri Emin Alper ve Zeki Demirkubuz SineMardin’de olacaklar.</p>
<p>6.SineMardin’de Bahman Ghobadi’yi konuk eden SineMardin, bu yıl İran sinemasını dünyaya tanıtan ünlü yönetmen Majid Majidi’yi konuk edecek. Serçelerin Sesi, Cennetin Çocukları ve Baran filmlerinden oluşan özel gösterimlerde Mardinli sinemaseverlerle buluşacak Majidi film söyleşisi yaparak sinemaseverlerle buluşacak. SineMardin bu sene ayrıca İşçi Filmleri Festivali ile ortak bir program hazırlayacak. Fatin Kanat’ın katılımıyla gerçekleştirilecek olan ortak çalışmada ‘’İtalyan Gerçekçi Sineması’’ başlığı altında sunumu olacak.</p>
<p>7.Sinemardin Uluslararası Mardin Film Festivali, diğer festivallerden farklı olarak kısa ve belgesel filmleri Mardin’li sinemaseverlerin beğenisine sunacak. Festivalde birinci olacak filmlerin jürisi Mardin halkı olacak.</p>
<p>‘’Sokak’’ temalı Sinemardin, sokak gösterimleri ile çocuklara film ve animasyon seyirlikleri yapmanın yanı sıra  ‘gezici çocuk filmleri&#8217; ile Mardin ve ilçelerini gezerek, çocukları sinemaya doyuracak.</p>
<p>Her sene olduğu gibi bu sene de şenlik havasında geçecek dolu dolu bir festival Mardin halkını bekliyor…</p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fmardin-kapi-sen-olur-ici-festivalle-senlenir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/mardin-kapi-sen-olur-ici-festivalle-senlenir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNŞA FİKRİ-4-</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-4/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 05:59:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haki Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haki Demir]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9750</guid>
		<description><![CDATA[İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline maruz kaldığı bugün, batı, ferdlerin ruhi derinliklerine kadar nüfuz etmiş, cemiyetin tüm münasebet ağını tesis etmiş, insanların “gerçeklik kavrayışını” kendi medeniyetiyle mühürlemiş haldedir. Bu durum, sıhhatli tefekkür faaliyetini (hatta hissi faaliyeti bile) neredeyse imkansız hale getirmişken, medeniyet tasavvuru ve inşa fikrini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla tecrit faaliyetini gerçekleştirmek gerekir. Batının “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulmanın en kestirme yolu, uçsuz bucaksız derinliklere doğru yol alabilecek bir tecrit faaliyetidir. Öyle ki, harareti kırk dereceye yükselen insanın yaşadığı “anlamsızlık” halini, batının tüm tesirlerini söküp atana kadar günlük hayat haline getirmek gerekir.(2)</p>
<p>___</p>
<p>(2) Ateşi kırk dereceye ulaşan insanlar bilirler, o haldeyken insan derin bir “anlamsızlığa” düşüyor. Normal zamanlarda yapmadan duramadığı, hatta yapmazsa krize girdiği işleri bile yapmak istemiyor. Mesela çay veya sigara tiryakisiyse, canı çekmiyor. İmandan başka tüm kıymetler berhava oluyor. O haldeyken insan her şeyi farklı düşünebiliyor. Akıl tüm kayıtlardan, peşin fikirlerden, kaidelerden kurtulup bağımsızlaşıyor. Bu tecrübe, insan aklının, tefekkürünün ve hislerinin iradi olarak ulaşabilecekleri noktanın çok ötesinde bir durumdur. Bu tecrübeyi yaşayanlar, akıllarını kullanmaya devam edebilirlerse, zihni ve kalbi evrenlerinde onlarca yılda yapamadıkları birçok inkılabı kısa sürede gerçekleştirebilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Batının ve içinde yaşadığımız ülkenin siyasi rejiminin altyapısını hazırladığı, doğduğumuzda (gözümüzü açtığımızda) hazır bulduğumuz hayat, farkına varsak da varmasak da akıl bünyemizi, tefekkür faaliyetlerimizi, duygu akışlarımızı etkiliyor. Zihni ve kalbi havzamızın, içine doğduğumuz hayat şartları ile belirlendiği dikkate alınırsa, yeni bir hayat inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz akıl terkibi ve duygu kaynağına sahip değiliz. Bu halden kurtulamazsak, inşa fikri diye ıslah fikrine savruluruz.</p>
<p>Tecrit, hayatın tüm gerçeklik altyapılarından kurtulmak, bağımsızlaşmak, onlara tepeden bakacak ruhi derinliğe ulaşmak için gerekiyor. Mevcut hayatın altyapısını sökecek, zeminin hafriyatını temizleyecek, yeni bir tasavvur ile yola çıkacak derinlikte bir tecrit… Bu derinliğe kadar inemeyenler inşa fikrini oluşturamaz, kurucu şahsiyet haline gelemezler. İslam’ı, mevcut hayatın altyapısı üzerinde yaşamanın meşruiyet kaynağı haline getirirler. İslam’ın hayatını inşa edemeyen akıl fukaraları, hayatın İslam’ını üretiyorlar, yani farkına bile varmadan dinde reform yapıyorlar.(3)</p>
<p>___</p>
<p>(3) Mesela enflasyon nispetinde faizin haram olmadığını, onun faiz sayılmayacağını söyleyecek kadar ileri gidiyorlar. Faizsiz para tedavül müesseselerini kurmaktan aciz kişiler, isimlerinin başlarına profesör veya alim sıfatlarını ekleyerek, İslam’ın hayatını inşa edemedikleri için, hayatın İslam’ını inşa ediyorlar. İslam ile hayat arasındaki mesafenin arttığı bu günün dünyasında, hayatı İslam’a doğru yaklaştırmak yerine, İslam’ı hayata yaklaştırıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tecrit çabasına ve maharetine sahip olamayanlar, hayatın mevcut altyapısını, tabii ve mütemadi zannediyorlar. Başka bir “gerçekliğin” mümkün olduğunu anlamayacak kadar sığ akıllar, inşa fikrine ulaşamazlar. Başka bir gerçeklik imkansızsa ıslahtan başka bir yol yok demektir. İslam’ın kendi “gerçekliği”, kendi “gerçeklik kavrayışı” olduğunu anlayacak kadar mevcut gerçekliğin dışına çıkamayanlar, İslam’ı, hayatta “gerçek” kılamıyor, “gerçekleştiremiyor”. Farklı bir gerçekliğin mümkün olduğuna inanmak, müstakil bir medeniyet tasavvuruna sahip olmakla kabildir ama mevcut gerçekliğin dışına çıkabilmek, keskin bir tecrit istidat ve müthiş bir tecrit çabası ile ancak mümkündür. “Bu çağda faizsiz iktisat sistemi imkansız” cümlesi ile başlayan tüm düşünce ve teklifler, hayatın mevcut gerçeklikleri tarafından işgal edilmiş durumdadır. Bu düşünceleri üreten akıllar, “tek gerçekliğe” mahkum olan “köle akıl” sınıfında iskan edilir.</p>
<p>Müslümanların nazari manada böyle bir akla ve bu türden düşüncelere inanmayacağı doğrudur. Fakat medeniyet tasavvuru ve inşa fikrine sahip olmayan Müslümanların, nazari manada inandıkları kıymetler, hayata aksetmiyor. Ufuklarının ulaştığı en ileri nokta, enflasyon oranından fazla miktardaki faize karşı çıkmaktır. Meselenin ciddiyeti anlaşılıyor mu?</p>
<p>Tecrit istidadı, çabası, mahareti yoksa ne inşa fikri, ne terkip fikri, ne de medeniyet tasavvuru vardır. Tecrit yoksa mevcut hayattan (şartlardan) kurtulmak mümkün değildir ki, yeni bir inşa faaliyetine başlanabilsin, yeni bir terkip gerçekleştirilebilsin, yeni bir medeniyet tasavvuru oluşturulabilsin.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Finsa-fikri-4%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu&#8217;nun İstanbul adayı Mustafa Sarıgül</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kilicdaroglunun-istanbul-adayi-mustafa-sarigul/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kilicdaroglunun-istanbul-adayi-mustafa-sarigul/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 05:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9748</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;den bir gün bile ayrılmaya gelmiyor. Peşpeşe gelişmeler. Geçen hafta dört gün Türkiye&#8217;den ayrıldık. Her gün başka bir gelişme ve tartışma. Erivan&#8217;a vardığımız ilk saatlerde aldığımız ilk haber CHP&#8217;de Gürsel Tekin&#8217;in istifası oldu. Gürsel Tekin&#8217;in istifası 25-26 Şubat&#8217;ta yapılan olağanüstü [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Türkiye&#8217;den bir gün bile ayrılmaya gelmiyor. Peşpeşe gelişmeler. Geçen hafta dört gün Türkiye&#8217;den ayrıldık. Her gün başka bir gelişme ve tartışma. Erivan&#8217;a vardığımız ilk saatlerde aldığımız ilk haber CHP&#8217;de Gürsel Tekin&#8217;in istifası oldu.</span></p>
<p><span>Gürsel Tekin&#8217;in istifası 25-26 Şubat&#8217;ta yapılan olağanüstü kurultaylardan bu yana bekleniyordu. Bu ertelenmiş bir istifa idi. Tekin&#8217;in istifasının arkasında Örgütlenme ve Örgüt Yönetimleri Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alınması var. O göreve Nihat Matkap&#8217;ın getirilmesi ile Tekin&#8217;le Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun yolları ayrıldı.</span></p>
<p><span>Oysa bu ikili 29 Mart 2009&#8242;daki yerel seçimlerde güçlü bir sinerji yaratmış ve bir siyasal mühendislik ürünü olan &#8216;Yeni CHP&#8217;nin esas taşıyıcıları ve vitrini olmuşlardı. Hatta Tekin Baykal&#8217;a yakın isimler tarafından Baykal&#8217;a kurulan kaset komplosunun olağan şüphelilerinden biriydi. Tekin&#8217;in bu kadar önde olması, onu hem Baykalcıların hem de &#8216;Sav&#8217;cıların hedefi yapmıştı. Bu yüzden olsa gerek, olağanüstü kurultaylarda PM seçiminde en çok çizik yiyen isim olmuştu.</span></p>
<p><span>Kısaca 29 Mart ya da 30 Mart 2009&#8242;da Kılıçdaroğlu&#8217;nu CHP Genel Başkanı yapmaya karar verenler, bu kez Tekin&#8217;i feda ettiler. Onu, Örgütlenme ve Örgüt Yönetimleri Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alarak bu süreci başlattılar.</span></p>
<p><span>Eğer Tekin bu görevde kalsaydı, şu anda sürmekte olan il ve ilçe kongrelerindeki delege seçimlerinde belirleyici olacak bir anlamda partinin &#8216;Yeni Önder Sav&#8217;ı olacaktı. Olmadı. Özellikle il başkanlığı yaptığı İstanbul seçimleri ekseninde dönen tartışma, istifası için son ifade edilmeyen gerekçe oldu.</span></p>
<p><span>Tekin&#8217;in istifa gerekçesi Erdoğan Toprak, Aydın Ayaydın, Nihat Matkap&#8217;ın il ve ilçe kongrelerinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun adını kullanarak müdahil olmaları ve partinin SHP ve DSP&#8217;lileşmesi. Bütün bunlar CHP&#8217;de &#8216;Yeni&#8217; bir şey olmadığını gösteriyor.</span></p>
<p><span><strong>GÜRSEL TEKİN&#8217;E AÇIK ÇAĞRI</strong></span></p>
<p><span>Şimdi herkes Gürsel Tekin&#8217;in ne yapacağını merak ediyor. Kurultayda aday olmaktan sıradan vekil olarak devam etmeye kadar geniş bir yelpaze var önünde. Tekin hangi yolu seçerse seçsin hepsinde CHP var. Çünkü Tekin&#8217;in kafasında CHP&#8217;siz hiçbir gelecek yok. Birlikte yürüyeceği aktörler farklı olabilir ama yürüyeceği yol CHP içinde olacaktır.</span></p>
<p><span>Yakın çevresinden aldığım bilgilere göre Tekin, Temmuz ayında yapılacak kurultayda PM üyeliğine aday olmayacak: Kurultay sonrasında kendi uzun yürüyüşünü başlatacak ve Anadolu&#8217;ya açılacak. Hedefi 2014 yerel seçimleri öncesi partide güçlü bir aktör olmak. Anadolu&#8217;ya açılırken Tekin&#8217;in hedefi Genel Başkanlık değil ama Genel Başkan karşısında pazarlık edebileceği güçlü bir taban yaratmak istiyor, Gürsel Tekin. Bu kolay mı, zor.</span></p>
<p><span>Çünkü CHP&#8217;de Kılıçdaroğlu&#8217;nun gelişi ile de değişmeyen temel eksiklik &#8216;fikir, ideoloji&#8217;. CHP&#8217;yi yeni yapacak olan ideolojik ve fikirsel bir tartışma ve ayrışma. İki yıla yaklaşan süre içinde ideoloji ve fikir tartışması gerektiren her siyasal tartışmada CHP ve Kılıçdaroğlu eski refleksleri gösterdi.Devamı&#8230;</span></p>
<p><a href="http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=32352&amp;y=MuratAksoy">http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=32352&amp;y=MuratAksoy</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Fkilicdaroglunun-istanbul-adayi-mustafa-sarigul%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/kilicdaroglunun-istanbul-adayi-mustafa-sarigul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNŞA FİKRİ-3-</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-3/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-3/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 05:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haki Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haki Demir]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9745</guid>
		<description><![CDATA[İnşa fikri, öncelikle dünya görüşü ve medeniyet tasavvuruna ihtiyaç duyar. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru olmadan inşa fikrini oluşturmak kabil olmaz. Dünya görüşü inşa fikrinin kaynağı, medeniyet tasavvuru ise ufkudur. Ufku yani inşa faaliyetinin istikameti, güzergahı, hedefleri, denklemleri, tahlil [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnşa fikri, öncelikle dünya görüşü ve medeniyet tasavvuruna ihtiyaç duyar. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru olmadan inşa fikrini oluşturmak kabil olmaz. Dünya görüşü inşa fikrinin kaynağı, medeniyet tasavvuru ise ufkudur. Ufku yani inşa faaliyetinin istikameti, güzergahı, hedefleri, denklemleri, tahlil ve terkip ölçüleri ile mühendislik (inşa) bilgileridir.</p>
<p>Dünya görüşü, “ne” ile inşa edeceğini bilmek için lazım, medeniyet tasavvuru ise “ne” inşa edeceğini bilmek için… Kaynak ve çerçeve… Merkez ve muhit… Bunlar olmadan yapılması gerekenin ne olduğu anlaşılamaz ki, inşa fikri oluşturulabilsin ve faaliyeti başlatılabilsin.</p>
<p>İslam medeniyet tasavvuru, İslam’ın dünya görüşünü muhtevidir. Fakat aksi ihtimal doğru değil, yani dünya görüşü medeniyet tasavvurunu ihtiva etmez. Dünya görüşü ile medeniyet tasavvuru ayrı ayrı oluşturulabileceği gibi, ikisini birden ihtiva eden medeniyet tasavvuru ile iktifa edilebilir. Fakat sadece dünya görüşü ile iktifa edilemez. Öyleyse medeniyet tasavvuru şarttır.</p>
<p>Medeniyet tasavvuru, inşa fikrinin irfan havzasıdır. İnşa fikri, medeniyet tasavvuru içinde üretilir, mayalanır, geliştirilir ve tatbik edilir. Medeniyet mimarisi hazırlanmadan inşa fikri zuhur etmez, bu durumda inşaatı ameleler yürütür. Ameleler ise saray inşa edemez ancak gecekondu inşa eder.</p>
<p>*</p>
<p>İnşa fikri medeniyet tasavvurundan doğduğu için öncelikle terkip fikridir. Terkip edemeyen inşa edemez. Varlıkları birbiriyle terkip etmeden eşya üzerindeki tasarruf, insanları (ferdleri) birbiriyle terkip etmeden cemiyet üzerindeki tasarruf, ilimleri terkip etmeden hikmet üzerindeki tasarruf eksik ve akim kalır. Eşya terkip edilemezse bina nasıl inşa edilir, ferdler terkip edilemezse içtimai nizam nasıl tesis edilir, kaideler (şiarlar) terkip edilemezse sistemler nasıl teşkil edilir?</p>
<p>Medeniyet tasavvuru “terkip” ufkudur, büyük terkiptir. Büyük terkip hamlesinden süzülecek olan inşa fikri, öncelikle terkip inşasıdır. Medeniyet tasavvurundaki “nazari terkip mahareti”, inşa fikrinde ameli terkip gayretine dönmelidir. Başka bir ifadeyle inşa fikri, nazari terkip hamlesi olan medeniyet tasavvurunu, hayatta “gerçekleştirmektir”. İnşa fikri nihai manada, “medeniyet tasavvurunun”, tatbikata geçirilmesidir. Bu sebepledir ki inşa fikri için medeniyet tasavvuru şarttır.</p>
<p>Terkip fikri meselenin nazari kısmını, inşa fikri ise meselenin ameli (pratik) kısmını ifade eder. Bu cihetten bakıldığında aslında terkip fikri ile inşa fikri aynıdır. Daha doğru bir ifadeyle; terkip fikri ile inşa fikri, aynı fikir demetinin iki boyutunu teşkil eder. Medeniyet tasavvuru nazari cihetiyle terkip fikrine, ameli cihetiyle de inşa fikrine bakar.</p>
<p>Terkip etmek, bizatihi inşa etmektir. İnşa faaliyetinin en üst seviyesidir. İki unsuru bile terkip edemeyenlerin, “kurucu düşünceye” sahip “kurucu şahsiyet” olmaları imkansızdır.</p>
<p>Terkip faaliyeti nazari inşa faaliyetidir. Bu sebeple terkip fikri, inşa fikrinin en önemli boyutudur. İnşa faaliyeti ise bu fikrin tatbikattaki karşılığıdır.</p>
<p>*</p>
<p>İnşa fikri medeniyet kurmaya yöneldiği için özü itibariyle tanzim maharetidir. Tanzim maharetine malik olmayan kalbi ve zihni evren, inşa kudretine ulaşamaz. Cemiyeti, hayatı ve varlığı tanzim edebilecek maharete ulaşmadan inşa edebilmek kabil değildir.</p>
<p>Tanzim, hayatı nizami çerçeveye taşımaktır. Hayat, tabiatı itibariyle keşmekeşten (kaostan) kaçar ve nizama doğru akar. Hiçbir iradi müdahale yokken bile hayat nizama doğru akar. Hayatın tabiatına muhalif olmayan fakat dünya görüşünün manasına da muvafık olan nizami çerçeveyi oluşturmanın adıdır, medeniyet. İnşa fikri ise, hayatın akacağı nizami çerçeveyi kendi dünya görüşümüze göre hazırlamanın nazari çerçevesidir.</p>
<p>Tüm hayatı kuşatacak çapta nizam çerçevesi medeniyet tasavvurudur. Medeniyet, hayatın tüm sahalarının tezatsız şekilde örülmüş müesses nizamıdır. Bu sebeple inşa fikri medeniyet tasavvurundan doğar. Medeniyet tasavvuru, en hacimli nizam çerçevesidir, en hacimli tanzim faaliyetidir. İnşa fikri ise, medeniyet tasavvurunun tatbikatta nasıl gerçekleştirileceğini gösteren muhtevadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Finsa-fikri-3%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>28 Şubat: Ucu Nereye Dayanırsa</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/28-subat-ucu-nereye-dayanirsa/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/28-subat-ucu-nereye-dayanirsa/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 05:53:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysi Erken</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Veysi Erken]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9743</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin dilinde olmalı 28 Şubat. 28 Şubat soruşturmasının ucu nereye dayanırsa dayansın sürdürülmeli, takip edilmeli ve sonuçlandırılmalıdır. Esasında 60 darbesinden başlayarak bütün darbeler soruşturulmalı ve darbeciler mahkûm edilmelidir. Gelelim 28 Şubata. 28 Şubat darbesinin iki boyutu mutlaka çözülmelidir. Birinci boyutu [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin dilinde olmalı 28 Şubat.</p>
<p>28 Şubat soruşturmasının ucu nereye dayanırsa dayansın sürdürülmeli, takip edilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.</p>
<p>Esasında 60 darbesinden başlayarak bütün darbeler soruşturulmalı ve darbeciler mahkûm edilmelidir.</p>
<p>Gelelim 28 Şubata.</p>
<p>28 Şubat darbesinin iki boyutu mutlaka çözülmelidir.</p>
<p><strong>Birinci boyutu sivil, ekonomik, bürokratik, ticari ve yalakalık boyutlarıyla 28 Şubatçıları ortaya çıkarmak, milletten çaldıklarını millete iade etmek olmalıdır. O dönemdeki medya ayağı, yazarçizer müsvetteleri, akademisyen diye geçinen köleler, sanayici bilinen hortumcular ve bunları dinleyen bürokratlar mutlaka hesap vermelidir ki, bir daha hiç kimse despotizme heveslenmesin.</strong></p>
<p>Doğuda köy yakan, boşaltan zalimlerden, okulların önünde çocukları ağlatan köle ruhlu idarecilerden, hastanelerde örtülüleri tedavi ettirmeyen firavunlardan hesap sorulmalı ve hiç kimsenin <strong>“la yüs’el”</strong> olmadığı gösterilmelidir.</p>
<p>Darbecilerden hesap sormak yetmez?</p>
<p>Darbe dönemlerinde oluşturulan mağduriyetler ve mazlumiyetler de telafi edilmelidir. Bu 28 Şubatın ikinci boyutunu oluşturur.</p>
<p>Başörtüsü mağduriyeti her yerde ve her zeminde telafi edilmeli. <strong>“Başörtüsü olmadan asla”</strong> denilmeli ve ülkenin bütün toprakları her zerresiyle birlikte örtülülere açılmalıdır. Örtü düşmanlığı yapan herkes cezalandırılmalı ve meslekten men edilmelidir.</p>
<p>Doçentlikleri ve profesörlükleri engellenenlerin hakları iade edilmeli ve 28 Şubat döneminde kurulan jürilerden hesap sorulmalıdır.</p>
<p>O dönemde terfi edemeyen, işinden atılan, eşinden ayrılmak mecburiyetinde bırakılan herkesin hakları iade edilmeli.</p>
<p>Bir maddelik kanunla en yüksek unvanlar ve özlük hakları verilmelidir.</p>
<p>Merve Kavakçı gibi binlerce mağdurun mağduriyetine son verilmeli ve ülke <strong>“gidemeyenlerin ülkesi”</strong> olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p>Kısaca <strong>“Fırat’ın ötesinde bir koyunu kurt kapsa sorumlusu Ömer&#8217;dir”</strong> zihniyetiyle hareket edilerek kapılan ve yok edilenlerin hakları iade edilmelidir.</p>
<p>Bu çalışmalara her parti gönülden katılmalıdır. Katılmayan zalimlerin safında olmaya devam ediyor olacaktır.</p>
<p>Tabii ki, bu iş birinci derecede iktidar partisinin sorumluluğundadır.</p>
<p>Ancak bu yetmez?</p>
<p>MHP; CHP, BDP ve diğer bütün partiler iktidar partisini buna zorlamalıdır ki, dün ortağı oldukları zalimler hesap versin.</p>
<p>İktidar partisi zalimlerden hesap sormazsa hesap vermek zorunda bırakılsın.</p>
<p>Bir nevi yüzleşmeye davet ediyorum bütün partileri ve partilileri.</p>
<p>Dün geçmiştir.</p>
<p>Mağduriyetler ve mazlumiyetler yaşanmıştır.</p>
<p>Artık hür bir ülkede yaşayalım.</p>
<p>Mağduriyetler bitirilmelidir.</p>
<p>Darbeciler ve zalimler zulümlerinin hesabını vermelidir.</p>
<p>Gün namuslu olma ve mağduriyetleri giderme günüdür.</p>
<p>Haydi, bir aile olduğumuzu gösterelim.</p>
<p>Selam ve sabırla…
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2F28-subat-ucu-nereye-dayanirsa%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/28-subat-ucu-nereye-dayanirsa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNŞA FİKRİ-2-</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-2/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 05:51:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haki Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haki Demir]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİL YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=9741</guid>
		<description><![CDATA[İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-tecdittir. [&#8230;]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-<wbr>tecdittir.</wbr></p>
<p>İnşa fikrinin yolunu açan ihtilal fikridir, ihtilal fikri olmadığı takdirde inşa fikri meydana çıkmaz. İhtilal fikri, ıslah fikrinin zıddıdır, ıslah fikri ise inşa fikrinin… Dolayısıyla ıslah fikrinde ısrar edenler ihtilal fikrine ulaşamaz, ihtilal fikrine ulaşamayanlar, inşa fikrini öremezler. Ne var ki bu silsile tehlikelidir. İnşa fikrine ihtilal fikrinden ulaşmak, ihtilal fikrini daha mühim hale getirebiliyor. Bu tuzağa düşmemek için, inşa fikri örülmeli, inşa fikrinin muhtevasında ihtilal fikri de bulunmalıdır. İnşa fikrine ihtilal fikrinden değil, ihtilal fikrine inşa fikrinden ulaşmak gerekir. Sıhhatli olan yol budur, çünkü asıl olan ihtilal fikri değil, inşa fikridir.</p>
<p>İhtilal fikri ile inşa fikri arasındaki münasebet, sıra münasebeti değildir. İhtilal olmadan inşa faaliyetinin başlamayacağını zannetmek, ihtilal fikrini bu şekilde anlamak, inşa fikrini anlamamaktır. İhtilal fikrinin inşa fikrinin ön şartı olması, ıslah fikrinin tuzağına düşmemek içindir. İhtilal ile inşayı sıraya koymak, neyi inşa edeceğini bilmeden ihtilal ile yıkmaktır ki, İslam, asla sadece “yıkım” talep eden bir muhteva olarak anlaşılamaz. (1) Sadece yıkmak ve yerine ne inşa edeceğini bilmemek, entelektüel serseriliktir.</p>
<p>İhtilal fikri, müstakil (bağımsız) fikirlerden değil, arizi fikirlerdendir. İhtilal fikri, inşa fikrinin mütemmimidir. İnşa fikrinden tefrik edilen, özellikle de müstakil hale getirilen ihtilal fikri, ağır hasarlara sebep olur. İhtilal gerçekleştirildiğinde atılacak olan, asla muhafazasında fayda bulunmayan, insanların zihni, kalbi evrenlerinden izleri dahi silinmesi gereken bir düşüncedir. Bu sebeplerle ihtilal fikri, inşa fikrinin mütemmimi olarak muhafaza edilmeli, mütemadiyen (ihtilal gerçekleşene kadar tabii ki) zapt altında tutulmalı, sadece inşa ameliyesinin arsasını hazırlamakla görevlendirilmelidir.</p>
<p>*</p>
<p>İhtilal fikri, izahı uzun olan bir bahistir. Bu eserde hakkıyla izah edilmesi mümkün değil. Kaldı ki bu bahis, iki adet eserle tarafımızdan tetkik edilmiştir. “İhtilal” ve “İhtilal liderliği” isimli eserlerimize bakılabilir.</p>
<p>____</p>
<p>(1) Sadece yıkım fikrine sahip olanlar, İslam’ın merkez kaç kuvvetleri olan Şia ve benzerleridir. Hiçbir inşa fikri ve faaliyeti olmaksızın asırlarca yaşamışlardır. On üç asırlık Şia tarihinde bir tane medeniyet inşa edememişlerdir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F05%2Finsa-fikri-2%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/05/insa-fikri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

