<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SİVİL DÜŞÜNCE</title>
	<atom:link href="http://www.sivildusunce.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sivildusunce.com</link>
	<description>Farklıyız, bir aradayız çünkü insanız</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 17:13:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Siyasete sahip çıkma sırası BDP&#8217;de</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/siyasete-sahip-cikma-sirasi-bdpde/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/siyasete-sahip-cikma-sirasi-bdpde/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 17:13:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8332</guid>
		<description><![CDATA[KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer MİT görevlilerinin, &#8220;şüpheli&#8221; sıfatıyla ifadeye çağrılma esas nedenlerinin &#8220;Oslo görüşmeleri&#8221; olduğu açık. Bu ise yargının siyasi bir tasarrufa müdahalesinden başka bir şey değildir. Peki kriz bitti mi? Bence bitmedi. Şimdilik atılan adımlarla savuşturuldu ancak ileride yeniden ortaya çıkması kaçınılmazdır. Türkiye&#8217;de siyaset &#8220;AK Parti karşıtlığı&#8221; üzerinden devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6683" title="aksoy10f453ea50f4288a3yb" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg" alt="" width="80" height="90" /></a>KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer MİT görevlilerinin, &#8220;şüpheli&#8221; sıfatıyla ifadeye çağrılma esas nedenlerinin &#8220;Oslo görüşmeleri&#8221; olduğu açık. Bu ise yargının siyasi bir tasarrufa müdahalesinden başka bir şey değildir.</span></p>
<p><span>Peki kriz bitti mi? Bence bitmedi. Şimdilik atılan adımlarla savuşturuldu ancak ileride yeniden ortaya çıkması kaçınılmazdır. Türkiye&#8217;de siyaset &#8220;AK Parti karşıtlığı&#8221; üzerinden devam ettikçe bu tür krizler, hükümetin ve Başbakan&#8217;ın her zor anında yeniden ortaya çıkacaktır.</span></p>
<p><span>Bu kriz konusunda birkaç noktayı not düşmekte, kayda geçirmekte fayda var.</span></p>
<p><span>1. Soruşturma hükümete ve siyasete karşı yapılmış bir yarı darbesi girişimidir.</span></p>
<p><span>2. Hükümet demokrasi ve siyasete sahip çıkmıştır.</span></p>
<p><span>3. Muhalefet bir kez daha sınıfta kalmıştır.</span></p>
<p><span>4. Bu krizin parçası olduğu iddia edilen cemaat, bu girişime açık biçimde karşı çıkmadıkça, bu krizin parçası olarak anılmaya devam edecektir.</span></p>
<p><span>5. Krizin kazananı seçilmişler yani demokrasi olmuştur.</span></p>
<p><span>Hükümet, siyaseten tercih ettiği bir tasarrufun yargı konusu yapılması karşısında çok önemli adımlar attı. Gerek savcılıkta, gerek Emniyet&#8217;te yapılan görevden alma ve yani atamalar, gerekse MİT Kanunu&#8217;nda yapılan ek düzenleme &#8220;yargının sınırını aştığının&#8221; açık resmidir. Buradaki her üç adımda da AK Parti, aslında karşı karşıya kaldığı &#8220;yarı darbe girişimi&#8221; karşısında tıpkı &#8217;27 Nisan e-muhtırası&#8217; karşısında verdiğine benzer tepki verdi. AK Parti, &#8217;27 Nisan e-muhtırası&#8217; karşısından nasıl siyasete sahip çıktıysa, 7 Şubat &#8220;yargı darbesi girişimi&#8221; karşısında da siyasete sahip çıktı.</span></p>
<p><span>AK Parti&#8217;nin attığı bu adımlar sadece kendi iktidarına ve demokrasiye sahip çıkmasının dışında anlamlar da taşıyor. Elbette AK Parti&#8217;nin iktidarına ve demokrasiye sahip çıkması son kertede en önemlisi ama bu adımların ima ettiği başka ve önemli bir gerçek var; Kürt sorunun çözümü konusunda da siyasi kararlılık.</span></p>
<p><span>Zaman gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan&#8217;la yaptığım ve dün yayınlanan söyleşide hükümetin attığı adımlar konusundaki şu satırlar çok önemli: &#8220;Fidan&#8217;a sahip çıkmakla ve diğer görevden almalarla geriye dönük değil, ileriye dönük büyük bir adım atmıştır. Kürt siyaseti ile konuşmayı mümkün kılacak ve çözüm iradesini sahiplenen bir hamle yapıyor şu anda. Önemli olan bu. AK Parti Türkiye&#8217;ye ve dünyaya &#8216;Ben görüşme kanalını açık bırakıyorum, ben bunu kullanacağım ve bunun aktörlerine de sahip çıkıyorum&#8217; demiş oldu&#8221;.</span></p>
<p><span>Bu sözlerin ardından Mahçupyan&#8217;ın &#8220;Hükümetin bu kararından sonra önemli nokta BDP&#8217;nin buna ne kadar sahip çıkacağı&#8221; ifadesi, Kürt sorununun çözümü açısından hayati önem taşıyor.</span></p>
<p><span>Hükümetin Hakan Fidan-Emre Taner ikilisine sahip çıkması esas olarak Kürt sorununda demokratik çözümü hedeflemesinden ve buna olan inancından kaynaklanmaktadır. MİT&#8217;in Emre Taner&#8217;in müsteşarlığı ile başlayan süreçte Abdullah Öcalan ile yürüttüğü görüşmelerin bir adımı da Kandil ve Avrupa&#8217;daki PKK temsilcileri ile görüşülmesi. Bu, hükümetin çözüm iradesinin samimiyetini gösteriyor.</span></p>
<p><span>MİT krizi sonrasında CHP ve MHP&#8217;nin siyasete ve Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmadıkları ortada. Peki ya BDP?</span></p>
<p><span>BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş&#8217;ın Hakan Fidan&#8217;a sahip çıkan tavrı olumludur ama yeterli değildir. Keza Aysel Tuğluk&#8217;un Hakan Fidan&#8217;a sahip çıktığı açıklamada sarf ettiği &#8220;iç savaş çıkar&#8221; tehdidi ne yazık ki, Kürt siyasi hareketinin &#8220;apolitik&#8221; tavrının devamını gösteriyor.</span></p>
<p><span>Aslında son krizi Türkiye için siyasetin ne kadar önemli olduğunu ve her şeye rağmen AK Parti&#8217;nin bu siyaseti tek başına savunduğuna şahit olduk.</span></p>
<p><span>Adalet Bakanı Sadullah Ergin&#8217;in &#8220;gerekirse Oslo benzeri görüşmeler olur&#8221; açıklaması aslında çok şey anlatıyor.Devamı için&#8230;.</span></p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=31174&amp;y=MuratAksoy">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=31174&amp;y=MuratAksoy</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fsiyasete-sahip-cikma-sirasi-bdpde%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/siyasete-sahip-cikma-sirasi-bdpde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÜNEŞ VAN’DAN YÜKSELİYOR</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/gunes-vandan-yukseliyor/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/gunes-vandan-yukseliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 15:45:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8323</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Güneş Van&#8217;dan doğuyor, haberin var mı?&#8221; dayanışma konseri yoğun bir katılımla gerçekleşti “Güneş Van&#8217;dan doğuyor haberin var mı?” ismiyle Ankara&#8217;da bir halk konseri yapıldı. Dayanışma konseri KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Devrim Kahraman’ın konuşmasıyla başladı. Dönem sözcüsü konuşmasında şunları söyledi: ‘’ Van&#8217;da bir doğal afet gerçekleşmiştir. Ancak bu doğal afette kaybettiğimiz Kürt kardeşlerimiz, deprem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/van-dayanisma-kutup-yildizi0.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8325" title="van-dayanisma-kutup-yildizi0" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/van-dayanisma-kutup-yildizi0.jpg" alt="" width="498" height="234" /></a></p>
<p>&#8220;Güneş Van&#8217;dan doğuyor, haberin var mı?&#8221; dayanışma konseri yoğun bir katılımla gerçekleşti</p>
<p>“Güneş Van&#8217;dan doğuyor haberin var mı?” ismiyle Ankara&#8217;da bir halk konseri yapıldı.</p>
<p>Dayanışma konseri KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Devrim Kahraman’ın konuşmasıyla başladı. Dönem sözcüsü konuşmasında şunları söyledi: ‘’ Van&#8217;da bir doğal afet gerçekleşmiştir. Ancak bu doğal afette kaybettiğimiz Kürt kardeşlerimiz, deprem nedeniyle enkaz altında hayatlarını kaybetmediler. Onlar AKP&#8217;nin anlayışı yüzünden yaşamlarını yitirdiler. Aslında o enkaz altında kalan Van halkı değildir, AKP&#8217;nin tekçi, faşizan, anlayışıdır.’’</p>
<p>Kahraman’ın ardından söz alan KESK Genel Başkanı Lami Özgen konuşmasında: ‘’ Van&#8217;da deprem gerçekleştiğinde ilk başlatılan uluslararası yardım kampanyası sırasında toplanan yardımların gerçek sahiplerine ulaşması engellenerek birçok insanın enkaz altında kalmasına seyirci kalınmıştır. Orada enkaz altında aslında AKP kalmıştır. Bizler buradan şunların cevabını bilmek istiyoruz? Uluslararası kuruluşlardan Van için gelen desteğin nerelere aktarıldığını bilmek istiyoruz? En kısa zamanda açıklanmasını talep ediyoruz. Depremin olduğu ilk zamanlarda AKP ortalıklarda yoktu, Erciş Kaymakamı ve Valisi şaşkınlıkla ne yapacağını bilmez durumda ortalıkta dolaşıp duruyordu. Ortada olan sadece Ankara&#8217;dan gelen bir komitenin emirlerini yerine getirmeye çalışan bir vali ve kaymakam vardı. Sadece deprem sonrasında ortaya çıkan gerçek ise AKP&#8217;nin Van halkıyla hesaplaştığıydı’’ dedi.</p>
<p>Etkinlikte söz alan Van Belediye Başkanı Bekir Kaya Van depremzedeleri ile ilgili şunları söyledi: ‘’ Van halkıyla her şeye rağmen dayanışma içinde olan herkese teşekkür ederim. Biz Van&#8217;da iki felaketi birden yaşadık. Birincisi deprem, ikincisi ise çok çetin geçen karakış. Orada yaşananları burada anlatmak ve tarif etmek mümkün değil. Ancak şunu söylemek gerekir ki, önceki depremlerden dersler alınmamış ya da alındığı halde burada uygulamaya geçilmedi bilinçli olarak. Eğer hayata geçirilmiş olsaydı, bütün bunları yaşamayacaktık. Ancak bu deprem bize bir gerçeği daha kanıtladı. Her türlü baskıya, engellemeye rağmen, olağanüstü bir sivil dayanışmayı da yaratmış oldu. Bunun için herkese teşekkür ederiz.’’</p>
<p>Konsere geçildiğinde ilk olarak sahneye Kutup Yıldızı çıktı. Ardından sırasıyla Helasa, Komaçia, Bandista, Kibele ve Cevdet Bağca sahne aldılar. Birbirinden güzel marş ve ezgiler kalabalığı coşturdu ve Türk ve Kürt halkının dayanışma ruhunu pekiştirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Haber- Semra POLAT</p>
<p>ANKARA
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fgunes-vandan-yukseliyor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/gunes-vandan-yukseliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hüsran 1453</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/husran-1453/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/husran-1453/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 10:10:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Faruk Gergerlioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8320</guid>
		<description><![CDATA[Fetih  1453  filmi  merakla  beklenen  bir film oldu. Filmin  daha  görülmeden  merak  konusu  olmasının nedeni  büyük  bir  savaşı  canlandırma konusundaki önemli iddiasıydı. Ancak  o devrin  ve  kişilerin  ruhunu anlamaya  çalışanlardansanız  filmi izleyince  hayal kırıklığına  uğruyorsunuz. Sinema  günümüzde  kendine  has bir dili olan  ve  toplumsal  karşılığı  her  geçen  gün artan  bir  sanat  alanı. İnsanın  farklı duygu  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/gergerlio.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6706" title="gergerlio" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/gergerlio.jpg" alt="" width="250" height="191" /></a>Fetih  1453  filmi  merakla  beklenen  bir film oldu. Filmin  daha  görülmeden  merak  konusu  olmasının nedeni  büyük  bir  savaşı  canlandırma konusundaki önemli iddiasıydı. Ancak  o devrin  ve  kişilerin  ruhunu anlamaya  çalışanlardansanız  filmi izleyince  hayal kırıklığına  uğruyorsunuz.</p>
<p>Sinema  günümüzde  kendine  has bir dili olan  ve  toplumsal  karşılığı  her  geçen  gün artan  bir  sanat  alanı. İnsanın  farklı duygu  ve düşüncelerini, toplumsal  anlayışların  renkliliğini canlandırabiliyorsunuz. Bu sanatın  en çok da insanı en iyi anlayan ve tanımlayanlarda olması gerekirken şu ana kadar  genellikle  bunun tersini gördük. Sinema  ile  unutulmaz ve  harikulade  tespitler  tapabileceğiniz gibi  heva ve  hevesin  göklere  çıkarıldığı bir tarz da oluşturabilirsiniz. Fetih  1453  filmi ise  Hollywood  ve  Yeşilçam arası  bir  film gösterisi olmuş. Adı itibarıyla  dindarları da  sinema  salonuna  çekebilecek  eser  maalesef  müslüman muhayyilesinden uzak bir görünüm arz ediyor. 30000  figuran kullanarak  bir  savaş  filmi çekip  bilgisayar marifetleriyle  çarpıcı savaş sahneleri yapabilirsiniz ama   filme ruh katacak bir bakış açınız yoksa  ortaya kalıcı bir eser arayan için hüsran çıkar. Çağ değiştiren önemdeki bir  hadiseyi  sinema  dili  ile  hayali bir kurgu üzerine bina  edebilirsiniz, bunda garipsenecek bir şey yok. Ama cinselliğin öne çıktığı bir  bakış açısını olayın baş kahramanı olarak ilan ettiğiniz bir  kişiye  mal ederseniz ortaya Türk sinemacılığının vazgeçemeyeceği bir basitlik ortaya çıkar. Ulubatlı Hasan’ın şehit olma sahnesinde mezkur kişinin zina sonucu hamile bıraktığı kişiyi resmederseniz  bu tarif edilemez bir hafifliğin göstergesi olur. Devrin ruhunu yansıtmaya çalışma iddiasındayken  Sultan Mehmet’in tarihi sözlerini bile yanlış zamanlarda kullanma gibi bir tarihe   nüfuzsuzluk abidesi olabilirsiniz. “Osmanlı’yı olduğundan fazla övemediniz” demiyoruz ancak “fetih ruhunu  anlama için  olması gereken  çabanın   bu  ellerde olamayacağının acı görüntüsü ortadadır”  diyoruz.</p>
<p>Ashab’ı kiram’ın zorladığı  bu  kapıların devrin parlayan, atılgan  gücü Osmanlı eli ile olmaması, fethe dönüşmemesi mümkün değildi. Entrikalar içinde  boğuşan ve boğulan Bizans’ın görüntüde   dev ama  içinde  çürümüş bir  kof balon olduğu bir gerçekti. Ama bunu  ancak  inkılabcı , çığır açabilecek bir bakış açısı görebilirdi. Devrin statik ve klasik anlayışına bir darbe vurup büyük çıkışı yakalayacak bir devrimci ruh lazımdı. Çok zor görünen  bu  fetihi ancak risk alabilecek bir önderlik yapabilecekti. Ama  bu  devrimci  kişiliğin aynı zamanda önemli bir ilmi  eğitimden geçirilmiş edebi bir  şahsiyet olduğunu vurgulamadan geçerseniz sadece egosu için işgal peşinde koşan  ihtiraslı bir fatih karşınıza çıkabilir. Filmin sadece vitrine hitap ettiği buradan da ortaya çıkıyor. Zira  bu  kişiliğin ve  bu ruhun karşısında durması mümkün olmayan bir çürümüşlüğü yapımcıların öncelikle   tasvir etmesi gerekirdi.  Bizansın yıkılmaya mahkum olduğunu zalimliğin ve zulmün perişanlığını, şaşaalı günlerinden sonraki sadece kuşatma zamanında olmayan  genel  düşkünlüğü resmedilmeliydi. Nefslerinin peşinde koşanların nasıl bir zavallı  son hali yaşadıklarının tasvir edilmemesi filmin ismine yönelik büyük bir gaflettir. Böyle bir idealden bile yoksun olduğu belli olan yapımcıların elinde  film dev savaş sahneleri oluşturulabilen ve fakat derme çatma oyuncuları ile  ruhsuzluğun ve çapsızlığın apaçık sırıttığı   bir film haline gelmiş. Dev sahneler var ama  seyircinin hiç birinde  tek bir damla gözyaşı yok. Zira filmi çekenler için böyle bir arka plan ve kaygı mevzu bahis olmadığı için seyirciye yansıyan bir heyecan yok.  Bizansın önünde duramayacağı bir şehadet aşkı olan askerin  tasvir edilebilecek göz yaşartıcı çok  enstantaneleri olabilirdi. Ulubatlı Hasan’da tasvir edilebilecek olan şehit olmak için öne atılma ruh hali,  ne olduğu belli olmayan, benimsenemeyecek bir vulgarize  aktör ile  yaşatılmaya çalışılmış ve ne kadar yapmacık olduğu hissedilmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Film üzerine daha çok eleştiri yapılabilir ancak buna gerek yok. Zira “eleştirenler nerede ve niye böyle bir film yapma hayali onlarda yok?” denilince mahzun bir şekilde boynumuzu büküyoruz.. En zengin , en muhteşem vurguların sinema diliyle yapılabileceği bir medeniyetimiz var  ve  fakat  o denli  atalet içinde amaçsız ve hedefsizizki  en fakir görüntü bizim cenahta. Medeniyet sevdasında  olabilen azınlığımız bile  top kalesine girerken bakakalan bir kaleci gibi seyretme halinde. Bu tasvirleri oluşturabilmek için dev paralardan önce  inatçı bir idealist ruh lazım aslında. Çağrı filmi  yıllardır  konuşulan ve seyretmeye doyamadığımız bir filmdir. Bu filmin arkasında sadece para değil ne yapacağını bilen ve bir hedefe kilitlenmenin inancı ile zorlukları yenip unutulmaz bir eser ortaya koyan Mustafa Akkad var idi. Onu da Ürdün de maalesef bombalanan bir otelde kendisini islama nispet eden ve fakat bomba atmaktan başka somut bir iş yapmayan El-Kaide öldürdü. Bombaladıkları otelde ölenin Mustafa Akkad olduğunu öğrenip özür açıklaması yapan El Kaide’yi bu özrü kurtarmaz. Zira bu özürden önce onlar yapma yerine yıkmaya talip olmuş ruh halleri ile zaten  kaybetmişlerdi. “İslam dünyasına büyük eserler kazandırıp ölmeden önce İstanbul’un fethini çekmek istiyorum” diyen bir nitelikli kişinin katili olmak aslında İslam dünyasından niye “Fetih1453”çıkamadığının açıklamasıdır. Acıdır ama  maalesef gerçektir. Eğer siz yapmayı akletmez,  isteyene yol açmaz hatta engellerseniz birileri çıkar şehit olan  binlerce askerin kemiklerini sızlatacak çapsızlıklar yapabilir.</p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fhusran-1453%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/husran-1453/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENERALDEN 1 NUMARA OLURMU?</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/generalden-1-numara-olurmu/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/generalden-1-numara-olurmu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 04:55:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rojwan Xeyalfroş</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Rojwan Xeyalfroş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8315</guid>
		<description><![CDATA[Nazlı Ilıcak “ her taşın altında the cemaatmi var” adlı kitabının tanıtımını yaparken, 1 numaranın değişen Genelkurmay Başkanları olduğunu söyledi. Ilıcak’a göre 1 numara babadan oğula değil, bir Genelkurmay Başkanından bir sonraki Genelkurmay Başkanına geçiyor. Generalden 1 numara olurmu? Hiç sanmam. Generallerden her numara çıkabilir fakat 1 numara çıkmaz&#8230; Yetiştirilme tarzları buna uygun değildir. Askeri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/Resim_13083351801.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8317" title="Resim_1308335180" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/Resim_13083351801.jpg" alt="" width="1024" height="1024" /></a>Nazlı Ilıcak <strong><em>“</em></strong><strong><em> her taşın altında the cemaatmi var”</em></strong> adlı kitabının tanıtımını yaparken, 1 numaranın değişen Genelkurmay Başkanları olduğunu söyledi. Ilıcak’a göre 1 numara babadan oğula değil, bir Genelkurmay Başkanından bir sonraki Genelkurmay Başkanına geçiyor.</p>
<p>Generalden 1 numara olurmu?</p>
<p>Hiç sanmam.</p>
<p>Generallerden her numara çıkabilir fakat 1 numara çıkmaz&#8230;</p>
<p>Yetiştirilme tarzları buna uygun değildir.</p>
<p>Askeri okuldan itibaren emir almaya alışmış, kendisinin rejimin koruyucusu olduna inandırılmış bir kişiliğin böylesine sofistike bir örgütlenmede 1 numara olması imkansız.</p>
<p>2000 yılı. Piyade  okulunda vatani! görevimizi yapıyoruz. 4 aylık bir eğitim süremiz var. Eğitim sonunda yüzde 70’lik bir bölümümüz Kürdistan’daki kirli savaşa takım komutanı olarak gönderelicek.</p>
<p>Generallerin en şaşalı yılları.</p>
<p>Derslerimize giren Albaylar komutan değil birer TV starı gibiler. Karşılarına aldıkları üniversitelilere devletin kime ait olduğunu anlatıyorlar. Her ders bir show havasında geçiyor. Onca yıllık öğrencilik hayatım oldu ben böyle zevkli ve heyecanlı geçen dersler görmedim.</p>
<p>Kıdemli bir albay sözde nükleer silahlar üzerine ders veriyor, fakat hernasılsa laf nükleer silahlardan Necmettin Erbakan’a geliyor. Albayımız ülkede başbakanlık yapan Erbakan’a ana avrat küfrediyor.</p>
<p>Dersimiz mayın düzeneği ve çeşitleri. Bir başka albay mayını bırakıp Türkiye’yi aslında kimin yönettiğine getiriyor lafı. <strong><em>“1 ay sonra kuralarınız çekilecek sakın kura öncesi kuranızın batı illerine çıkması için bize milletvekillerini falan yollamayın. Bu ülkeyi siyasiler değil biz yönetiyoruz.Bunu kafanıza sokun.”</em></strong></p>
<p>Bir başka albay 35 derece sıcağın altında topladığı Asteğmen öğrencilere “devletin gücünü öğretecem size” diye bağırıyordu.</p>
<p>Merve Kavakçı küfürlerden en çok nasibini alan milletvekiliydi.</p>
<p>Asteğmenler&#8230;</p>
<p>Hala burada ne işleri olduğunu anlayamamış, bu çile ne zaman bitecek diye ortada şakın şaşkın dolaşan, verilen emirleri yerine getirmeye çalışan topluluk&#8230;.</p>
<p>Kısa süre sonra bu Asteğmenler arasında mutlu bir şekilde dolaşan, kahkahalarla gülebilen (düşünün askersiniz) bedava olan yemekhanede asla yemek yemiyen (kışlanın içindeki cafede hamburger yerlerdi genellikle) hafta sonu tatillerinden sonra kışlaya sıfır mercedes, BMW lerle gelen tiplerinde var olduğunun farkına vardım.</p>
<p>Ne var bunda zengin ve mutlu olmak suçmu diyebilirsiniz. Elbette değil.</p>
<p>Gariplik, bu Asteğmenlerin üstleriyle yani Albaylarla, Generallerle olan ilişkileriydi. Daha doğrusu bu koskoca Albayların, Generallerin (aslında bana göre hiç birzaman koskoca olmadılar ama toplumda böyle bir anlayışın olduğuda yatsınamaz) bu Asteğmenlerin kuyruğunda dolaşmalarıydı. Burada ve kıtada edindiğimiz tecrübelerden sonra bu darbeci muvazzafların Asteğmenlerin elinde oyuncak olduğunu anladık. Emekliliğinde babasının şirketine kapağı atabilmek için Albayımızın ve Generalimizin Asteğmene yapamayacağı yalakalık demeyeyim sevgi gösterisi yoktu.</p>
<p>Sayılı gün çabuk geçmediysede kaygı ve heyecan içinde beklenen gün geldi. 2000 tane Asteğmen kuranın çekileceği salonda toplandık. Herkes torbadan savaş bölgesinin çıkmaması için dua ediyordu. Fakat sadece yüzde 30 luk bir şanstı paylaşabileceğimiz. İsmi anons edilen Asteğmen öğrenci sahneye çıkıyor bir Üstteğmenin elinde tuttuğu torbadan kaderini buluyordu.</p>
<p>Savaşa en çok karşı çıkan ben, Şırnak’ı çektim.</p>
<p>Peki yukarıda bahsettiğim Asteğmenler nereyemi gönderildi?</p>
<p>Bu asteğmenlerden hangisi elini torbaya atıyorsa İzmir’i, Antalya’yı, İstanbul’u, Ankara’yı çekiyordu.</p>
<p>Bu O.Ç ları (ordu çocukları) kuradan sonra birde gözümüzün içine baka baka eğlence düzenlediler o gece Kürdistan’a gönderilmedikleri için. İşin dahada garip tarafı bunlar aramızda en milliyetçi, ulusalcı, Kürt düşmanı olanlardı. Savaşı en çok destekleyenler bunlardı.</p>
<p>Onlar eğlenirken bizler derin bir sessizlik içinde dışarda sigaraya vurduk kendimizi. Beni tanıyan teğmenler, üsteğmenler yanıma gelip tesseli veriyorlardı. Takma kafana buda geçer&#8230;</p>
<p>Anlaşılan o ki bu tosunlar ya ellerinde generallerden aldıkları farklı bir kağıtla torbaya ellerini uzatıyorlardı yada torbanın içinde başka bir torba vardı.</p>
<p>Bana düşen Şırnak&#8230;</p>
<p>Şehri-nar diyordu Kürtler. Yada Şehri Nuh.</p>
<p>Bir zamanlar Nar, Portakal, Zeytin, Yerfıstığı yetiştiren Şırnak&#8217;ın toprağından mermi, roketatar, mayın fışkırıyordu.</p>
<p>42 Operasyon. Soğuktan donan askerler. Beni burda bırak öleyim diye yalvaran askerler. Operasyondan döndükten sonra Astsubaydan tekme tokat dayak yiyen askerler. PKK’nin döşedigi mayının yanında sabaha kadar yatmalar. Bizler 3 gün yürürken operasyon sahasına helikopterlerle inen Generaller. <strong><em>“</em></strong><strong><em>Koruyucuları önden gönderin mayına basacaksa Kürt’ler bassın</em></strong>” diyen Albaylar. Neden çatışma çıkmıyor operasyonlarda pikniğemi gidiyorsunuz diye bize fırça atan Generaller&#8230;</p>
<p>Evet ben Şırnak’ı çekmiştim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her neyse vatan için yine fakir fukara, Anadolu çocukları öldüler. Tosunlar ise askerliklerini ceviz kırarak bitirdiler. Muhtemelen hala askerlik anılarını anlatmaya devam ediyorlardır.</p>
<p>Şimdi Nazlı Ilıcak 1 numaranın Genelkurmay başkanları olduğunu söylüyor.</p>
<p>Generallerden her numara çıkar ama 1 Numara çıkmaz.</p>
<p>Onlar tek güçlerini pısırık siyasilerden almaktalar. Tayyip gibi bir delikanlı çıkınca ne hale geldikleri görülüyor. Necmettin Erbakan yada başka bir siyasi Tayyib’in gösterdiği cesareti gösterebilseydi Türkiye’de bu darbeler olmazdı. Erbakan maaşlarını yükseltip gözlerine girmeye çalışacağına birinin rütbesini söküp atsaydı ancak bir seçimle giderdi.</p>
<p>General zordan anlar, zengini sever.</p>
<p>Emir almaya alışmıştır. Kendisine emir veremeyen bir başbakan yada Cumhurbaşkanı gördüğü an çizgisinin dışına çıkar. Emir alacak başka birini mutlaka bulur.</p>
<p>1 Numarayı ordunun içinde aramak yanlış hedefe kitlenmektir. 1 Numarayı arayacağınız yer Amerika üzerinden İsrail olmalıdır. Onada gücünüz yetmez.</p>
<p>Yapılacak şey, kurumları temizlemek, beyaz eller operasyonuna ne kadar sürerse sürsün devam etmek, etnik ve düşünsel özgürlükleri genişletmek, parayı mümkün olduğu kadar halka eşit dağıtmak, güçlü bir hukuk sistemi kurmaktır.</p>
<p>O zaman 1 numaralar generallerinize emir veremez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fgeneralden-1-numara-olurmu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/generalden-1-numara-olurmu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl Bir Anayasa?</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/nasil-bir-anayasa/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/nasil-bir-anayasa/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 18:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8309</guid>
		<description><![CDATA[Abdulsetter Bayram 12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliği referandumu ile yeni anayasa da gündeme gelmiş ve yeni anayasa çalışmaları hızlı başlamıştır. Ancak son günlerde neredeyse hiç gündemde değil. Suriye’deki Beşşar Esed zulmü, terör ve -eh birazda- hava şartları izin verirse yeni anayasa çalışmalarının hız kazanacağını umuyorum. Yeni Anayasa nasıl olmalıdır? Çerçevesi nasıl olmalı ve çerçeveyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/78.png"><img class="alignleft size-full wp-image-8310" title="78" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/78.png" alt="" width="50" height="60" /></a>Abdulsetter Bayram</p>
<p>12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliği referandumu ile yeni anayasa da gündeme gelmiş ve yeni anayasa çalışmaları hızlı başlamıştır. Ancak son günlerde neredeyse hiç gündemde değil. Suriye’deki Beşşar Esed zulmü, terör ve -eh birazda- hava şartları izin verirse yeni anayasa çalışmalarının hız kazanacağını umuyorum.</p>
<div>Yeni Anayasa nasıl olmalıdır? Çerçevesi nasıl olmalı ve çerçeveyi kim/kimler belirlemelidir? Çerçeve belirlenirken referans ne olmalıdır? İle ilgili olarak acizane bir şeyler söylemek gerekirse …</div>
<div></div>
<div>Yeni Anayasa elbette ki halk tabanlı olmalı ve toplumu esas almalıdır. Halkın değer yargılarından uzak, halkı kale almayan bir anayasanın dikişlerinin tutmayacağı ve dikişlerin hemen atmaya başlayacağı tecrübe ile sabittir.</div>
<div></div>
<div>Bu nedenle yeni Anayasa gökten zembille inmemeli; darbe zihniyeti taşımayan, halkı hizaya sokulması gereken yığınlar olarak görmeyen, halkın hak, özgürlük ve değerlerine önem veren bir zihniyetle hazırlanmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Yeni Anayasa halkın nasıl düşüneceğini, nasıl giyineceğini, nasıl yiyeceğini, nasıl eğleneceğini ve hatta nasıl yürüyeceğini tanzim etmemelidir. Hele hele göbeğini kaşıyan adam bu işlerden ne anlar ki, halk için biz düşünürüz, biz karar veririz, halka düşen uymaktır; bu ülkeye ne gerekiyorsa, ne yapılması isteniyorsa onu da biz yaparız anlayışının ürünü olmamalıdır.</div>
<div></div>
<div>3 Mayıs 1944&#8242;te tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti&#8217;ye söylediği şu sözler ile tarihe geçen tek parti dönemi yöneticisi, Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın <strong><em>&#8220;ulan öküz Anadolulu! sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin vazifeniz çiftçilik yapmak, askere çağırdığımızda askere gelmek&#8230;&#8221;</em></strong> zihniyeti asla referans olmamalıdır.</div>
<div></div>
<div>İnsan hakları deyince ‘benim haklarım’, çıkarıma uygunsa ‘yaşasın demokrasi’ anlayışı yeni anayasada hakim olmamalıdır.</div>
<div></div>
<div>Bu olumsuzluklar, bu zihniyetler bizim yabancı olmadığımız hallerdir. Şimdi yeni Anayasa çalışmaları var. İnşaallah yeni Anayasada hizaya sokma anlayışı hakim olmaz. Ben ümitvarım. Gayretler bu yönde görünüyor en azından.</div>
<div></div>
<div>Yeni anayasa için bir çerçeve tasavvuru ortaya koymaya çalışırsak&#8230;</div>
<div></div>
<div>Efendim…</div>
<div></div>
<div>Yeni anayasada;</div>
<div></div>
<div>İlk maddede <strong>İNSAN</strong> tanımlanmalıdır. Yani insan nedir sorusuna cevap verilmelidir birinci madde de.</div>
<div></div>
<div>Hiçbir ideoloji, bilim ve teknolojinin insanı yeterince tanımlayamadığını, bundan dolayı insanın mutsuz ve yeryüzünde sorunların alabildiğine devam ettiğini söylemiştir, Ali Şeriati İnsanın Dört Zindanı kitabında. Yine aynı eserde yazar insanı tanımlarken şöyle der; <em>“İnsan, öz bilincine varmış, kabul ve red etme özelliği olan, yaratıcı (üretken) bir varlıktır.”</em> Bu nedenle ilk madde de değişik düşüncelerden ve ilgili bilim dallarından faydalanarak insanın doğru tanımlanması yer almalıdır. Biz inanıyoruz ki en isabetli ve doğru insan tanımlaması Kur’an’da yer almaktadır. Bu asla gözden kaçırılmamalıdır.</div>
<div></div>
<div>İkinci madde de <strong>devlet</strong> tanımlanmalıdır. Ama insan için, insanı için var olan devlet tanımı esas alınmalıdır. Çünkü insan devlet için değil; devlet insan için vardır. Bu nedenle devlet vatandaşına zulmetmeyi, adaletsizlik yapmayı –tabiri caizse- aklından dahi geçirmemelidir. Yeni Anayasada Devlet tanımı hakiki eşitlik ilkesini her bireyine eşit mesafede uygulamayı esas almalıdır. Yani sözde değil özde olarak eşitlik.</div>
<div></div>
<div>Üçüncü madde de tek <strong>tabu</strong> hariç devletin hiçbir tabusu olamaz ilkesi yer almalıdır. Tek tabu da ancak şu olmalıdır; <em>“Başkalarına zarar vermemek ve hakaret etmemek şartıyla kim olursa olsun insanın hak, özgürlük ve inançlarına dokunulamaz.”</em> Bu nedenle yeni anayasa çoğulcu karakterde olmalıdır.  Genel bir çerçeve ve bunun içerisinde yer alan özel yaşam alanları için özel çerçeveler. İnsanlar kendi referanslarına göre bu özel çerçevede inançlarını sürdürebilmelidirler.</div>
<div></div>
<div>Dördüncü madde de insan referanslı <strong>sistem</strong> tanımlanmalı ve her bireye eşit uygulanma ilkesi esas olmalıdır. Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve kanaat önderleri ancak sistemin doğru çalıştırılması için üç kuvvete (yasama, yürütme, yargı) baskı yapabilecekleri düzenlemeler yer almalıdır. Yoksa iltimas ve çıkar için yapılan baskılar ancak umutsuzluk ve mutsuzluk enjekte edecektir topluma. Amaç birkaç kişinin mutluluğu değil, tüm toplumun mutluluk ve refahı olmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Güç için değil, hak ve adalet için yapılan mücadele/yarış gibi ulvi amaçlar insanı gerçek manada mutlu kılar. Sistemin tanımlanması bu minvalde olmalı, sistem bu referanslarla kurulmalı ve bu sistemin çalışması için anayasada tedbirler olmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Beşinci madde de;</div>
<div></div>
<div>1- Can emniyeti</div>
<div>2- Mal emniyeti</div>
<div>3- Nesil emniyeti</div>
<div>4- Akıl emniyeti</div>
<div>5- Din (inanç) emniyeti,</div>
<div></div>
<div>gibi <strong>temel haklar</strong> güvence altına alınmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Bunların tanımı da yine ortak bir şuur ve çoğulcu bir anlayışla yapılmalıdır. Akıl emniyeti derken benim aklım, din emniyeti derken benim dinim algılanmamalıdır. İnsanların dindar nesil yetiştirmelerinin önü asla tıkanmamalıdır ve bu hakkı kimse kendinde görmemelidir. İnsanların dinlerini yaşama ve yayma(tebliğ/irşad) özgürlüğü anayasada teminat altına alınmalıdır.</div>
<div></div>
<div>Bu emniyetleri esas almayan anayasanın adı sadece yeni anayasa olur.</div>
<div></div>
<div>Eğer amaç sadece yeni anayasa yapmak ise saydığımız bunca değerleri hiç dikkate almaya gerek yoktur. Yok amaç insanın fıtratına/özüne uygun bir anayasa hedefleniyorsa insanı merkeze koyan bir çıkış noktası ile başlanmalıdır. Çünkü insan –zaman zaman sefilleşse de- Allah’ın yarattığı en şerefli ve en değerli mahluktur</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fnasil-bir-anayasa%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/nasil-bir-anayasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevilerin sahte dostlarına dikkat</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/alevilerin-sahte-dostlarina-dikkat/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/alevilerin-sahte-dostlarina-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 18:13:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8306</guid>
		<description><![CDATA[Rıza Bakırlı/PeyikHaber Aleviliğin sürüklendiği ve sürüklenmek istenildiği yer,elbette değerlerinden arındırılarak safsatalarla içi doldurulmuş bir alevilik olacaktır.Elbette dünyada baş döndürücü bir şekilde devam eden değişimin bütün değerlerinin çözülmesine,farklı yapılanmaların oluşmasına neden olmaktadır.Yani insanoğlu ciddi bir değişim ve dönüşüm girdabında geçmektedir.Bunun sonucunda bu hızlı değişim ve dönüşümün cazibesine kapılarak gerek sosyal-kültürel gerekse ekonomik anlamdaki değişimler değişimin farkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/16.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8307" title="16" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/16.jpg" alt="" width="60" height="66" /></a>Rıza Bakırlı/PeyikHaber</p>
<p>Aleviliğin sürüklendiği ve sürüklenmek istenildiği yer,elbette değerlerinden arındırılarak safsatalarla içi doldurulmuş bir alevilik olacaktır.Elbette dünyada baş döndürücü bir şekilde devam eden değişimin bütün değerlerinin çözülmesine,farklı yapılanmaların oluşmasına neden olmaktadır.Yani insanoğlu ciddi bir değişim ve dönüşüm girdabında geçmektedir.Bunun sonucunda bu hızlı değişim ve dönüşümün cazibesine kapılarak gerek sosyal-kültürel gerekse ekonomik anlamdaki değişimler değişimin farkında olalım,olmayalım biz Alevileri de değiştirmektedir.</p>
<p>Ancak,biz Alevilerin “kendimiz kalarak” değişmeyi ve bu zorunlulukta değiştirme ve dönüştürmeyi öğrenme zorunluluğumuzu unutmadan,Aleviliğin Ehli Beyt ve on iki imamcı anlayışına sadık kalarak değişimi  bizim kontrolümüzde tutarak yola,mektebe uygun bir çizgide bu ilahi inancı sürdürme amacına uygun hale getirebiliriz.Aksi durumda geldiğimiz süreçte biz Alevilerden arındırılmak istenen bir gidişatın getireceği sonuçları tahmin etmemiz mümkün değil.</p>
<p>Alevileri ve Aleviliği bekleyen tehlikeleri saymakla bitiremeyeğimiz sayısı belirsiz tehlike beklemektedir.Bunları gözardı etmek,görmezden gelmek,korkuya kapılmak gibi davranışlarla bertaraf etmenin mümkün olamayacağının bilincini hep taze ve diri tutmanın,Alevileri bütün değerlerini yitirmiş,sıradanlaştırılmış bir topluluk yapmaya aday kurum ve kuruluşların yemi ve alanı yapmaktan uzak tutacaktır.Aleviliği ve Alevileri öteye beriye yamamaya çalışanların isteklerini kursaklarında bırakacaktır.</p>
<p>Aleviliğin tarihsel gerçekliğinden uzak,art niyetli ve kasıtlı tanımlamalardan kendi egolarını tatmin etmeden tutun da,grupsal,etnik ve ideolojik çıkarlarına göre tanımlamalar öteden beridir var olmuş ve var olmaya devam etmektedir.Aleviliği ve Alevileri kendi menfaatleri doğrultusunda tahrif etme,İslamın dışında tutma ve Ehl-i Beyt’ten ayırma,İmam Ali ile ilişkisini kesme projeleri bütün hızıyla devam etmektedir.</p>
<p>Aleviliğin İslamın içinde olduğu gerçekliğini saptırarak,aslında Alevi düşmanlıklarını dost maskesiyle gizleme çabaları”Alevileri,Şaman veya Zerdüşt” göstermeleriyle açığa çıkmaktadır.Dayandıkları argümanları ise İslamiyetin Sünnilik’ten ibaret olduğu safsatasıyla başlamalarıdır.Veya Aleviliğin İslamdan önce de olduğunu tezini ileri sürerek ideolojik ve politik anlamda kendilerine bir alan yaratarak Alevilerin öteden beridir merkezi otorite dışına itilmelerinden,dışlanmalarından dem vurarak kendilerine çalışma alanları yaratma psikolojisinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Yani hala Aleviliğin ve Alevilerin bu ülkenin bir gerçeği olduğu noktasından uzak,yine toplumda Alevilerin Allah’a inanıp inanmadıkları,namaz kılıp kılmadıkları,Kuran’a inanıp inanmadıkları sorgulanıyorsa;Veya gizli-açık bir asimilasyonla Sünnileştirme dayatılıyorsa Aleviler bu ülkenin nesi sayılırlar?Diye soru sormak gerekmez mi?Bir yanda merkezi otoritenin,diğer yanda Alevilere farklı dinler arayanların kuşatılmışlığından kurtulmanın,bu bilinçli ve art niyetli kişi ve kuruluşların kara probagandalarından bunalan,etkilenen sayısız Alevinin olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.Yazılı kaynaklardan yoksun Alevilik,ister istemez bu konuda bilgi boşluğu yaratmaktadır.Bu da sağlıklı ve doğru düşünmeyi zorlaştırmakta ve olumsuz durum yaratmaktadır.</p>
<p>Alevilere yönelik çıkan kitap, dergi,gazete vb. Yayınlara bir göz atacak olursak mektebi bilgilerden yoksun,aleviliği İslam dışı gören ve farklı bir din olarak yorumlayan yayınlar olduğunu görürüz.Bütün bu yaşanılan ve yaratılan kaos ortamında Alevici kesilen faydacı,artniyetli ve alevileri belirsizliklere taşımanın belirtilerini,ancak doğru bir Alevilik bilinciyle bertaraf edeceğimizi unutmamak gerekir.Aksi halde başımızı ağrıtacak,yolumuzu karartacak sahte dostlarımız çok olacaktır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Falevilerin-sahte-dostlarina-dikkat%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/alevilerin-sahte-dostlarina-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıra “Tak-şak” medyada</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/sira-tak-sak-medyada/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/sira-tak-sak-medyada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 12:09:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8300</guid>
		<description><![CDATA[8 Şubat sürecinde, silahlı kuvvetlerin emir eri gibi yayın yapan gazetelerin yayın yönetmenlerinin paşalardan brifing alarak attıkları manşetler yargıya taşınıyor. O dönemde medya, askerin “Tak” diye emrettiklerini “Şak” diye yerine getiriyordu. Milat derin ilişkiyi deşifre etmişti Özgür Eğitim- Sen, ’28 Şubat’ süreciyle ilgili soruşturma başlatan Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, 28 Şubat’ın simgesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/03/28subat-sorusturma-postmoderndarbe-121185h.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3154" title="28subat-sorusturma-postmoderndarbe-121185h" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/03/28subat-sorusturma-postmoderndarbe-121185h-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>8 Şubat sürecinde, silahlı kuvvetlerin emir eri gibi yayın yapan gazetelerin yayın yönetmenlerinin paşalardan brifing alarak attıkları manşetler yargıya taşınıyor. O dönemde medya, askerin “Tak” diye emrettiklerini “Şak” diye yerine getiriyordu.<br />
</strong><br />
<strong>Milat derin ilişkiyi deşifre etmişti<br />
</strong><br />
Özgür Eğitim- Sen, ’28 Şubat’ süreciyle ilgili soruşturma başlatan Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, 28 Şubat’ın simgesi haline gelen manşetler hakkında inceleme başlatılmasını talep edecek. Özgür Eğitim- Sen üyeleri, daha önce ‘Milat’ Gazetesi tarafından yayınlanan Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporu’nu da savcılığa sunacak. ‘Milat’ın deşifre ettiği raporda, 28 Şubat sürecinde malum medya ile TSK’nın derin ilişkisi gözler önüne serilmişti.</p>
<p><strong>Apoletli medyaya suç duyurusu<br />
</strong><br />
<a href="http://www.milatgazetesi.com/wp-content/uploads/2012/02/milat-09.jpg"><img title="" src="http://www.milatgazetesi.com/wp-content/uploads/2012/02/milat-09.jpg" alt="" width="210" height="633" /></a><br />
<strong>Gazetemizde yayınlanan 28 Şubat dönemine ait Genelkurmay Raporu’nda Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya servis edilerek yayınlatıldığı ifade ediliyordu.<br />
</strong><br />
<strong>ASLAN DEĞİRMENCİ / MİLAT/ANKARA<br />
</strong><br />
<strong>28 Şubat</strong> sürecinde gazete yayın yönetmenlerinin dönemin paşalarından brifing alarak attıkları manşetler yargıya taşınıyor. Özgür Eğitim- Sen, ’28 Şubat’ süreciyle ilgili soruşturma başlatan Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, 28 Şubat’ın simgesi haline gelen manşetler hakkında inceleme başlatılmasını talep edecek. Özgür Eğitim- Sen üyeleri, sivil iradeyi adım adım darbeye kurban eden manşetleri ve daha önce ‘Milat’ Gazetesi tarafından yayınlanan Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporunu da savcılığa sunacaklar.</p>
<p><strong>Milat derin ilişkiyi deşifre etmişti<br />
</strong><br />
‘Milat’ın deşifre ettiği raporda, 28 Şubat sürecinde malum medya ile TSK’nın derin ilişkisi gözler önüne serilmişti. Söz konusu raporda, Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medya’ya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyordu. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyordu.</p>
<p><strong>TSK’nın raporunda yer alan itiraflar<br />
</strong><br />
Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeleyen faaliyet raporunda öne çıkan başlıklar şunlardı:<br />
- “Refah partisi aleyhine bazı haberler hazırlayarak basına vermek ve yayınlanmasını sağlamak. Şu ana kadar bu dairede hazırlanan 20’den fazla haber gazetelerde yayınlandı.”<br />
- “Genelkurmay’a yakın olarak görülen bazı gazetecilere konu verilerek ‘yazın’ ricasında bulunuldu. RP’nin kapatılmasını destekler mahiyette yazarlara kullanabilecekleri psikolojik harekât temaları verildi. Fatih Çekirge her hafta bir gün mutlaka Genelkurmay’a uğruyor. Kesinlikle Genelkurmay’ın sözünden çıkmıyor. Ayrıca Sabahattin Önkibar’ da Genelkurmay’a yakın olarak biliniyor.”<br />
- “Çeşitli cemaat, tarikat ve Refah Partisi için raporlar hazırlanıyor. Bu konudaki bilgiler basına sızdırılıyor. Geçen yıl Refah Partisi hakkında bir broşür hazırlanarak basına gönderildi.”</p>
<p><strong>Utanç tablosu<br />
</strong><br />
<strong>İşte Özgür Eğitim-Sen’in yargıya taşıyacağı manşetlerden bazıları:<br />
</strong><br />
<strong>Tarih asıl sizi affetmeyecek<br />
</strong><br />
Bugünlerde itiraflarda bulunan Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Sabah, merhum Erbakan’ın ortağı Tansu Çiller’i hedef alıp, “Tarih Seni Affetmeyecek” suçlaması yaparken, Hürriyet ise Erbakan’ı Beşiktaş’ın Nijeryalı yıldız golcüsü Amokachi’nin sözleriyle vurup, “Din simsarlarına ders verdi” manşetini atacak kadar ileriye gitmişti. Milliyet ise TSK’yı baz alarak askerin tepkileri üzerine yoğunlaşarak yıpratıcı manşetler atmıştı.</p>
<p><strong>Hayalet komutanlar<br />
</strong><br />
İsmi açıklanmayan “üst düzey bir komutana” dayandırılan haberler manşetlere çekilirken, Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı ya da solda Ecevit-Baykal ittifakı için türlü çabalar içine girilmişti.</p>
<p><strong>Küfürbaza destek veren Demirel<br />
</strong><br />
Askerin postmodern darbe yapması için süreci hareketlendiren malum medya, Başbakan Erbakan’a yapılan küfürlere göz yuman Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile de ittifakı gözden kaçmamıştı. Her darbe döneminde şapkasını alıp kaçmakla ünlenen Demirel’in Hükümeti hedef alan her sözü manşetlerdeki yerini hemen alırken, Demirel, Tuğgeneral Osman Özbek’in Erbakan’a ettiği galiz küfrü “Paşa’nın öfkesi bir boşalmadır” şeklinde değerlendiriyor ve Sabah bunu 9 sütuna manşet yapmıştı.</p>
<p><strong>Sınır tanımayan manşetler<br />
</strong><br />
Türkiye’nin kendi insan ve ekonomik gücü ile kalkınabileceğini ispatlayan hükümetten iş dünyasının rahatsızlığı ve darbe sürecine verdikleri destekler de o günün manşetlerini süslemişti. Sabah’ın 2 Nisan 1997 tarihli “Avrupa’yı Şaşırtıyoruz” başlıklı manşetine şaşırmamak ise elde değildi. Manşetin spotu şaşkınlık yaşamanıza yetecek kadar ironik:”Siyasi istikrarsızlığa rağmen, Türk ekonomisinin hızla büyümeye devam etmesi Batılıları hayrete düşürüyor.”<br />
Avrupa ülkelerinin şeriat tedirginliği içinde olduğunu savunan malum medya diğer taraftan yıpratma politikasını İran üzerinden devam ettirmişti. İran’dan gelen çarşaflı kadınların resminin üzerine “Teşekkürler Atatürk” manşeti atılmıştı.</p>
<p><strong>RP’nin kapatılacağını ilk gün bildiler<br />
</strong><br />
Son süreçte, hukukun üstünlüğüne ve yargıya saygıdan dem vuran malum medya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın Refah Partisi için açtığı kapatma davasını, manşetten, “Refah Kapatılıyor” diye duyurmuştu. Kapatma davası henüz açılmışken sonucu ilk günden malum medya vermişti.</p>
<p><strong>Her yolu denemişlerdi<br />
</strong><br />
Brifingli medya merhum Erbakan’ı yalnızlaştırmak için Çiller’i hedef almıştı. Kritik MGK öncesi askerden çekindiğini açıkça belli eden Çiller’in Erbakan’ı eleştiren sözleri de manşetlere çekilmişti.</p>
<p><strong>Muhabir değil medyum çalıştırıyorlardı!<br />
</strong><br />
1997’nin Mayıs ayında ise üç gazete aynı anda Erbakan iktidarının sonun geldiğini ve Mesut Yılmaz’ın yerine hazırlandığını, TBMM’deki kulis çalışmalarını, hangi vekillerin fire –ihanet edeceği- vereceği sayfalara işleniyordu.<br />
Haziran ayında ise gazeteler, Erbakan Hükümeti’nin istifasını ne zaman vereceği ve Demirel’in hükümeti kurma görevini kime vereceğini tartışmaya açarken, “Erbakan geriyor – direniyor” manşetleri üst üste atılmıştı.<br />
Başbakan Erbakan, DYP’li vekillerin istifaları sonucunda düşmek üzere olan 54. Hükümet Tansu Çiller’e devretme hamlesi Süleyman Demirel’e takılırken medya zafer kutlama gafletine (!) düşmeden Mesut Yılmaz hükümetine hazırlık yaptığını manşetlerinden ilan etmişti.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fsira-tak-sak-medyada%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/sira-tak-sak-medyada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Arayışı ve Tartışma Süreci</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anayasa-arayisi-ve-tartisma-sureci/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anayasa-arayisi-ve-tartisma-sureci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 12:03:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Bilgen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayhan Bilgen]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YORUM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8297</guid>
		<description><![CDATA[Anayasaya Dair Sözü Olmak Ve Anayasa Arayışında Söz Sahibi Olmak Anayasa tartışması 1982 Anayasasının hazırlandığı tarihten bu yana devam etmektedir. Farklı toplumsal kesimlerin bu konuda sergiledikleri tutum yanında zaman zaman yasama, yürütme ve yargı organı içerisinden de mevcut anayasaya yönelik rahatsızlıklar dile getirilmiştir. Onlarca kez küçük paketler halinde değişikliğe uğrayan 1982 anayasasının ruhu ve özüne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/07/ayhan1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4972" title="ayhan" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/07/ayhan1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Anayasaya Dair Sözü Olmak Ve Anayasa Arayışında Söz Sahibi Olmak</strong></p>
<p>Anayasa tartışması 1982 Anayasasının hazırlandığı tarihten bu yana devam etmektedir. Farklı toplumsal kesimlerin bu konuda sergiledikleri tutum yanında zaman zaman yasama, yürütme ve yargı organı içerisinden de mevcut anayasaya yönelik rahatsızlıklar dile getirilmiştir. Onlarca kez küçük paketler halinde değişikliğe uğrayan 1982 anayasasının ruhu ve özüne dair bütüncül bir çalışma yapılamamıştır. Yapılan değişiklikler için “yama tutmama” benzetmesi siyasetçiler tarafından defalarca ifade edilmiştir. Özgürlükçü ve eşitlikçi yaklaşıma dayanan yeni bir anayasa ihtiyacı gün geçtikçe daha yaygın biçimde ve yüksek sesle tartışılmakta neredeyse konu ülke siyasetinin ana gündemlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Bütün sorunların çözümünü anayasada aramak mümkün değilse de bir çok sorunun anayasadan kaynaklanan boyutlara sahip olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Anayasa tartışmalarının  bilinçli olarak iktidar tarafından gündemde tutulduğu ve bu tartışmaların dışında kalarak iktidar partisinin oyununa alet olmaktan kaçınmak gerektiğini savunan çevreler, bu konuda etkin ve alternatif tartışma platformları oluşturmaya güç yetirememektedirler. Tartışmaların nesnesi olmaktan çıkıp, etkin ve aktif öznesi olarak belirleyici bir irade sergilemek ise toplumsal dinamikler açısından ciddi bir zorunluluk olarak görülmektedir.</p>
<p>Bu sürecin  toplum lehine nasıl işletileceğine dair arayış içinde olmak, anayasa hazırlığının özgürlükleri genişletecek bir durum ortaya çıkarması için katılım mekanizmaları geliştirmek öncelikli çaba haline gelmelidir.</p>
<p><strong>Barış Anayasası Nasıl Ve Ne Kadar Mümkün ?</strong></p>
<p>Türkiye toplumunun yeni anayasa ihtiyacı bir çok açıdan kendini hissettirmektedir. Toplum-devlet ilişkisinin eşitlikçi, özgürlükçü bir biçimde yeniden tanımlanması, hak ve özgürlüklerle ilgili “ama, ancak” kısıtlamalarının ortadan kaldırılması beklenti noktalarından bir kaçını oluşturmaktadır. Sosyal politikalar konusunun yeniden dizaynı ve devlet organları arası yeni dengenin adının konması ise başka bir açıdan değişim beklentisini güçlendirmektedir. Bu açıdan siyasal iktidar, hem toplumsal taleplere yönelik kimi adımlar atarak,  hem de asker-yargı gibi  odakları kontrol altına alarak, kendi konumunu güçlendirecek anayasal değişiklikleri gerçekleştirmek istemektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Referandum Ve Seçimlerin Devrettiği Miras</strong></p>
<p>Bu beklentilerin birlikte yerine getirilmesinde ciddi zorluklar olacağı kesindir. Bu nedenle esnek ve paralel bir planlama ile hareket edilmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu açıdan son genel seçimlerde de  ihtiyatlı bir dil kullanılmış olması gözden kaçmamalıdır. Yeni, sivil, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi gibi kavramlar bu açıdan yaygın bir kabul görmesine rağmen, somut olarak neyi kapsayacaklarının tarifinden özenle kaçınılmıştır.  Seçimlere giderken hangi partinin nasıl bir anayasa istediğini seçmenleri ile paylaşmaktan kaçınmış olması, mevcut parlamentonun anayasa yapma konusunda temel handikaplarından birisidir.</p>
<p>12 Eylül 2010 referandumunda öncelik verilen düzenlemeler de göstermektedir ki demokrasi söylemi daha çok  siyasal iktidarın diğer organlar karşısında güç kazanması amacı ile kullanılmaktadır. Oysa sivilleşme süreci, demokratikleşme için zorunlu olmakla birlikte asla tek başına yeterli değildir. Dahası kimi ülkelerde yaşanan değişim süreci sonunda yeni siyasal iktidarların bizzat kendisinin toplumsal baskı merkezine dönüştüğünü unutmamak gerekir.  Gerek güçler ayrılığına dayalı denge, fren sisteminin zayıflaması, gerekse toplumsal denetim mekanizmalarının etkisizliği ciddi riskler içermektedir. Özellikle medya üzerinden ifade özgürlüğüne yönelik kimi kısıtlamaların gündemde  yer işgal ediyor olması dikkat çekicidir.</p>
<p><strong>Yol Temizliği Ve Güven Artırıcı Adımlar</strong></p>
<p>Yeni bir anayasa ile birlikte barış için yeni bir sayfa açılması imkanının sağlıklı değerlendirilmesi, ertelenemez bir zorunluluktur. Geçmişle yüzleşme, hakikatleri araştırma çalışmaları, bu yönde bir niyet ve irade beyanı işlevi görebilir. Ne yazık ki başta Ergenekon davası olmak üzere geçmişte işlenen kimi suçlarla ilgili iddiaların araştırılmasında bu fırsat iyi kullanılamamıştır. Faili meçhuller başta olmak üzere toplumda derin yaralar ve büyük kırılmalara yol açan olaylarla ilgili ikna edici, kapsamlı özeleştiri süreçleri işletilmek yerine, suçu birkaç kişinin üzerine yıkan yaklaşımlar tercih edilmiştir.</p>
<p>Kürt siyaseti ve onunla bağlantılı görülen kimi sosyalist çevrelere yönelik tutuklamalar ile bunların kamuoyuna yansıtılış biçimi yeni bir güven bunalımını birlikte getirmiştir.</p>
<p>Yeni bir anayasa vesilesi ile demokratikleşme iddiasının  aslında bir tasfiye operasyonu, irade kırma çabası olduğu kaygısı gün geçtikçe güçlenmiştir. Keyfi ve uzun süreli tutuklamalar, adil yargılama ilkesine ters uygulamalar sorunun diyalog yolu ile çözümünde negatif rol oynamıştır.</p>
<p>Devletin Kürt hareketi ile yürüttüğü görüşmeler de, bu güven sarsıcı girişimlerden payını almıştır.</p>
<p>Anayasanın kalıcı ve kabul edilebilir bir barış ortamının kurulmasına vesile olabilmesi için yol temizliği niteliğindeki güven artırıcı adımlar acilen atılmalıdır. Anayasa yapım süreçleri toplumun geleceğine yönelik söz söyleme fırsatı buldukları dönüm noktaları ise, bu dönemlerde herkesin kendini, taleplerini ifade edebileceği platformları özgürce kurabilmesi gerekir. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için kimi yasal düzenlemeler yapmak, yönetmelik yada uygulamadan kaynaklı kısıtlamaları kaldırmak için iyileştirmelere gitmek, anayasa yapmak dan daha kolay ve öncelikli görülmelidir.</p>
<p><strong>Siyaseti Demokratikleştirmekten Neden Kaçınıyoruz ?</strong></p>
<p>Seçim ve Siyasi Partiler Yasası başta olmak üzere anti demokratik düzenlemelerin anayasaya paralel ve hatta bir blok olarak ele alınması önemli bir zorunluluktur. Meclis iç tüzüğünde iyileştirmeler yapmayı göze alamayan bir siyasal iktidarın anayasa yapma iddiası doğal olarak şüpheyle karşılanacaktır. Siyaseti demokratikleştirecek adımları atmaktan ısrarla kaçınırken,  diğer kurumlarda demokratikleşmeyi sağlama iddiası tutarlılıktan uzak bir davranıştır.</p>
<p>Siyasi partilerin toplumsal katılıma kapalı örgütlenme modelleri, lider merkezli siyaset anlayışı  sadece siyasal kültürden değil aynı zamanda mevzuattan beslenmektedir. Bu mevzuatın şimdiye kadar neden masaya yatırılmadığı sorusunun cevabı açık yüreklilikle verilmelidir.</p>
<p>Kürt sorununun nedenlerini oluşturan anti demokratik hukuk düzeninde köklü değişikliklere gitmeden çatışmalı ortamın sonlandırılması mümkün değildir.</p>
<p><strong>Katılımcı Süreç İşletilmeden Özgürlükçü Metin Çıkartılamaz</strong></p>
<p>Anayasaların içeriği kadar, hatta bazen daha fazla, hazırlık süreçleri belirleyicidir. Toplumsal dinamiklerin kendisini içinde hissetmediği hiçbir metin, tatmin edici bulunmayacaktır. Hak ve özgürlüklerin içselleştirilmesi, sahiplenilmesi katılımcı mekanizmaların inşası ile gerçekleşebilir. Bu katılımın etkin ve işlevsel olabilmesi ise göstermelik danışma girişimlerinden kaçınılması ile mümkündür.</p>
<p>Sivil topluma danışılmış imajı oluşturmaya yönelik girişimler,  katılımcılık açısından meşruiyet oluşturmaya yetmeyecektir.</p>
<p>Bir anayasanın siviller tarafından hazırlanması demek üniformasızlar eliyle yazılması anlamına gelmez. Aşağıdan yukarıya ve toplumsal kesimlerin öncülüğünde bir sürecin işletilmesi gerekir. Kaldı ki anayasa yapmak ile anayasa yazmak aynı şeyler değildir. Birbirini tamamlayacak olan bu süreçlerden birincisi toplumsal politik bir adımdır, teknik, hukuki ve uzmanlık desteği gerektiren ise metin yazmaya yönelik son adımdır.</p>
<p>Anayasalar bu anlamda toplumsal mücadele süreçlerinin ortaya çıkarttığı sonuçların bir yeni statü ile güvence altına alınma araçlarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kim Yapacak  ? Nasıl Hazırlanacak ?</strong></p>
<p>HES’lere karşı örgütlenen yerel çevre hareketlerinden, vicdani ret girişimlerine, gençlik kolektiflerinden, emek örgütlenmelerine, inanç gruplarından, hak temelli savunuculuk yapan platformlara kadar, anayasaya dair sözü olan herkesin içinde yer alacağı anayasa girişimleri sürecin öncülüğünü yapmalıdır. Yerel girişimlerin bir araya gelmesi ile oluşacak bir anayasa hareketi ise meclis biçiminde örgütlendiğinde hem daha doğrudan katılıma açık olacak hem dinamik bir yapıya dönüşme potansiyeli taşıyacaktır.</p>
<p>Bir çok kurumun yürüttüğü anayasa çalışması bulunmakla birlikte bunların yoğunluğu anayasa taslakları hazırlanmasına odaklanmıştır. Elbette farklı kesimlerin anayasadan beklentisini tarif etmesi önemli olmakla birlikte, daha acil olan bu kurumların örgütlendiği tabanın anayasa hazırlık sürecine müdahil olabilmesidir.</p>
<p>Siyasal karar süreçlerine etkin toplumsal müdahale yöntemlerini tartışmadan, metne odaklı tartışmalara girmek telafisi imkansız bir süreci birlikte getirebilir. Anayasa yapma yetkisini kendi tekelinde gören bir parlamento, demokrasiyi temsili hatta şekli düzeyde işletme hevesinin faturasını tüm topluma ağır biçimde ödetebilir.</p>
<p>Toplumsal dinamiklere sırtını dönmüş siyasal aktörlerin, anayasa beklentisini hayal kırıklığına dönüştürme potansiyeli oldukça yüksektir.</p>
<p><strong>Muhtemel Riskler ve Anayasaya Aykırılık  İhtimali</strong></p>
<p>Anayasalar aynı zamanda bir kurucu iradeyi yansıtırlar. Bu iradenin yansımasını, darbe dönemlerine indirgeyerek tartışmak son derece yanıltıcıdır. Mevcut parlamentonun anayasa yapma yetkisini tartışılmaz görenler, kimi riskleri kamuoyuna açık paylaşma sorumluluğunu taşımaktadır.</p>
<p>12 Eylül askeri darbesinin eseri olan 1982 anayasasından kopuş gerçekleştirmeden hazırlanacak bir anayasa, verili mevzuatın kısıtları ile tehdit altındadır. Mevcut anayasa, ancak anayasada değişiklik yapmanın yöntemlerine dair düzenleyici hükümler içermektedir. Bu düzenlemelere tabi kalındığında uzlaşma yada hazırlık komisyonunda ortaya çıkacak iradenin hiçbir bağlayıcılığı olmayacaktır. Dahası daha önceki anayasa değişikliklerinde yaşandığı gibi, bırakın başlangıç ve ilk maddelerinin değiştirilmesini, yeni paketin bu maddelere aykırılığı savı ile süreç tümüyle boşa çıkarılabilir.</p>
<p>Böylesi büyük şokların dışında siyasi partilerden kaynaklı ayak oyunları da sürecin tıkanmasına neden olabilir.  Dört partinin üzerinde uzlaşacağı bir konseptin, yeni anayasadan çok anayasa değişikliği paketi olarak kabul edilebileceği bugünden söylenebilir. “Değiştirilmesi teklif edilemez maddeler” ve 12 Eylül 2010 paketini tartışma dışında tuttuğumuzda zaten ciddi handikaplarla yola çıkmışsınız demektir.</p>
<p><strong>Asli Kurucu İktidar, Temel Talepler ve Anayasa Meclisi</strong></p>
<p>Vatandaşlığın yeniden tarifi, Kürtlerin statü talebi, Anadil, özer yönetim modeli, Diyanet İşleri Başkanlığının yapısı, zorunlu din dersleri, askeri vesayet sorunu gibi temel sorun alanlarında beklentinin netleştirilmesi ve bu doğrultuda toplumsal tartışma, ikna çabaları planlanmalıdır.</p>
<p>Bu  görevin, adı ne olursa olsun geniş katılımlı bir anayasa meclisi tarafında yürütülmesi çok daha sağlıklı bir toplumsal psikoloji iklimi oluşturacaktır.</p>
<p>Blok vekillerinin parlamentoda şekillenecek  sürecin dışında kalmaması gerektiği iddiası, propaganda argümanları açısından anlaşılabilir ancak reel siyasi planlar açısından son derece ciddi riskler içermektedir.</p>
<p>Tartışmaların ilerleyen noktasında ortaya çıkan tablo, Kürt siyasetinin beklentisine uzak bir fotoğrafa dönüşürse, BDP vekilleri açısından çok daha zor bir durum doğacaktır.</p>
<p>Tarafsız davranması gereken TBMM Başkanının, ciddi sayıda akademisyen tarafından önerilmesine rağmen, anayasa meclisi önerisini “fantezi” olarak tanımlaması, bu sürecin geleceğine dair önemli bir sinyal niteliğindedir.</p>
<p>Asli kurucu iktidar tartışmalarını sadece darbe dönemlerine indirgeyerek ele almak ve buradan hareketle TBMM tarafından tümden  yeni bir anayasa yapılabileceği tezini savunmak son derece yanıltıcı bir değerlendirmedir. Kurucu felsefe, kurucu irade kavramları basite indirgenerek sivil siyasetini güçlendirileceği anlayışı ile hareket edilmektedir. Oysa daha önce darbe dönemlerinde hazırlanan anayasalarda,  formel boyutu ile sivil ve siyasal görünüm içinde  son şekline kavuşturulmuş dahası “halka sormanın” göstermelik gerekleri de yerine getirilmiştir.</p>
<p>Bu süreçte sivil topluma danışma, meşruiyet aracına dönüştürülmeden, sahici “katılım standartları” ekseninde ele alınmalıdır.  Toplumsal dinamiklerin karar süreçlerine katılımı konusunu “görüş alma” ve referandum yolu ile “halka sorma” bağlamına indirgemek, gelişen iletişim teknolojileri de düşünüldüğünde yüzeysel ve zayıf bir tercih olarak kalır.</p>
<p>12 Haziran 2011 seçimlerinde baraj altında kalan partilerin oy oranının düşüklüğünden hareket ederek mevcut parlamentonun temsil kabiliyeti üzerine yorum yapmak aşırı iyimserliktir. Başta cinsiyet temsili olmak üzere bir çok açıdan son derece sorunlu ve kısıtlı bir tablo olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Metnin Kerameti Ve Hukuk Devleti Anlayışında Anayasa</strong></p>
<p>Ülke sorunlarının en önemli sebeplerinden birisini anayasa oluşturuyor olsa bile çözümü anayasa metnine endekslemek beklentiyi yükseltmektir. Bu da beklenti yönetimine dair siyaset üretilmesine hizmet edecektir. Sonunda ortaya çıkması muhtemel hayal kırıklığını gidermek için, sürecin en aktif planlayıcılarından olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in“istediğiniz cümleleri göremediğinizde bizi vatan haini ilan etmeyin” uyarısı çok büyük bir anlam ifade etmez.</p>
<p>Yasaların  yurttaşlara tanıdığı haklar ve devlete yüklediği yükümlülükleri kendisi için bağlayıcı görmek öncelikle yürütmeden beklenir. Yasaları yapan organın içinden çıkan bir yürütme, bu tavrı sergilemedikçe yargıdan  daha ileri bir davranış beklenemez. Bu eksende iki özel örnek, üzerinde tartışılmaya değerdir. Bunlardan birincisi son dönemde Kanun Hükmünde Kararnamelere yüklenen roldür. Yasama organının yetkilerini kullanma boyutuna ulaşan bu sistematik tercih bir niyet beyanı niteliğindedir. Çok özel durumlar için ve geçici olarak başvurulması gereken bir yöntemin uygulamada alışkanlığa dönüşmesi güçler ilkesi açısından yeniden düşünülmelidir.</p>
<p>İkinci önemli nokta son yılların en önemli anayasa değişikliklerinden birisi olan 90. Madde konusudur. Uluslararası anlaşma ve sözleşmelere iç hukuk açısından eksik de olsa önemli bir konum kazandıran bu düzenleme pratikte neden yaygın ve belirleyici değildir.</p>
<p>Bunun sorumluluğunu da sadece yargı mensuplarına fatura etmek son derece yanıltıcı olur. Yasalar yargı kararları  kadar idarenin davranışlarında da şekillendirici olmalıdır.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Önündeki Tehlike Ve İfade Özgürlüğü</strong></p>
<p>İfade özgürlüğünün durumu bir ülkede demokrasi ve hukuk devletinin konumunu değerlendirmek için en önemli göstergedir. Türkiye siyasetinde son yıllarda yaşanan değişim bu açıdan masaya yatırılmalıdır. “Bürokratik oligarşi ve halka rağmen işleyen azınlık yönetimi” eleştirileri son on yılın siyasal söylemine damgasını vurmuştur. Bugün ve muhtemel yakın gelecekte Türkiye’nin önündeki asıl tehlike ise “çoğunlukçu” anlayışın “çoğulculuğu” tehdit eder noktaya ulaşmış olmasıdır. Milli egemenlik kavramının algılanış ve kullanılış biçimi, farklı ve muhalif tutumlara yönelik yaklaşımdaki tahammülsüzlük, bir siyasal kültür olarak yaygınlaşmaktadır.</p>
<p>Çoğunluğun iradesinin karar süreçlerinde belirleyici olmasından ibaret bir demokrasi algısı son derece risklidir. Demokrasinin asgari önceliklerinden birisi de azınlık haklarının korunması ve insan hakları değerlerinin herkes için eşit uygulanma imkanının söz konusu olmasıdır. Bırakalım “şok edici, rahatsız edici” düşüncelerin özgürce ifade edilmesini, en doğal taleplerin bile örgütlenme ve basın yayın araçları kullanılarak savunulmasının önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Keyfi tutuklama ve  uzun yargılama süreçlerinin kendisi, güvenlik bürokrasisi ile yargı mekanizmalarının işbirliği içinde yönettiği  bir cezalandırmaya dönüşmüştür.</p>
<p>Yazılı ve görsel basında gittikçe güçlenen otokontrol mekanizmaları, işten çıkartmalar, tutuklanan gazetecilerin mesleklerini icra etmedikleri iddiası son derece sıradanlaşmıştır.</p>
<p><strong>Küresel  Kriz Ve Ekonomik-Sosyal Haklar</strong></p>
<p>Bir süredir yaşanmakta olan ve muhtemelen önümüzdeki birkaç yıl içinde daha da derinleşmesi beklenen küresel ekonomik kriz, ekonomik sosyal haklar konusunu çok daha önemli ve öncelikli hale getirmektedir. Devletin haklar karşısındaki tutumunu sadece “negatif sorumluluklar” bağlamında ele almanın yetersizliği  yeni anayasa tartışmalarında göz ardı edilmemelidir. Sosyal devlet ilkesini geri plana iten düzenlemeler ve sosyal politikaları “insani yardım” zeminine indirgeyen yaklaşımlar, özgürlüklerin kullanılmasını da imkansızlaştırır.</p>
<p>Son anayasa tartışmalarının içerik olarak sadece birinci kuşak haklara endekslenmesi bu açıdan son derece dikkat çekicidir.</p>
<p><strong>Bölgesel Savaş Tehdidi Ve Aktif Model Rolünün Muhtemel Sonuçları</strong></p>
<p>Kamuoyunda “Arap Baharı” olarak tanımlanan rejim karşıtı gösteriler ve bölgesel değişim süreci Türkiye’nin model ülke olması tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Baskıcı yönetimlere karşı halk hareketleri yeni anayasa taleplerini de  kaçınılmaz olarak güncelleştirmektedir. Çok partili hayata geçilmesi, özgür seçimlerin yapılması, yargı bağımsızlığı, örgütlenme ve ifade özgürlüğü gibi beklentilerin yeni bir hukuk düzenine dayandığı açıktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyetinin bölge ülkeleri ile kıyaslandığında görece eski bir demokrasi deneyimine sahip olduğu kabul edilmektedir. Anayasal hukuk devletinin sadece şekli düzenlemelerle hayata geçirilemeyeceği, hak ve özgürlükler eksenli bir toplumsal hayat için daha köklü ve etkin düzenlemelere ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Türkiye’nin bölgede demokratik değişime cesaret ve  katkı sunabilmesi için kendi demokratikleşme sürecini tutarlı ve ileri düzeye taşıması gerekir. Henüz iç barışını tesis edememiş ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlal sıralamasında dünya sıralamasının en aşağılarında bulunan bir ülkenin bölgesel roller üstlenmeye çalışması inandırıcılıktan uzak olacağı gibi başka gerilim ve çatışmaların da tarafı haline gelmeyi kolaylaştıracaktır.</p>
<p>İnsan güvenliği ve yaşam hakkı açısından bölgesel çatışmalara taraf olmanın yansımaları endişe duyulandan daha yüksek düzeyde olabilir. Bölge dışı ülkelerin Türkiye’yi askeri üs ve cephe ülkesi haline getirebilecek talepleri yeni anayasa tartışmalarını imkansızlaştıracak boyutlara ulaşabilir. Fiili savaş ortamına sürüklenmiş bir ülkede olağan üstü uygulamaların yaygın ve sıradan hale gelmesi kaçınılmazdır.</p>
<p><strong>Özne İnşası Ve Anayasa Hareketi</strong></p>
<p>Anayasacılık hareketi açısından baktığımızda dünya deneyimi,yeni ve demokratik anayasa hazırlık ihtiyacı açısından farklı tablolar ortaya koymaktadır. Bir tarafta devletlerin kendi geçmişi ile yüzleşmesi, yeni anayasa sayesinde kopuş sürecini hukuki güvence altına almasından diğer yanda toplumsal dinamiklerin süreçte aktif ve etkin sorumluluk üstlenmesinden söz edebiliriz.</p>
<p>Örgütlü bir toplumun demokrasi ve özgürlükler açısından temel güvence oluşturduğu varsayımından hareket ettiğimizde, haklar açısından elde edilen kazanımların kalıcı hale gelmesi ve gerçek bir yapısal dönüşümden bahsedilebiliyor olması gerekir.</p>
<p>Sadece siyasi partiler ve parlamento merkezli yürüyen bir anayasa hazırlık süreci, hakların takipçisi olacak bir toplumsal bilincin gelişmesi açısından da engelleyici işlev görecektir.</p>
<p>Görüş alma ve referandum gibi  katılım mekanizmalarının, şekli ve göstermelik hale gelme potansiyeli yüksek bir siyasal kültür içerisinde yönetilmekteyiz. Toplumsal dinamiklere yeterince güvenilmeyen, kimi muhalif örgütlenmelerin tehdit olarak algılandığı bir yönetim geleneği içinde geniş toplumsal kesimlerin ve özellikle en çok ayrımcılığa, dışlanmaya maruz kalan kesimlerin anayasa sürecine katılımı zordur.</p>
<p>Farklı  etnik ve inançsal kesimlerin bir birlerine yönelik kaygı ve önyargıları da dikkate alındığında, özgürlükleri herkes için eşit savunabilecek bir toplumsal hareket son derece hayati öneme sahiptir. Kuşatıcı bir demokratikleşme söylemi toplumsal dinamiklerin demokratik birlikteliği ile mümkün olabilir.</p>
<p>Öznesi sadece devlet yada iktidar olan bir değişim sürecinin egemenlik paylaşımı açısından ne kadar inandırıcı olabileceği ortadadır. Demokratik bir anayasa için güçlü bir toplumsal talep vardır ama bunun siyaset üzerinde yeterince etkin bir baskı aracı oluşturduğu söylenemez. Bu konuda demokratik kitle örgütleri ve  sivil toplumun  özgüven sorunu kadar, bu yapılanmalara yönelik engellemeler de etkili olmuştur.</p>
<p><strong>Süreç Açısından Toplumsal Beklentiler Ve Siyasal Hesaplar</strong></p>
<p>Geleceği belirleme ve birlikte eşit-özgür bir yaşam koşullarını inşa etmede anayasa kritik öneme sahiptir. Toplumun kendi geleceğini belirleme hakkı sadece seçim ve parlamento oluşumuna indirgenerek ele alınamaz.  Yeni iletişim teknolojilerinin karar süreçlerine sürekli katılım ve denetlemeyi mümkün kıldığı bir dünyada, sandığa ve lider merkezli parti mekanizmalarına hapsolmuş bir demokrasi kabul edilemez.</p>
<p>Sadece ülke kaynaklarını değil, doğrudan halkı yönetmeyi, kontrol altında tutmayı düşünebilen bir yönetim alışkanlığı ile demokratik hukuk düzeni kurulamaz. Medya başta olmak üzere sermaye, sendikal örgütlenme gibi siyasal iktidarlar üzerinde denetim-denge işlevi görecek bir çok güç unsuru baskı altında tutulmaktadır. Güçler ayrılığı ilkesi fiili olarak işlevsiz hale getirilmiştir. Yargı bağımsızlığının asgari koşulları bile gözetilmemektedir.</p>
<p>NOT:Anayasa arayışları ve tartışma süreci üzerine hazırlanmış Demokratik Anayasa Hareketi broşürün metin halidir..
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fanayasa-arayisi-ve-tartisma-sureci%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anayasa-arayisi-ve-tartisma-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hatay İHD Şubesinin İntiharı</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hatay-ihd-subesinin-intihari/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hatay-ihd-subesinin-intihari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 11:58:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Hamdi Ayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Ayan]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8294</guid>
		<description><![CDATA[19 Şubat 12 günü Antakya’da “Suriye Halkına Destek” adlı bir yürüyüş, ardından bir basın açıklaması yapıldı. Etkinliğe damgasını vuran Esad posterleri ve Esad’a destek sloganlarıydı. İçi – dışı başka, kısaca münafık bir etkinlikti. Çünkü, etkinlikte desteklenen halk değil onu pervasızca katleden eli kanlı diktatördü. Katledilen sivillerle ilgili “tek” kelimenin edilmediği etkinliğe Suriye Halkıyla dayanışma adı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/ahmethamdiayan.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6166" title="ahmethamdiayan" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/ahmethamdiayan-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>19 Şubat 12 günü Antakya’da “Suriye Halkına Destek” adlı bir yürüyüş, ardından bir basın açıklaması yapıldı.</p>
<p>Etkinliğe damgasını vuran Esad posterleri ve Esad’a destek sloganlarıydı.</p>
<p>İçi – dışı başka, kısaca münafık bir etkinlikti. Çünkü, etkinlikte desteklenen halk değil onu pervasızca katleden eli kanlı diktatördü.</p>
<p>Katledilen sivillerle ilgili “tek” kelimenin edilmediği etkinliğe Suriye Halkıyla dayanışma adı verilmesi, Suriye halkına yapılmış en büyük haksızlık ve hakarettir.</p>
<p>Bu etkinlikle,” insan hakları” savunuculuğunun kısa tarihinde, ilk defa bir insan hakları örgütünün, sivillerin değil, silahlı devlet görevlilerinin yanında durduğuna şahit olduk.</p>
<p>İHD Hatay Şubesinin Suriye’de yaşanan sivil ölümlerini görmezden gelerek eli kanlı Esad’a destek veren etkinliği tertipleyenler arasında bulunması, vahşete ortak olmak değil midir?</p>
<p>Bir insan hakları örgütü bunu nasıl yapabilir?</p>
<p>Hatay İHD, bu tutumuyla, insan hakları savunucularını hayal kırıklığına uğratmıştır.</p>
<p>Sırf, Amerika karşı diye eli kanlı bir katili desteklemekle, Amerika’nın ortadan kaldırdığı Hitler’i desteklemek arasında fark var mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir insan hakları örgütünün, Suriye’de yaşanan vahşeti savunması ürpertici bir durumdur.</p>
<p>İHD Genel Merkezinin, Suriye katliamını “kutsayan” şubesinin günahına ortak olmayacağına olan inancımızı sarsmamasını ümit ediyoruz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fhatay-ihd-subesinin-intihari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hatay-ihd-subesinin-intihari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANARŞİA NOTLARI 38</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-38/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-38/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 11:57:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel Menekşe</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8292</guid>
		<description><![CDATA[  RUMİ 07 ŞUBAT 1427 CEMRE HAVAYA 105 KASIM Fethetmediler İşgal Ettiler İstanbul Hala Bizans Mekke’nin Fethi’ne benzer bir Feth.. Rivayet etmediler. Ne raviler ne müverrihler. Ne Mekke’den önce, ne Mekke’den sonra.. .. El Feth emsalsizdir. .. Hayıflanılası bir emsalsizlik../ Yakınılması gereken bir benzersizlik.. Kerrar defa tekerrür ettirilmeliydi El Feth. .. Bilineni tekerrür ettirdiler../..El İşgal.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7377" title="veysel menekse1" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>  RUMİ 07 ŞUBAT 1427 CEMRE HAVAYA 105 KASIM</p>
<p>Fethetmediler İşgal Ettiler İstanbul Hala Bizans</p>
<p>Mekke’nin Fethi’ne benzer bir Feth..</p>
<p>Rivayet etmediler.</p>
<p>Ne raviler ne müverrihler.</p>
<p>Ne Mekke’den önce, ne Mekke’den sonra..</p>
<p>..</p>
<p>El Feth emsalsizdir.</p>
<p>..</p>
<p>Hayıflanılası bir emsalsizlik../ Yakınılması gereken bir benzersizlik..</p>
<p>Kerrar defa tekerrür ettirilmeliydi El Feth.</p>
<p>..</p>
<p>Bilineni tekerrür ettirdiler../..El İşgal..</p>
<p>Haydar-ı Kerrar’ı dahi bunun çün bertaraf ettiler..Yalnız bıraktılar..</p>
<p>..</p>
<p>Rahmetenlilalemiyn umarlar iken.</p>
<p>Zahmetenlilalemiyn buldular.</p>
<p>Ol mevaliler,zımniler,cariyeler-köleler.</p>
<p>Efendileri değişti sadece ol mazlumların..</p>
<p>Hayatları değil.</p>
<p>..</p>
<p>Amerikan Emperyalizmi nasıl demokrasi getirileceğini ..</p>
<p>Nasıl İslam götürüleceğini bizzat isbat eden şanlı mazi mücahidlerinden(!) öğrenmiş olmalı..</p>
<p>Oryantalistler salt kitap yazmaz.</p>
<p>..</p>
<p>Men Dakka Dukka.!</p>
<p>İşbu kerre cuggalar Batı’ya..</p>
<p>Yaa.!</p>
<p>..</p>
<p>Mekke’den sonra işgal edildiler o şehirler.</p>
<p>Fethedilmediler.</p>
<p>İstanbul dahil..</p>
<p>..</p>
<p>Onyedi milyon dolarlık film yapmışlar.</p>
<p>Helal olsun.! ..Değer..</p>
<p>Kabahat kapatmak kolay değil.!</p>
<p>..</p>
<p>Anadolu Erenleri boşuna sırt çevirmediler Osmanlı’ya..</p>
<p>Gül Pembesi feda edilmişti Kızıl Elma’ya.</p>
<p>..</p>
<p>Beyhude selam filan göndermeyin Gül Babaya; Cibali Baba’ya.</p>
<p>Almazlar selamınız..</p>
<p>Kızıl Elmanızı zıkkımlanırken böyle..</p>
<p>Altıncı Filolar güvencesinde.</p>
<p>..</p>
<p>Her şehir bir ülke, her ülke bir paradigma, her paradigma bir insan.</p>
<p>Her bir insan uknumunda çözümlenir yahut düğümlenir her teklifiniz..</p>
<p>Meğerse Ahsen üstü Ahsen olsun meğerse  muhsan üstü muhsan..</p>
<p>..</p>
<p>Nefsinizle yüzleşiyorsunuz öyle mi.? ../..Pah.! Külahıma anlatın.</p>
<p>Şanlı mazinizle; muhteşem tarihinizle yüzleşin evvel.</p>
<p>..</p>
<p>Teklif etmediler tehdid ettiler.</p>
<p>Teklif var ısrar yok demediler.</p>
<p>Korkuttular.</p>
<p>Sindirdiler.</p>
<p>İşgal ettiler.</p>
<p>..</p>
<p>Neydi o öyle son model teknoloji ürünü koca koca toplar vesair zamanın modern silahları.?</p>
<p>Anti Modernisttiniz değil mi,.?</p>
<p>..</p>
<p>“Tüfeng icad oldu mertlik bozuldu.!” Diyen Köroğlu’m haksız mı.?</p>
<p>Macar Urban da mı  Kalın Türk tü yoksa..?</p>
<p>Ve / Veya şu paralı Sırp Askerleri de mi.</p>
<p>Kalın Türk idiler..?</p>
<p>..</p>
<p>O şehirler o ülkeler ..</p>
<p>Allah’ın rahmeti;  Resul’ün şefkati ile fethedilmediler.</p>
<p>Kılıcın sıyırgısı korkunun yılıntısı ile işgal edildiler.</p>
<p>..</p>
<p>Caizdir şer’an her işgalden sonra enaz  on gün her şey serbest.!</p>
<p>“Bu asakir derviş değil hünkarım siz de bilürsüz..”</p>
<p>“Beli lala.! Bilürük helbet.! Hele sen bir fetva ihsan et.!</p>
<p>..</p>
<p>Bu yüzden essah sevmediler işgal edilenler.</p>
<p>Mütegallibinlerini..</p>
<p>..</p>
<p>Hulus-i Kalb ile demediler amenna.</p>
<p>Müdebbir Akıl ile dediler için için..</p>
<p>Bugün banaa..! Yarın sanaa.!</p>
<p>Deme niçin.?</p>
<p>..</p>
<p>Anlasana.!</p>
<p>Kalın Türk.!</p>
<p>..</p>
<p>“Allah günleri insanlar arasında döndürür durur…”</p>
<p>..</p>
<p>Nerde kalmıştınız Kalın’ım.!../ Hamamcıbaşı’m.?</p>
<p>Viyanada mı.?</p>
<p>..</p>
<p>O’nların akılları da hala İstanbulda ama.!?</p>
<p>Di mi.?</p>
<p>..</p>
<p>Fethettiğinizi zannettiğiniz O İstanbul..</p>
<p>İçin için kemirip içinizi.</p>
<p>Sizi fethetti bilahare..</p>
<p>Değil mi.?</p>
<p>..</p>
<p>Bir tek kişi farkındaydı idrakindeydi şuurundaydı bilincindeydi ayırdımındaydı künhündeydi .</p>
<p>El Feth’in.</p>
<p>..</p>
<p>Tanırmısınız Kalın Bay’ım.?</p>
<p>..</p>
<p>Yoo.!</p>
<p>Siz Akşemseddinler Molla Fenariler İbn-i Kemaller Ebussudlar tanırsınız.</p>
<p>Ancak onlar taşır sizi yağmaya talana taht-ı revan’a Saltanat-ı İklim-i Roma’ya..</p>
<p>Değil mi.?</p>
<p>..</p>
<p>İnsan kimin umurunda.? İslam kimin umurunda..</p>
<p>Varsa yoksa devlet-i ebed müddet.!</p>
<p>..</p>
<p>Eee.! Hani nerde devlet-i ebed müdded.?</p>
<p>İlelebed payidar kalacak Türkiye Cumhuriyeti’ne mi inqılab etti..?</p>
<p>..</p>
<p>Ama ve fakat şu kuyruklu(!) kürt mevalileriniz de uyandı artık..</p>
<p>N’olcek şimdi.?</p>
<p>İstanbul’un Fethinde(!)  yoktular üstelik..</p>
<p>Ve keza Çanakkale Zaferinde(!) de..</p>
<p>Yoktular.</p>
<p>..</p>
<p>Ve dahası afedersiniz ama yanlış bile anlayamadım ben hala!..</p>
<p>İngiliz Kafirine karşı savaşmayı göze alan herkese Türk denir.! Peki.! Ala.!</p>
<p>Amma.!</p>
<p>Büyük Germania Generali Alman Von Sanders komutasında savaşanlara ne denir .?</p>
<p>Acaba.!?</p>
<p>..</p>
<p>Ve evet.!</p>
<p>Ben deniz üçüncü sınıf kalemşör;hamamoğlanı; hain;maskara ve yalan malzemeci pislik herif.</p>
<p>Gavurlara ve / veya Gavurcuklarına  hizmet etmeye  dua etmeye ve..</p>
<p>Kendi zalimlerine karşı da isyana davet etmeye devam edecek.</p>
<p>İlahi ve haliyle insani halvet içre nefeslenip nefeslemek siretiyle..</p>
<p>Severek,sevdirerek,sevindirerek ve sevilerek.</p>
<p>Ve kolaylaştırarak.</p>
<p>Ve.</p>
<p>Bütün Dünya Dillerinde Barış Türküleri Söyleyerek..</p>
<p>Ve.</p>
<p>Dansederek İnsan Kardeşleriyle.</p>
<p>İmanım eyvallah.!</p>
<p>..</p>
<p>Böyle Buyurdu veya Mırıldandı.</p>
<p>Kalan Türk.</p>
<p>Ve.</p>
<p>Sustu.</p>
<p>..</p>
<p>Özlem’i düşünerek..</p>
<p>Wesselam.!</p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fanarsia-notlari-38%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-38/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm Dediğin</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/olum-dedigin/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/olum-dedigin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 11:55:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysi Erken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Veysi Erken]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8290</guid>
		<description><![CDATA[Hazreti Âdemden beri beşeriyet ölmekte, doğmakta ve yaşlanmaktadır. Ölüm bizim için yokluk değil, vuslata ermektir. Onun içindir ki, bizler ölüm için hoş geldi safa geldi deriz. Biliyoruz ki, her nefis ölümü tadacaktır. Dün bir dostumuzun gemisi sessizce limandan hareket etti. Arkasından ne el ne de mendil sallayan vardı. Okunan sadece Fatihalar, Yasinler ve dualar idi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/01/veysi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1821" title="veysi" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/01/veysi.jpg" alt="" width="74" height="74" /></a>Hazreti Âdemden beri beşeriyet ölmekte, doğmakta ve yaşlanmaktadır.</p>
<p>Ölüm bizim için yokluk değil, vuslata ermektir. Onun içindir ki, bizler ölüm için hoş geldi safa geldi deriz.</p>
<p>Biliyoruz ki, her nefis ölümü tadacaktır.</p>
<p>Dün bir dostumuzun gemisi sessizce limandan hareket etti. Arkasından ne el ne de mendil sallayan vardı.</p>
<p>Okunan sadece Fatihalar, Yasinler ve dualar idi.</p>
<p>Arif dostumuzun cenazesinde buluştuk.</p>
<p>Elbette ki, beşer olarak üzüldük.</p>
<p>Ama beni daha çok kahreden başı kesilerek katledilen gencecik bir kadının babasıyla karşılaşmak oldu. Meğerse yıllardır tanıdığım Mehmet beyin kızıymış Cuma vaktinde katledilen kadın.</p>
<p>Kabristanda öğrendim.</p>
<p>Baba bir hafta öncesi kızının cenazesine katılan arkadaşının cenazesinde idi dün.</p>
<p>Evlat acısı zordur.</p>
<p>Annemden bilirim.</p>
<p>Yedi sene geçti ağabeyimin vefatı üzerinden.</p>
<p>Tevekkül ehli ve musalli olan annem hala kendini toparlaya bilmiş değil.</p>
<p>Bir de kafası kesilerek katledilen kızın babasını düşünün.</p>
<p>İnanıyoruz ki, kısasta hayat vardır.</p>
<p>Ya siz.</p>
<p>Suçluyu sokağa salacak kanunları çıkaranlar, katilleri şımartanlar neye inanıyorsunuz.</p>
<p>Hani insanın yaşama hakkı vardı?</p>
<p>Ey kalemşorlar.</p>
<p>Neredesiniz?</p>
<p>Efendileriniz size bu konularda yazdırmıyorlar mı?</p>
<p>O masumun suçu ne?</p>
<p>Bakkal dükkânında kendisinin, kocasının ve çocuklarının rızkı peşinde koşmak mı?</p>
<p>Hem de Cuma vaktinde.</p>
<p>İçiniz sızlıyor mu?</p>
<p>Hiç zannetmem.</p>
<p>Türkiye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de ve dünyanın her yerinde insanlar mazlumca katledilirken, faili meçhullere havale edilirken kalbi titremeyenlerden hayır gelir mi?</p>
<p>Kafası kesilerek öldürülen bir masumun acısını mı duyacaklar.</p>
<p>Merhamet öldü.</p>
<p>Adalet öldü.</p>
<p>Kalpler kaskatı kesildi.</p>
<p>Havfi Yezdan çekildi kalplerinden ve hissiyatlarından.</p>
<p>Dün ölüm güzel olmasaydı hiç ölür müydü peygamber diyen, bu duygularla arkadaşının cenazesine katılan ben.</p>
<p>İsyan ettim adaletsizliğe, merhametsizliğe ve bir kenarda sessizce bir kenarda gözyaşı döken Mehmet beyin çaresizliğine.</p>
<p>Selam ve Sabırla…
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Folum-dedigin%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/olum-dedigin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevhid-i Tedrisat ve eğitim çerçevesinden ‘dindar nesil’ meselesi</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/tevhid-i-tedrisat-ve-egitim-cercevesinden-dindar-nesil-meselesi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/tevhid-i-tedrisat-ve-egitim-cercevesinden-dindar-nesil-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 04:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ufuk Coşkun</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8288</guid>
		<description><![CDATA[Başbakanın “dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” sözleriyle başlayan tartışma devam ediyor. Cumhuriyet dönemi eğitim ideolojisinin pozitivist dünya görüşü ve Türk milliyetçiliği üzerine inşa edildiği bir ülkede meseleye birde “eğitim” çerçevesinden bakmak gerekir. Bilindiği gibi Türkiye’de “milli eğitimi” -Cumhuriyet dönemi boyunca- Kemalist CHP ideolojisi yön vermiştir. Eğitim kurumları resmi ideolojinin yeniden üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve CHP’nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2010/10/Ufuk-Coskun2.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-187" title="Ufuk-Coskun" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2010/10/Ufuk-Coskun2-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a>Başbakanın “dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” sözleriyle başlayan tartışma devam ediyor. Cumhuriyet dönemi eğitim ideolojisinin pozitivist dünya görüşü ve Türk milliyetçiliği üzerine inşa edildiği bir ülkede meseleye birde “eğitim” çerçevesinden bakmak gerekir. Bilindiği gibi Türkiye’de “milli eğitimi” -Cumhuriyet dönemi boyunca- Kemalist CHP ideolojisi yön vermiştir. Eğitim kurumları resmi ideolojinin yeniden üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve CHP’nin altı oku yasa ve yönetmeliklerle eğitimin tüm unsurlarına sirayet ettirilmiştir. Resmî ideolojinin içselleştirilmesi için eğitimin her şeyden evvel milli ve pozitivist bir nitelikte olması gerekiyordu. Dolayısıyla başta din olmak üzere bu amaca zarar verecek her türlü aykırılığa asla müsaade edilmedi. Kısacası eğitim, ulus devletin ihtiyaçları doğrultusunda kurgulandı.<br />
<strong>Ders kitaplarında Milli İman, Dinî İman ayrımı</strong>;</p>
<p>Tek parti döneminin Kemalist eğitim anlayışı özellikle Vatandaşlık, Yurt Bilgisi, Din Kültürü ve Beden Terbiyesi gibi derslere çok önem vermiştir. Maarif Vekâleti, eğitimi, öğretmenleri ve okulları kutsallaştırarak bireye devlete karşı vazifelerini öğreten milliyetçilik dozu yüksek bilgileri ders kitaplarına yerleştirmiştir. Örneğin dönemin ders kitaplarında “ Dünyada anamızdan da canımızdan da çok sevdiğimiz iki şey vardır; Türk yurdu ve Türk milleti” türünden bilgilere sıklıkla rastlamaktayız. 1927 yıllarında Abdülbaki Gölpınarlı’nın ilkokullar için yazdığı Din Kültürü kitabında ise iman “dinî” ve “milli” iman olmak üzere ikiye ayrılıyor. Milli iman bahsinde; “Bizim bir de milli imanımız vardır. Biz Türküz. Türkler medenidir. Milletimiz daima ileri gidecek, düşmanlarımızı alt edecektir. Türk adı anılınca göğsüm iftiharla kabarır, basım yükselir. Milletime, vatanıma faydası dokunanları severim, mübarek yurduma fenalık edenleri hiç sevmem. İste bu milli iman, bizi yaşatacak, ilerletecek imandır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine tabi olanların hepsini bu iman birleştiriyor. Biz bu milli imanı, büyük Cumhurreisimiz Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin ve onun vatansever arkadaşlarının gayretiyle, Cumhuriyet sayesinde kazandık” deniliyor.</p>
<p>“İmanı” bile milli olarak takdim eden bir anlayışın oluşmasına hatta Kemalistlerin neredeyse milli marşı konumuna gelen 10. Yıl Marşı’nda “Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız, Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” türü ifadelerin milli eğitimi anlayış olarak beslemesine neden olan Türk milli eğitim tarihindeki en önemli gelişme; 1924 yılında yürürlüğe sokulan Tevhidi Tedrisat yasasıdır.</p>
<h3>Kimse kendi inancına göre insan yetiştiremiyor;</h3>
<p>Bugün farklı kesimlerin kendi inanç sistemlerine göre insan yetiştirmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir bu yasa. Çünkü bu yasayla hedeflenen tüm ulusun tek bir terbiye sistemi ile yetiştirilmesidir. Daha da önemlisi eğitim kurumları tamamen devlet tekeline alınarak Althusser’in ifadesiyle birer ideolojik aygıta dönüştürülmüştür. Din eğitimi, din görevlilerinin yetiştirilmesi ve tüm eğitim görevleri Maarif Vek�leti’ne verilmiştir. Bir bakıma din devletten ayrılmamış bilakis devletin emrine verilmiştir. Yasayla devlet tarafından kurulmuş olan din okulları kapatılmış, sivil okullarda din dersi kaldırılmıştır, devlet okulları dışında din eğitimi verilmesi 1924 yılından itibaren suç haline getirilmiştir 1924’ten günümüze kadar da Talim Terbiye Kurulunun onayını almamış hiçbir ders kitabı devlet okullarında okutulmamıştır. Kısacası eğitim doğrudan devletin resmi ideolojisine uygun bireyler yetiştirme işlevini üstlenmiştir.</p>
<p>İnönü 5 Mayıs 1925 tarihinde Muallimler Birliği Kongresi’nde yeni terbiye sisteminin esaslarını şöyle ifade ediyordu: “Milli terbiye istiyoruz; bu ne demektir. Bunu zıddile daha vazıh anlarız. Milli terbiyenin zıddı nedir derlerse söyleyebiliriz, bu belki dini terbiye yahut beynelmilel terbiyedir. Sizin vereceğiniz terbiye dini değil milli, beynelmilel değil millidir. Sistem bu. Dini terbiyenin milli terbiyeye taarruz teşkil etmediğini, zaman, her iki terbiyenin kendi yollarında en temiz bir tecelli göstereceğini isbat edicektir. Beynelmilel terbiyeye gelince esas itibariyle dini terbiye dahi bir nevi beynelmilel terbiye demektir. Bizim terbiyemiz kendimizin olacak ve kendimiz için olacaktı.</p>
<h3>Din yok milliyet var!</h3>
<p>O dönem “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı bir kitapta yazılmıştır. Kitap” Tek parti dönemin idarecileri tarafından rağbet gören yazarlardan aynı zamanda Samsun Milletvekili olan Ruşeni Barkur’un 25 Ekim 1926 yılında Atatürk’e sunduğu 247 sayfalık meşhur kitabıdır. Başlıktan da görüldüğü üzere bu kitapta milliyetçilik neredeyse dinin yerine alternatif olarak önerilmektedir. Kitapta şu ifadeler dikkat çekicidir.” Benim dinim benim milliyetimdir&#8230; Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ulusalcılığımızdır. O halde felsefemizde din kelimesinin tam karşılığı ulusalcılıktır. Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan, her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır.”</p>
<p>Kısacası Tevhidi Tedrisat yasasıyla birlikte devletin aynı zamanda “dini kontrol altında tutma” yönünde bir politika geliştirdiğine tanıklık etmekteyiz. Bu bakımdan bugün Sayın Başbakan “dindar nesil yetiştirme” talebini Tevhid-i Tedrisat yasasıyla birlikte telaffuz edebilmeliydi. Bugün Türkiye’de bir din ve vicdan özgürlüğü sorunu ile beraber din eğitimi sorunu varsa bu sorunun kaynağını tek parti döneminin kendine has ürettiği laiklik uygulamaları ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun vb. düzenlemelerdir. Dünyadaki gelişmiş demokrasilerin hiçbirisinde “din” bir kurumun tekelinde bırakılmamaktadır.</p>
<h3>Alternatif dinî eğitim modelleri yok değil;</h3>
<p>Bu nedenle evrensel hukuka aykırı bütün düzenlemelerin anayasadan çıkartılması gerekmektedir. Özelikle yeni anayasa sürecinde ülkenin demokratikleşmesi adına eskiden kalma yasaların reforme edilmesi büyük önem arz etmektedir. Her din ve mezhebin özgürce örgütlenmelerine anayasal güvenceler getirilmelidir. Ülkemizde yaşayan farklı inançların, görüşlerin ve mezheplerin kendi okullarını açmalarına ve müfredatlarını kendilerinin belirlemelerine imkân verilmelidir. Bırakalım herkes kendi inancına göre neslini ve din adamını kendi bildiği yoldan yetiştirsin. Ruhban okulu açılsın, Aleviler, farklı inançlar kendi inançlarını özgürce yaşasınlar. Günümüz Türkiye’sine yakışan da bu değil midir?</p>
<p>Diğer taraftan bugün Türkiye’de yaşanılan “dini eğitim” sorunuyla ilgili olarak alternatiflerde yok değildir. Bunlardan en önemlisi Hasan Yücel Başdemir’in “Din Dersleri ve Alevilerin Aktarılması” başlıklı makalesinde önerdiği “Hamburg modeli” ile çoklu müfredatın uygulandığı İngiltere modeli”dir.. Hamburg modeli, bütün dinleri içermektedir. Öğrencilerin velileri seçilen ders konusunda bilgi sahibi olan kişilerdir. Sabit bir müfredat yoktur diyaloga dayalı bir öğrenme yöntemi izlenir. Bireyler dini fikirlerinden ötürü dışlanmaz, baskı altına alınmaz. Derslerde farklı dini inançlardan merak uyandıran materyal ve konular kullanılır ve öğrencilerin şahsi bilgi ve tecrübelerine başvurulur. İngiltere’de ise devlet okullarının hiçbirinde din dersi müfredatı belirli bir mezhebin muhtevası esas olarak hazırlanmaz. Din derslerinin müfredatı bağımsız din adamlarının da içinde yer aldığı ve belirleyici olduğu komisyonlar tarafından yazılır. Ve devlet bunları denetlemez. Din eğitiminde yaş sınırlaması da yoktur. Örneğin ABD’de farklı inanç grupları kendi dini eğitimlerini verme konusunda özgürdürler.</p>
<h3>Başbakan Tevhidi Tedrisat’ı tartışmaya açmalıdır;</h3>
<p>Bizde ise ne yazık ki dinle ilgili konular dahi -yazımın başında da ifade ettiğim gibi- endoktrinasyon amacıyla sunulmaktadır. Oysa birey seçtiği dini aynı inanca mensup insanlarla oluşturduğu cemaatlerle yaşama yayma ve örgütleme hakkına sahip olmalıdır. Ne yazık ki hali hazırda yürürlükte tutulan Tevhidi Tedrisat yasası buna manidir. Bu bakımdan tartışmalara mutlaka bu yasa da dahil edilmelidir. Başbakandan bu yasanın günümüz Türkiye’sinin taleplerini ne kadar karşıladığını, getirilerini ve götürülerini dair bir tartışma başlatmasını talep ediyoruz. Kaldı ki sayın başbakanın istediği gibi”dindar nesil yetiştirme” önerisine bu yasa “yetiştiremezsin” demektedir. Bu bakımdan eğitim tek parti zihniyetinin tahakkümü altından kurtulmalıdır.</p>
<p>TARAF
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Ftevhid-i-tedrisat-ve-egitim-cercevesinden-dindar-nesil-meselesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/tevhid-i-tedrisat-ve-egitim-cercevesinden-dindar-nesil-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Li bakurê Kurdistanê partiyeke muhafezekar-kurdistanî ava dibe</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/li-bakure-kurdistane-partiyeke-muhafezekar-kurdistani-ava-dibe-2/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/li-bakure-kurdistane-partiyeke-muhafezekar-kurdistani-ava-dibe-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 17:47:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8282</guid>
		<description><![CDATA[DIYARBEKIR, 18/2 2012 — Li gorî agahiyên ko hatin bi dest xistin, muhafezekarên demokrat dê li bakurê Kurdistanê partiyeke îslamî û kurdistanî ava bikin. Pêşiyê dê însiyatîfek ava bibe û piştre ev însiyatîf dê xwe veguherîne partiyeke siyasî. Ji bo serokatiyê navê Altan Tan derbas dibe. Li gor Rûdawê, derdorên muhafezekar û demokrat dê partiyeke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/ns_0509_abd_lttn_11var1111.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8283" title="ns_0509_abd_lttn_11var11[1]" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/ns_0509_abd_lttn_11var1111.jpg" alt="" width="550" height="369" /></a>DIYARBEKIR, 18/2 2012 — Li gorî agahiyên ko hatin bi dest xistin, muhafezekarên demokrat dê li bakurê Kurdistanê partiyeke îslamî û kurdistanî ava bikin. Pêşiyê dê însiyatîfek ava bibe û piştre ev însiyatîf dê xwe veguherîne partiyeke siyasî. Ji bo serokatiyê navê Altan Tan derbas dibe.<br />
Li gor Rûdawê, derdorên muhafezekar û demokrat dê partiyeke muhafezekar ya kurdistanî ava bikin û şexs dê ne weke sazî û dezgeh lê wê weke şexs û takekes tevli vê însiyatîfê bibin. Heta niha ji bo vê însiyatîfê sê civîn hatine li dar xistin. Di civîna dawîyê ya piştî mehekê de dê însiyatîf bi awayekî fermî avakirina xwe îlan bike û ji raya giştî re eşkere bike.<br />
Li gorî pêşnumeya ko Rûdawê bi dest xist di navê însiyatîfê de dê peyvên “Îslam” û “Kurdistan” cih bigrin. Piştî xebata demekê, dê însiyatîf xwe fesix bike û bibe partiyeke siyasî. Bi awayekî prensîbî biryar hatiye girtin ko di navê partiya siyasî de jî peyvên “Îslam” û “Kurdistan” hebin. Însiyatîf dê digel doz û îhtîmala girtina partiyê jî dest ji peyva “Kurdistanê” bernede û vê peyvê ji rêziknameya xwe dernexe.<br />
Ev partiya muhfezekar-kurdistanî hemû ol, mezheb û cûdatiyên din jî weke dewlemendî dibîne û hebûna van cûdatiyan yek ji ayetên Xwedê nas dike. Însiyatîf û partî dê hewl bide ko fikr û ramana Îslam û Kurdistanê li seranserê bakurê Kurdistanê belav bike û exlaqeke “îslamî û kurdistanî” ava bike. Ji ber vê yekê di pêşnumeyê de tê gotin ko navê vê erdnîgariyê “Kurdistan” e û ew dê bi ereb, tirk, ermen, sûryanî û gelên din re jî di nava rêz û hurmetê de bijîn.<br />
Însiyatîf û partiya muhafezekar dê bi hişyariya “tirkan çavkaniyên xwezayî yên bakurê Kurdistanê mêtine” û banga xwedîderketina li van çavkaniyan jî li gel bike. Her wiha dê careke din perwerdehiya di medreseyên kurdan, cemxane û tekeyan de bînin rojevê û ji bo eşkere- û ronîkirina qetlîamên Agirî, Zîlan û Dêrsimê jî raya giştî ava bikin.<br />
Kesên ko însiyatîf û partiyê ava dikin di wê baweriyê de ne ko Komara Tirkiyeyê ji bo kurdan perçe bike û yekîtiya kurdan xira bike, kurdan weke elewî-sinî, milî-îslamî, kurmanc-zaza bi nav dikin û ew dê li dijî vê ferasetê têbikoşin. Însiyatîf yan jî partiya ko ava dibe, mafê xweserî, federasyon û serxwebûnê ji gelê kurd re rewa dibîne û ji bo bidestxistina van mafan jî dê têbikoşe. Tişta herî girîng jî, ev însiyatîf û partî dê hemû xebatên xwe pirranî bi zimanê kurdî bimeşîne.<br />
Partiya ko dê bê ava kirin xwe alternatîfa partî û rêxistinên din ên kurdan nabîne û hebûna wan jî weke dewlemendî dibîne. Li gor kesên ji xebatên vê partiyê haydar, yek ji daxwazên avakerên vê partiyê ew e ko ev partî û partiyên din ên kurdan bikaribin li ser heman bingehê bên ba hev û îtifaqan, xebatên hevpar pêk bînin.<br />
Piştî ko partî ava bibe dê Altan Tan ji BDP-ê îstîfa bike û bibe serokê vê partiyê. Lê eger pirsgirêkek derkeve û Altan Tan vê yekê qebûl neke, dê wê çaxê ji bo serokatiyê pêşniyar ji alîkarê serokê giştî yê Mazlumderê Şeyhmus Ulek re bê kirin. Di meseleya avakirin û serokatiya partiyek muhafezekar-kurdistanî de, gellek caran behsa siyasetmedarê kurd Haşim Haşîmî jî tê kirin – Rûdawê jî behsa vê yekê kir – lê li gor agahiyên ji derdorên haydar, navê Haşîmî ji bo serokatiya vê partiya ko dê bê avakirin nayê behs kirin.</p>
<p>NEFEL <a href="http://www.nefel.com">www.nefel.com</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fli-bakure-kurdistane-partiyeke-muhafezekar-kurdistani-ava-dibe-2%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/li-bakure-kurdistane-partiyeke-muhafezekar-kurdistani-ava-dibe-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANARŞİA NOTLARI 37</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-37/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-37/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 09:31:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel Menekşe</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8273</guid>
		<description><![CDATA[RUMİ 03 ŞUBAT 1427 HİCRİ ŞEMSİ 1390 Ne Buğdaydan Geçeriz Ne de Nefesten Beni Bende Demen Bende Değilem; Bir Ben Vardır Bende benden İçeru. Şeriat Tarikat Yoldur Varana; Hakikat Marifet Andan İçeru.. “Derviş Yunus..” &#160; &#160; Ehl-i Beyt Hassasiyeti.. Arifan Firaseti.. Yesevi Siyaseti.. Bektaşi Dirayeti.. Bayrami İmareti. İşraki Işkı.. Mevlevi Meşki..Tabduki Aşkı.. Nakşibend Zikri.. Bedreddin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7377" title="veysel menekse1" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>RUMİ 03 ŞUBAT 1427 HİCRİ ŞEMSİ 1390</p>
<p>Ne Buğdaydan Geçeriz Ne de Nefesten</p>
<p>Beni Bende Demen Bende Değilem; Bir Ben Vardır Bende benden İçeru.</p>
<p>Şeriat Tarikat Yoldur Varana; Hakikat Marifet Andan İçeru..</p>
<p>“Derviş Yunus..”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ehl-i Beyt Hassasiyeti.. Arifan Firaseti.. Yesevi Siyaseti.. Bektaşi Dirayeti.. Bayrami İmareti.</p>
<p>İşraki Işkı.. Mevlevi Meşki..Tabduki Aşkı.. Nakşibend Zikri.. Bedreddin Fikri..</p>
<p>Halveti Şükrü..Gül Babalar Himmeti..Hallaci Mürüvveti..Mısri Kerameti.. Melami Melameti.. Celali Celadeti..Eşkiya Şikayeti..Dede Korkut Rivayeti..Arslan Baba Hikayeti..</p>
<p>Battal Gazi Gazavatı..Ehl-i Sebil Hayratı..Yolgeçen Hanı..Geçti Dost Kervanı..Eyleme Beni..</p>
<p>Yarab Bu Ne Derttir..Söyletir Seni..Karacoğlan Elifi..Mecnun Leyla Zülüfü..</p>
<p>Şem Pervane Kakülü..Molla Sadra Şakülü..Sadi Bostanı..Şirazi Gülistanı..Seyreyle Şehristanı.</p>
<p>Kitabeler Kabristanı..Ölesin Gelir Billah..Fatihalar Ruhistanı..Bırak Sen Bu Tasfiyeyi.</p>
<p>Ne Kalır ki Geriye.? Cümle İnsan Dostistanı..Dostoyevski Görseydi..Keşke Burda Ölseydi..</p>
<p>Hem Ekmek Var Hem Allah..Somuncu Baba Sıcaklığı..Cibali Baba Kucaklığı..</p>
<p>Heb Muhabbet Ocaklığı..Vahhabinin Vahı ne.? Senin İçün Ahı Ne.? Münir Derman Söylesin..</p>
<p>Garibin Günahı Ne?.Bilmiyorsa Severek..Değil Böyle Döverek..Hem Aslını Överek..</p>
<p>Alvarlı Efe Hali..Şaban Veli Minvali..Dervişanlar Ahvali..Zulme de Geçit Yok Ha.!</p>
<p>Kalenderi Kavli..Hamzavi Havli..Sabbah Salavatı.. Köroğlu Kıraaatı.. Ahi Evran İcraatı.</p>
<p>Marifetname Meali.. Nasreddin Hoca Tefsiri.. Kırk Hadis Şerhleri.. Evliya Menkıbeleri..</p>
<p>Kelam-ı Kibar Nushiyeleri..Erbab-ı Dil  Meselleri..Ebruli Güzelleri.. Divan  Gazelleri..</p>
<p>Gülbenk Cönkleri.. Ozan Deyişleri.. Ahi Fütüvvetnameleri..Çelebi Mevlidleri..</p>
<p>Aşık Türküleri.. Gül Muhammed Naatları..Hal-i Haydar  Öğütleri.. Al-i Aba Tembihleri..</p>
<p>Ya  Fatıma Kasideleri..Vah Hüseyn Ağıtları.. Cevşen Nüshaları.. Fuzuli Neşideleri..</p>
<p>Hattat Hatları..Ayet Levhaları.. Karınca Duaları.. Hızır Bekleyişleri..Mehdi Özleyişleri..</p>
<p>İrfan Özdeyişleri..Yağmur Duaları..Türbe Ziyaretleri..Kurban Ziyafetleri..İlim Medreseleri..</p>
<p>İrfan Dergahları..Halvet Zaviyeleri..Ülfet Tekkeleri..Mahalle Mescidleri..Şehir Camileri.</p>
<p>Alevi Cemevleri..İsevi Manastırları..Musevi Tapınakları..Rum Evleri..Ermeni Bahçeleri..</p>
<p>Çingene Çadırları..Kürt Obaları..Türkmen Kasabaları..Çerkez Atlıları..Hemşin Yaylaları..</p>
<p>Laz Balıkçıları..Ege Denizcileri..Zeybek Efeleri..Toros Tahtacıları..Teke Zortlatmaları..</p>
<p>Halk Masalları.. Hikmet  Kıssaları.. Lokman Emrazları.. Nişan Kınaları..Çeyiz Bohçaları.. Düğün Manileri..Maşalama Alayları..Bayram Şarkıları..Yunus Emre İlahileri..</p>
<p>İncili Çavuş Fıkraları..Bektaşi Nükteleri..Kızılbaş Kütüklemeleri..Pamuk Nine Bilmeceleri..</p>
<p>Sen Gülmeyi Bilirmisin Tekfirci Kardeş.? Hacivat Karagöz Gülmeceleri..</p>
<p>İnsan İçine de Girmezsin Sen..Sıra Geceleri..Sohbet Halkaları..Şenlik Panayırları..</p>
<p>Kırkpınar Güreşleri.Ne Yaparsın? Birbaşına Tevhid.Tekbaşına Cennet.Sana ne müşriklerden.?</p>
<p>Komşu Ziyaretleri..Akraba Nezaretleri..Vefat Taziyeleri..Doğum Kutlamaları..</p>
<p>Akika Kurbanları..Dilek Adakları..Sahur Safiyetleri..İftar Sohbetleri..Teravih Namazları..</p>
<p>Kandil Şenlikleri..Ramazan Muhabbetleri..Zengin Zekatları.. Fakir Fitreleri..Vakıf Hizmetleri.</p>
<p>Tebessüm Sadakaları..Kerbela  Yasları.. Muharrem Oruçları..Nevruz Ateşleri.</p>
<p>Hıdırellez Coşkuları.. Gündönümü Sevinçleri.. Yaz Güneşleri..Kudret Neşleri..Ahi Gülüşleri..</p>
<p>Güz Pekmezleri..Gül Reçelleri.. Kirve Sünnetleri.. Cem Musahibleri..Gurbet Arkadaşlıkları..</p>
<p>Ahret Kardeşlikleri.Kan Kardeşlikleri..Can Yoldaşlıkları.. Hal Yarenlikleri..</p>
<p>İş İmecelikleri..ÇobanKeşikleri..Beşik Kertikleri..</p>
<p>Alınteri Tarlaları Harmanyeri Şükürleri..Semah Sema Dansları.</p>
<p>Davud Zebur Referansları..Hatme-i Hacegan Halkaları..Mem u Zin Halayları.</p>
<p>Sarı Gelin Nazları..Nesimi Niyazları ..Pir Sultan Abdal Sazları..Cümlesi Anadolu Niyazları.</p>
<p>Tevhid Adalet Özgürlük Bu Coğrafyada bina ve inşa edilmedi de.</p>
<p>Selefi Mutezili muhayyel bir coğrafyada mı inşa edildi.?</p>
<p>Bu ne aymazlık bu ne vurdumduymazlık bu ne görmezden gelmekliktir ey biraderan.?</p>
<p>Yok Folklorik İslammış Yok Romantik Duygusallıklarmış Yok Budha’cı Hurafelermiş..</p>
<p>Daha neler.?</p>
<p>Görüyoruz şu selefi – ahbari İslamcılığınızın kadim kardeşlik coğrafyamızı.</p>
<p>Nasıl bir ateş çemberi haline getirdiğini.</p>
<p>Yahu.!</p>
<p>Siz kendi devrimci (!) sahih (!) islamınızın geçmişine bakın bir hele.</p>
<p>Bırakın şu artık iyice bayatlamış Amerikan ve Batı düşmanlığı üzerinden.</p>
<p>Kendinizi temize çıkarmayı da.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı paralelinde seyreden ve hatta aynı çizgide buluşan..</p>
<p>Namuharref İslamcılığınızın gele gele geldiği noktaya bakın hele bir.!</p>
<p>Valla şöyle bir bakıyorum da.</p>
<p>Teşkilat-ı Mahsusa İslamcılarından pek farkınız yokmuş.</p>
<p>Diyanet Yayınlarından farklı bir yayın siyasetiniz de hiç olmamış zaten.</p>
<p>Modernist İslamcı İthamlarına da bozuluyosunuz öyle mi.?</p>
<p>Niyekine.?</p>
<p>Ne farkınız var şu protestan diye  güya horladığınız mekanik din tasarımcılarından.?</p>
<p>Bal gibi de toplum mühendisliğine soyunmuşsunuz işte.</p>
<p>Yarab.! Rap rap  komünist bir ümmet imparatorluğu nasib et bize diye dua ettiğinizden de.</p>
<p>Adım gibi eminim artık…</p>
<p>..</p>
<p>Geçelim.!</p>
<p>Suriyeyle meşgulsünüz.</p>
<p>Ülkenizi çoktaan ihya ettiniz muhteşem başörtüsü eylemlerinizle.</p>
<p>Sıra geldi Suriyedeki Nusayrileri devlet kuvvetiyle İbn-i Teymiyye mezhebine ikna etmeye.</p>
<p>Din de zorlama yoktur ya.?</p>
<p>Pah.!</p>
<p>..</p>
<p>Hanefi Hukuku..Ahi Ameli..Ehl-i Beyt Emeli.</p>
<p>Anadolu İslam Algısı ve Pratiğinin Üç Müesses Temeli.</p>
<p>Kimse kimseyi incitmemeli.</p>
<p>Ne kimsenin üstünde ne kimsenin altında.</p>
<p>Her Milletin İyisi’nin İyiliğinin Yanında.</p>
<p>Övgü takvayadır.Üstünlük takvadadır.</p>
<p>Kabarıp kubarmakta değil. Nırgını morartmakta değil.</p>
<p>İteleyip kakalayıp ötekileştirmekte değil.</p>
<p>..</p>
<p>Takva tevazuda tevazu Mizanda.</p>
<p>Herkes kendi terazisinde.</p>
<p>Senin hizanda.</p>
<p>Bir tarağın dişleri; bir duvarın tuğlaları; bir vücudun uzuvları .</p>
<p>Gibi.</p>
<p>Sallu Ala Vesellim.</p>
<p>Selamı yayınız.</p>
<p>Bedduayı değil.</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Ol İnsan Kardeşim..!</p>
<p>Can Muhammedim.!</p>
<p>…</p>
<p>Wesselam.!
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fanarsia-notlari-37%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-37/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘’İSTİKLAL MARŞI’’ YENİDEN YAZILSIN!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/istiklal-marsi-yeniden-yazilsin/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/istiklal-marsi-yeniden-yazilsin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 16:28:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8266</guid>
		<description><![CDATA[‘’İnsanın kalbi, ağrıyan yerinden atar’’ derdi rahmetli anneannem. Haklılık payı yüksek, tarihi bir söz mahiyetinde. Sapasağlam vücudumuzda, parmağımıza batan küçücük bir diken parçası dahi, ağrısını bütün vücudumuzda hissetmemize neden olabiliyor. Tıpkı şu anda canım ülkemde yaşananlara içimizin acıması, yüreğimizin tahammül sınırlarını aşmasına neden olması gibi. İstiklal Marşı’nda ‘’ Bastığın yerleri &#8216;toprak!&#8217; diyerek geçme, tanı: Düşün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/semra1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7738" title="semra" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/semra1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p><strong><em>‘’</em></strong><strong><em>İnsanın kalbi, ağrıyan yerinden atar’’</em></strong><em> </em>derdi rahmetli anneannem. Haklılık payı yüksek, tarihi bir söz mahiyetinde. Sapasağlam vücudumuzda, parmağımıza batan küçücük bir diken parçası dahi, ağrısını bütün vücudumuzda hissetmemize neden olabiliyor. Tıpkı şu anda canım ülkemde yaşananlara içimizin acıması, yüreğimizin tahammül sınırlarını aşmasına neden olması gibi.</p>
<p>İstiklal Marşı’nda ‘’ <em>Bastığın yerleri &#8216;toprak!&#8217; diyerek geçme, tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.’’ </em>Sözlerinden de anlaşılacağı üzere; ülkemin şark yakasında, adım atılan her toprak parçasından insan cesetleri fışkırmakta. <strong>Birbiri üstüne atılmış, yığınla ceset. Kime ait olduğu, nasıl öldürüldüğü, kimlerin öldürdüğü bilinmiyor. </strong>Kim bilir belki de, cahiliye gericiliği dönemindeki halife Ömer’in, kızını diri diri gömdüğü gibi, bu toplu mezarlarda yatanlar da diri diri gömülmüş olabilirler.</p>
<p>Belki bir gece vakti sıcak yataklarından çıkarılarak ya da sabah aileleriyle birlikte kahvaltı sofrasında lokmaları boğazlarında düğümlenerek alınıp götürüldüler ölüm kuyularına. Nereye götürüldüklerini bilmeden, suçlarının ne olduğu söylenmeden atıldılar birbiri ardına. Zaten devlete göre gerekte yoktu ki bir açıklama yapmaya zira ülkenin doğusunda yaşayanlar katliamı ve işkenceyi hak ediyorlardı. Keza <em>‘’ Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!’’ </em>sözleri, toprak için ölünmesi gerektiğini ve her öldürülenin ise şehit olacağına hükmetmişti bir kere. Peki, bunu dikte ederken kime sordular? Ana-babaların rızasını aldılar mı? Peki, öldürülene sorma zahmetinde bulundular mı? Hayır! Bunların hiçbirini yapmadılar. Çünkü <em>‘’ Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandı. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandı(!)’’ </em>Bu zihin dayatması ile insana, insanın bir bez parçasından daha az kıymetli olduğunu öğretmekte.</p>
<p><em>‘’Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilal’’ </em>dendiğinde, 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Hava Kuvetlerine bağlı savaş uçaklarının, Roboski’de çoğunluğu çocuk 34 Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı sivil insanı Sınır Ötesi operasyonda katlettiğini hatırlamayalım mesela. İstiklal Marşımız, bize insanlığı ve insani değerleri hatırlatsın. Toprağın ve bayrağın öneminden ziyade, insanlık onurunun, hayatın ve özgürlüğün daha önemli olduğunu belirtsin.</p>
<p><strong>Ateist ve Alevi toplumlar</strong><strong>ının şiddetle karşı çıktıkları halde</strong> kendi iskan yerlerinde ezan dayatmasının olması da insan hakları ihlalidir. Osmanlı Padişahı Yavuz,  Alevileri kırıp geçirerek dağlık yerlere yerleşmelerine zorlamış, bu da yetmiyormuş gibi camiler inşa ederek Alevi toplumunun gittikçe artan kin ve nefretini kazanmıştır. Bu tarihi gerçekten ders alınmamış olacak ki <em>‘’Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’’ </em>İfadesi, yeni cumhuriyetin hem dinden yoksun olması istenmiş, öte taraftan da dini bir baskı oluşturmayı şart koşmuştur.</p>
<p><strong>Henüz beş ila altı yaşlarında gidilen okullarda, her sabah andımız okutularak faşizmin bayrağı bir kez daha göndere çekilirken, egemen otorite, tanrısallığını bir kez daha ilan ederek gerinmekte.</strong> Çünkü çocukların gözünü korkutarak, dillerine kelepçeler vurarak kanlı çarkını çevirdikçe artmaktaydı kuvveti. Ne zaman ki çocuklar dillerindeki kelepçeleri çözdüler ve bilinçaltlarına kuvvetlice kilitlenen prangalardan kurtulmaya karar verdiler, işte o zaman egemen otoritenin korkulu rüyası halini almaya başladılar. Özgürlük için yazdılar, adalet için sokaklarda boy gösterdiler. Hapsedildiler ama pes etmediler. Parayla değildi ya, sırayla doldurdular hapishanelere. <strong>Onlar tutukladıkça, Onbinler mahkeme önlerinde</strong> destek için ıslıklar çalıyor, gülüyor, halaylar çekiyorlar. Gülenler çoğaldıkça egemen zihniyet ve ‘’F tipi ötekiler’’ daha fazla sinirlenmeye başlıyorlar. Zira ağıt yakmasına alıştırdıkları geçmiş neslin evlatları, acılara gülerek cevap vermekteler. Her şeyden önemlisi, sistemi değiştireceklerine inanıyorlar&#8230;</p>
<p>Mardin’in Nusaybin ilçesinde 13 Şubat günü gözaltına alınan dört kişinin akıbeti bilinmiyor. Halk, bu tarz kayıplara 12 Eylül darbesinden bu yana bir edilgenlik kazanmış idi lakin <strong>‘’Demokratik ya da Kürt ya da Devlet açılımı(!)’’</strong> adını ne koyarsanız koyun, altı doldurulmamış bir argüman olarak, insan hak ve hürriyetlerinden yoksun, en vahim haliyle karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>M</strong><strong>İT dalaşında</strong>, KCK operasyonlarının hangi baskılar neticesinde yapıldığı, <strong>‘’F tipi ötekiler’’in</strong> bu kargaşa içerisinde hükümetle alıp veremediği bir rant kavgasının olduğu çıktı ortaya. Artık okuduğumuz haber kanallarında Enflasyon haberlerini duymuyoruz zira gün geçmiyor ki yüzlerce insan haklı-haksız ayrımı yapılmadan gözaltına alınmamış olsun.</p>
<p><strong>Can</strong><strong>ım ülkem gün geçtikçe daha çok fakirleşiyor.</strong> Yoksulluğun neden olduğu cinnetler ve boşanmalar her gün biraz daha artıyor. Sokaklarda, her köşe başında sayıları her geçen gün artan <strong>‘’Tinerciler’’ </strong>de, fakirleşen ve fakirleştikçe kopan aile bağlarının birer tezahürü gerçeğini gözler önüne seriyor. Devletin bu konuda ciddi adımlar atması gerekirken, Genel Başkanın Tv ekranlarına çıkarak <strong><em>‘’Tinerci mi olsunlar!’’</em></strong><em> </em>ifadesi tarihi bir gaftır! Hiçbir aile, evladının ‘’Tinerci’’ olmasını istemez. Hiçbir çocuk da ‘’Tinerci’’ olma gayreti içerisinde değildir zaten. Bütün sorun ekonomik kaynaklıdır! Çözülen ve gittikçe yozlaşan aile sisteminin çöküntüye uğramasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Eşi tarafından dayak yiyen kadınlar</strong>, karakola götürülerek <em>‘’konsomatris olduğu için dövdük’’</em> diyerek, kendisini aklamaya çalışan –asli görevi korumak olan- polisler olduğu müddetçe, sokaklarda istenmeyen görüntüler her zaman var olacaktır. Dayak yiyen kadın, acziyetini çocuklarından çıkarmaya başlar ve dayakçı ailelerin çocukları, ezik, toplumdan soyutlanmış ve tehlike arz eden bireyler haline gelirler. Sosyolojik ve psikolojik bir travmadan, iyi ve sağlıklı bireyler beklemek müşkülpesentlikten başka bir şey değildir.</p>
<p>Ülkenin neresinde acı çoğalıyorsa, bedenimiz artık o kadar çok acıyor. Hangi kolumuz ya da hangi bacağımızın olduğu fark etmiyor. <strong>İster Kürt olsun ister Türk! İster inançlı olsun ister inançsız! Faşist, baskıcı ve dayatmacı otoritenin çevirdiği çarkın dikenleri battığı her yeri acıtıyor. </strong></p>
<p><strong>Böyle gelmiş lakin böyle gitmez efendiler!</strong></p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fistiklal-marsi-yeniden-yazilsin%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/istiklal-marsi-yeniden-yazilsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. NUH’UN OĞLU VE TUFAN</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hz-nuhun-oglu-ve-tufan/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hz-nuhun-oglu-ve-tufan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 16:27:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cengiz Duman</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8267</guid>
		<description><![CDATA[Belçika’dan, E-postamıza, gelen bir okurumuzun sorusu şöyle: “Hud suresinin 43 ayeti: Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, &#8220;Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma&#8221; diye seslendi. Dağlar kadar büyük dalgalar arasında gemi gidiyor. Geminin dağlar kadar büyük dalgaların arasında yüzen o gemiye, muhal farz Hz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/duman.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7810" title="duman" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/duman-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Belçika’dan, E-postamıza, gelen bir okurumuzun sorusu şöyle: “Hud suresinin 43 ayeti: Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, &#8220;Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma&#8221; diye seslendi. Dağlar kadar büyük dalgalar arasında gemi gidiyor. Geminin dağlar kadar büyük dalgaların arasında yüzen o gemiye, muhal farz Hz Nuh&#8217;un oğlu binmek isteseydi, nasıl yapacaktı. Çünkü ayette :&#8221; Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu.&#8221; diyor. Yani gemi hareket halindeydi ondan sonra Hz Nuh oğlunu çağırıyor. Anlamama yardımcı olursanız, çok sevinirim. (………….,) Belçika.”</p>
<p>Okurumuzun Hud suresi 43. ayet olarak belirttiği aslında Hud suresi 42. ayeti şöyle “<em>Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma&#8217;zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn </em>/ <em>Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.”</em></p>
<p>Cenabı Hakk, Hud suresi 42. ayetinde, oluşmaya başlayan Tufan’ın, ilk aşamalarını aktarmaktadır. Buna göre her yerden sular yerden kaynayıp fışkırmaya ve yükselmeye başlamıştır. Olağanüstü bu olayın gerçekleştiği sırada yükselen sular içerisinde Nuh’un gemisi ve onun içerisinden seslenen bir resul bulunmaktadır; “…<em>Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. (…..) “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma”.</em>” Diğer tarafta ise suların henüz ulaşmadığı bir kıyıda Nuh’un inkarcı “…<em>ayrı bir yere çekilmiş olan oğlu..”</em> vardır. Hud suresi 42. Ve 43. ayetler, Tufan’ın ilk aşamasındaki bu kaotik anlarda Hz. Nuh ile oğlunun mükâlemesine yer verir.</p>
<p>42. ve 43. ayetlerdeki mükâlemeyi ve mesajlarını daha iyi anlamak için bu ayetlerin siyak-sibak ilişkisine bakarak, anlatılan bu son aşamadan önce diğer ayetlerde neler aktarılmış ona bir göz atmak gerekmektedir.</p>
<p>Nuh kıssasının anlatıldığı Hud suresi 40. ayette, gemiye binecek olanların Allah nazarındaki durumu şöyle bildirilmektedir: “<em>Hattâ izâ câe emrunâ ve fâret tennûru</em>…./…<em>Nihayet emrimiz gelip de Tennur kaynayınca Nuh&#8217;a dedik ki: &#8220;(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!&#8221; Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.”</em></p>
<p>Tufan’ın henüz gerçekleşmeye başladığı; “<em>Nihayet emrimiz gelip de Tennur kaynamaya başlayınca…..” </em>ifadesinden anlaşılmaktadır.<em> </em>Tufan’ın bu alameti belirdiğinde gemisinin yapımı tamam olan Hz. Nuh’a  <em>&#8220;….(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!&#8230;&#8221; </em>emri verilerek, Tufandan kurtulacak olanlar sıralanmaktadır. Bu kurtulanlar arasında Hz. Nuh da dâhil ailesi ve kavminden birtakım insanlar daha vardır.</p>
<p>40. ayetteki, Tufan’dan kurtulması için gemiye binmesi gerekenler insanlar arasında  <em>“….Ve ehleke illa men sebeka aleyhil’kavlu…./….aleyhinde söz verilmiş olanlar dışında aileni…</em>” ifadesi ile Nuh(a.s)’un ailesi de yer almakta ancak bu tüm aileyi kapsamamaktadır. Onların içinden istisna olacağı da “…..<em>illa men sebeka aleyhil’kavlu…/…aleyhinde söz verilmiş olanlar dışında”</em>  ifadesiyle belirtilmektedir.</p>
<p>Demek ki, Hz. Nuh önderliğindeki gemi yolcularının listesi, Cenabı Hakk tarafından önceden Nuh’a bildirilmektedir. Bu aşamada şu soru sorulabilir: Cenabı Hakk, niçin bu kadar ayrıntıya inmektedir?</p>
<p>Çünkü böyle olmamış olsa idi Hz. Nuh, merhameti nedeniyle boğulacak oğlu da dâhil kendisini kandıran! (Müslüman gösteren) veya acıyacağı birçok kâfiri de gemiye bindirmiş olacaktı. Onun bu merhametli! tutumu hakkında kıssanın daha evvelki ayettinde bir bilgi bulunmaktadır. <em>“….zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!&#8230;.</em>” (Hud11/37) Dolayısıyla Nuh’un bu tutumundan dolayı Tufan esnasında belki de Allah’ın adaleti gerçekleşmeyecek, ya da Tufan sonrası inananlar ile kâfirler arasında bu haksızlığa dayanan olumsuz bir ortam oluşacaktı.</p>
<p>İşte bu olumsuzluğu bilen Allah, gemiye binecek yolculara kadar her ayrıntıyı Nuh’a bildirmektedir. Çünkü Allah kimin inanıp kimin inanmadığını ve inanmayacağını en iyi bilendir. “<em>Nuh&#8217;a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.</em>” (Hud11/36) Dolayısıyla tufandan kurtulacaklar için de helak olacaklar için de hükmü, adaletle veren Allah’tır.</p>
<p>Allah’ın gemiye bindirilmesi gerekenlerle ilgili bu emrine göre Hz. Nuh tarafından yolcular gemiye bindirilmiştir. Dolayısıyla Tufan’dan kurtulacak Nuh(a.s)’un aile bireyleri de bellidir, boğulacak olanlar da….  Nitekim Nuh’un ağzından bu durum şöyle bildirilir. &#8220;Bugün Allah&#8217;ın emrinden (helak), merhamet sahibi Allah&#8217;tan başka koruyacak kimse yoktur&#8221; (Hud11/43)</p>
<p>Buna göre 40. Ayetteki; hakkında Cenabı Hakk tarafından helak hükmü verilmiş olan yani Tufan’da boğulacağı belirtilen Nuh(a.s)’un, karada kalan olan oğlunun, artık kurtuluşu yoktur. Çünkü Allah onun artık iman etmeyeceğini bilmektedir bundan dolayı helak emrini vermiştir. Binaenaleyh okurumuzun “…muhal farz Hz Nuh&#8217;un oğlu binmek isteseydi, nasıl yapacaktı…” sorusunun cevabı böylece belli olmuştur. Yani 42. ayette anlatılan mükaleme sahnesini “…muhal farz…” olarak düşünmek gereksizdir.</p>
<p>Peki, Hud suresi 42. ve 43. ayetlerdeki mükâlemede, Hz. Nuh’un bir resul olmasına rağmen, Allah’ın hakkında hüküm bildirdiği oğlunu kurtarmaya çalışması nasıl anlaşılmalıdır? “….<em>Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi….” </em>  Allah’ın helak emri gelmesine ve kurtuluşun bulunmamasına rağmen tamamen babalık içgüdüsü ile ki, bunu <em>“Nuh Rabbine dua edip dedi ki: &#8220;Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir.”</em> (Hud11/45) ayetindeki bu ifadeden anlamaktayız.</p>
<p>Boğulmak üzere olan oğlunu kurtarmaya çalışan Hz. Nuh’un nafile çabası ile Kur’an muhataplarına şu ilahi mesaj verilmektedir: <em>“…Bugün Allah’ın merhamet ettikleri dışında onun emrinden(helak) koruyacak yoktur….” </em>(Hud11/43)  Akrabalık bağları da olsa, resul bir baba da olsa; Allah’ın nezdinde inanç asıldır mesajı……   “<em>Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.”</em> (Hud11/46)</p>
<p>Allah&#8217;ın bu ifadesi kıyamete kadar gelip geçecek tüm müminlere de bir uyarı, bir ihtardır. Müslüman olmayanın, peygamber soyundan gelse bile, bir değeri yoktur Allah nezdinde… Olamaz da… İnsanı ahirette kurtaracak olan ancak &#8220;selim bir kalb&#8221;, (derin bir iman) “Ancak Allah&#8217;a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara26/89) ve buna dayalı amellerdir. “Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için (denilir).” (Tur52/19)</p>
<p>Kendisinin helak emri belli olduktan sonra hiç kimsenin(velev ki resul bile olsa), o emri geri çeviremeyeceğini belirten Allah; aynı zamanda genel olarak kafirlerin spesifik olarak Nuh(a.s)’un oğlunun inkarcı vasfını beyan ederek; Allah’ın, kafirlerin katı inkarcı tutumlarını en iyi bilen olduğunu ve onların bu inkarlarında inat etmeye devam edeceklerini “<em>Nuh&#8217;a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.</em>” “…<em>Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.”</em>  hitabı ile bizlere bildirmektedir.</p>
<p>Kaldı ki, Hz. Nuh, aralarında oğlu ve hanımının da bulunduğu kavminin kâfirleri hakkındaki bu sonucu daha evvel Cenabı Allah’tan dilemiştir. &#8220;<em>Benimle onların arasında, sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar.</em>&#8221; (Şuara26//118) Allah’ta hükmünü vermiştir. &#8220;<em>Bugün Allah&#8217;ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah&#8217;tan başka koruyacak kimse yoktur&#8221; </em>Hud suresi 43. Ayetine şöyle de mana verilmiştir:<em> “Bugün, Allah’ın esirgediklerinden başkasını O’nun vereceği emirden koruyacak kimse yoktur.</em></p>
<p>Allah’ın azabını gördüğünde bile iman etmeyen Nuh’un “<em>Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım….</em>” (Hud11/43) diyerek hala inkârdadır. Bu inkârın karşılığı helak olmalı değil mi?  İnkârcılar Allah’ın azabını görseler bile hala inkârlarını devam ettirirler. <em>“Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir!”</em> <em>Onlar Azab geldiği halde hala Allah’ı ve onun ayetlerini inkâra devam etmektedirler.</em> <em>(Hud11/32)</em></p>
<p>Tufan esnasındaki Nuh ve oğlu arasındaki mükâlemenin bize en büyük mesajı: Allah nezdinde kâfirlere şefaatçi yoktur. Herkes mutlaka yaptığı amellerin karşılığını alacaktır. Kâfirler için, resul babası ve resul oğlu ya da resul eşi olsa dahi bu dünya ve ahirette hiç bir şefaat, fidye ve diğer araçlar, Allah nezdinde kabul edilmez. &#8220;<em>Allah, kâfirlere Nuh&#8217;un karısıyla, Lut&#8217;un karısını misal gösterir. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, fakat onlara hıyanet ettiler. Kocaları (Allah&#8217;tan) gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): &#8220;Cehenneme girenlerle beraber siz de girin&#8221; dendi.</em>&#8221; (Tahrim66/10)</p>
<p><strong> </strong>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fhz-nuhun-oglu-ve-tufan%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/hz-nuhun-oglu-ve-tufan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oligarşik Yönetimin İşleyişi</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/oligarsik-yonetimin-isleyisi/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/oligarsik-yonetimin-isleyisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 11:45:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysi Erken</dc:creator>
				<category><![CDATA[Veysi Erken]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8254</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde tekrar gündeme getirilen zırhlar, kalkanlar, imtiyazlar ergenekonvari oligarşik yapıların ne kadar şirret olduklarını, imtiyazlarından nasıl vazgeçmemek için direndiklerini göstermektedir. Bu durum geçmişte kaleme aldığım bir yazımı hatırlattı. Bugünü yansıttığından tekrar siz dostlarla paylaşmak istedim.          “Devlet fert ve toplum için çok efsunkâr ve anlamlı soyut bir kavramdır. Gerek fert gerekse toplum zaviyesinden meseleye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/01/veysi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1821" title="veysi" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/01/veysi.jpg" alt="" width="74" height="74" /></a>Son günlerde tekrar gündeme getirilen zırhlar, kalkanlar, imtiyazlar ergenekonvari oligarşik yapıların ne kadar şirret olduklarını, imtiyazlarından nasıl vazgeçmemek için direndiklerini göstermektedir.</p>
<p>Bu durum geçmişte kaleme aldığım bir yazımı hatırlattı. Bugünü yansıttığından tekrar siz dostlarla paylaşmak istedim.</p>
<p><strong>         “</strong>Devlet fert ve toplum için çok efsunkâr ve anlamlı soyut bir kavramdır. Gerek fert gerekse toplum zaviyesinden meseleye baktığımızda devletin baht, talih, saadet, mutluluk gibi manaları tazammum etmesi beklenir. <strong></strong></p>
<p>Devlet bireylere hizmet aracı olduğu müddetçe saadet kaynağıdır. Bireye hizmet etmeyen, bilakis onu ezmeye çalışan devlet yapılanması ancak zülüm kaynağı olur. Dolayısıyla fertlerin ve toplumlumun kendilerini güven ve huzur içinde hissettikleri yapı anlamlıdır denebilir.</p>
<p>Devlet ne zaman huzursuzluk kaynağı olur sorusunun cevabı bazı kişi veya zümreler kendilerini devlet gördüklerinde biçimindedir. Gerçekten devlet kavramı bazen idarî mekanizmayı elinde bulunduranlarca kendileriyle aynileştirilmek istenir. Böyle durumlarda yönetim oligarşik bir duruma dönüşür ve devlet saadet kavramı olmaktan çıkar.</p>
<p>. Oligarşi ”<strong>siyasi iktidarın birkaç kişilik gruba, belirli bir zümreye veya hükümranlığı silsile halinde devam eden bir aileye dayandığı siyasi rejim</strong>”(1). biçiminde tanımlanır Tanımdan anlaşılacağı üzere oligarşik yapı kan bağına dayanan bir yapılanmayı değil, iktidar gücünün belirli ellerde toplanmasını ifade eder.</p>
<p>İktidar gücünü eline geçirmiş olan oligarşik zümre iktidarın işleyişini halkla ve halkın içinden gelenlerle paylaşmaktan kaçınır. Bunun için oligarşik beyin halkı ve halkı temsil edebilecekleri devre dışı bırakma yollarını arar.</p>
<p>Halkı devre dışı bırakmanın en kestirme yollarından biri oligarşik beyine hizmet edecek <strong>“üst kuruluş”</strong>lar oluşturmadır. Böylece oluşturulan üst kuruluşların marifetiyle halk devre dışı kalır. Üst kuruluşlar paslaşma vasıtalarıdır. Halkın yönetime katılımını engellemek isteyen oligarşik beyin üst kuruluşlarını yöneten bürokratları marifetiyle paslaşarak namusluların yönetime gelmeleri engeller.</p>
<p>Oligarşik yapı bu ve buna benzer yollarla hegemonyasını devam ettirir. Oligarşinin halkı yönetimden uzak tutmak için başvurduğu önemli yollardan biri de<strong> “çamur at izi kalsın”</strong>dır.</p>
<p>Seçimle iş başına gelebilecekler muhtelif nitelemelerle karalanır ve yönetime gelişleri engellenir. Bunun için en geçerli yol medyanın kullanılmasıdır. Medya eliyle yönetime gelebilecek isimler etrafında vehimler ve spekülasyonlar oluşturulur. İrticacı, gerici, hain, devlet düşmanı gibi nitelemeler en çok kullanılanlarıdır.</p>
<p>Bu nitelemelerle şartlandırılan toplum kendisine hizmet edecek şahsiyetlerden uzaklaşır. Son yıllarda ülkemizde vehimlerle oluşturulan hegamonik yapı bu oligarşik yaklaşımın en belirgin göstergesidir.</p>
<p>Kısaca, oligarşik yönetim, fertlerin tek tek ve toplumun bir bütün olarak denetim dışı bırakıldığı hallerde daha da belirginleşir. Denetimsiz kalan seçilmiş ve atanmış yöneticiler kendilerini “<strong>devlet</strong>” zanneder. Onlar artık<strong>” biz devletiz”</strong>demeye başlar.</p>
<p>Orwell’ göre  <strong> “Oligarşik yönetimin temeli, babadan oğula geçmesi değil, ölenler tarafından yaşayanlara aktarılan bir dünya görüşünün ve yaşama biçiminin sürdürülmesidir. Yönetici grup, yerine geçecekleri saptayabildiği sürece, yönetici kalır. Parti, soyunu değil, kendisini ölümsüzleştirmeyi amaçlar. Hiyerarşik yapı aynı kaldığı sürece, gücün şunun ya da bunun elinde olması önemli değildir.” </strong>(2)</p>
<p><strong> “Şeffaflık ve denetim” </strong>oligarşinin en çok korktuğu kavramlardır. Denetimin olduğu yerlerde <strong>“adi menfaat”ler “âlî menfaat”</strong> diye yutturulamaz oligarşi tarafından. Denetimden kaçınmanın yolu <strong>“âlî menfaat” </strong>yutturmacasının <strong>“sır”</strong>laştırılmasıdır.</p>
<p><strong>     “Sır”</strong> bir sığınaktır oligarşi için.</p>
<p><strong>“Sır”</strong>laşan  ve kendini devlet zanneden zümre denetimsiz olduğu için halinden memnundur. Çünkü bu zümrenin kendini <strong>“sır”</strong>laştırarak devletle aynileştirmesi onun soygun, rüşvet, talan, hırsızlık gibi işlerini kolaylaştırır. Bu durumda, <strong>“devleti idare edenler devletin arkasına saklanarak; devletin zırhına bürünerek; devletin eli gibi gösterip, devletin gücünü kullanarak; devleti istismar ederek; idarenin ismi ne olursa olsun, idare sistemini bir saltanata çevirebilirler. Giderek bu saltanatlarını kuvvetlendirirler ve sonunda, isimler ve cisimler değişik de olsa, soya-sopa dayanmasa da, ortaya zümrevî bir saltanat çıkar. Eskiden bir aileye itaat eden ve onu beslemeye mecbur olan millet, bu defa yüzlerce aileye itaat etmeye, onların gönlünce olmaya ve onları beslemeye mecbur kalacaktır.”(3</strong>)</p>
<p><strong>     “Âlî menfaat”</strong> zırhına bürünerek <strong>“sır”</strong>lı bir şekilde ahtapotça çalışan oligarşi halkın <strong>“devlet”</strong>e güven duygusunun zayıflamasının başlangıcını oluşturur. Bilhassa halkın kendini ve yönetimi sorgulama alışkanlığını kazandığı yerlerde yönetime ve oligarşik yapıya duyduğu güven daha da azalır.</p>
<p>Oligarşik yönetimlerin işleyişi saltanatın devamını sağlamaya yöneliktir. Bunun için oligarşik yönetimler en başta halkın <strong>“haber alma hakkı”</strong>nı muhtelif tarzlarla engellemeye çalışırlar. Halkın açlığını, sefaletini, hürriyetlerinin gaspını onların bir parçası olan medya vasıtasıyla gizlenir. Halkın dertlerini gündeme getirmek isteyen ve oligarşiye muhalefet edenler yaftalanarak medya eliyle susturulur, hatta yok edilir.</p>
<p>Oligarşik yönetimin demokratik açılıma asla tahammülü yoktur. Çünkü demokratik açılımın onun saltanatının sonunu getireceğinden emindir.</p>
<p>Oligarşik yönetim demokrasi adına fertlerin her türlü <strong>“hak ve Hürriyetleri”</strong>ni gasp etmekten çekinmez. Hak ve hürriyetlerin şartsız bir şekilde kullanılabildiği ortamlarda halkın yönetime katılımı artar. Bu durum oligarşinin hoşuna gitmez</p>
<p>Hulasa,</p>
<p>Şunu ifade edebiliriz.</p>
<p>Gerek bireylerin tek tek, gerekse toplumun bir bütün olarak birkaç ailenin- medya, sanayi, ticaret ve bürokrasi yoluyla- kurduğu olgarşik yapının işleyişinin farkına varması ve onu denetimi altına almaya çalışması demokratikleşmenin birinci adımıdır. Farkına varış toplumun oligarşinin <strong>“kulu</strong>” olmaktan kurtulmasının diğer adımını oluşturacaktır. Toplum bunun çaresini ve yollarını bulması gerekir.</p>
<div>
<p>     Bize göre oligarşik yapının işleyişinin kırılması bireylerin partileriyle, oluşturduğu medyayla, dernekleriyle <strong>“demokratik haklarını” </strong>kullanılmasından ve demokratik sivil itaatsizlikten geçer. Tabi ki, toplumu oluşturan bireyler oligarşik yapının kırılmasını istiyorsa.”</p>
<p>Selam ve Sabırla.</p>
</div>
<p>1-Türkçe Sözlük, C.III, İstanbul 1986,s.1009.</p>
<p>2- George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, s.171.</p>
<p>3-Şen, Seyit Mehmet.: Devletin Tanrılaşması,İstanbul 1996,s.71.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Foligarsik-yonetimin-isleyisi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/oligarsik-yonetimin-isleyisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DGM&#8217;lerin verdiği kararla 30 yıldır içeride!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/dgmlerin-verdigi-kararla-30-yildir-iceride/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/dgmlerin-verdigi-kararla-30-yildir-iceride/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 11:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8248</guid>
		<description><![CDATA[Sıkıyönetim mahkemeleri ve DGM’lerin verdiği kararlar nedeniyle 30 Yıl 7 aydır cezaevinde unutulan hatta 2025 yılına kadarda cezaevinde kalacağı söylenen Tahir CANAN ın oğlu ilhan CANAN artık 12 Eylül’le hesaplaşma yaşandığı bir dönemde babasının tahliyesini istemektedir. Bize gönderdiği açıklamayı olduğu gibi yayımlayıp kamuoyunun takdirine sunuyoruz.-Sivil Düşünce- &#160; &#160; Merhabalar, Ben 30 yıl 7 aydır Cezaevinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/Haziran-1996-Gebze-Cezaevi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-8249" title="Haziran 1996 Gebze Cezaevi" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/Haziran-1996-Gebze-Cezaevi-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Sıkıyönetim mahkemeleri ve DGM’lerin verdiği kararlar nedeniyle 30 Yıl 7 aydır cezaevinde unutulan hatta 2025 yılına kadarda cezaevinde kalacağı söylenen Tahir CANAN ın oğlu ilhan CANAN artık 12 Eylül’le hesaplaşma yaşandığı bir dönemde babasının tahliyesini istemektedir. Bize gönderdiği açıklamayı olduğu gibi yayımlayıp kamuoyunun takdirine sunuyoruz.-Sivil Düşünce-</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Merhabalar,</p>
<p>Ben 30 yıl 7 aydır Cezaevinde yatmakta olan Tahir CANAN ın oğlu ilhan CANAN. Hepimizin bildiği gibi ülkemiz tarihi kara delikler ile dolu ben 1978 doğumluyum direkt olarak ben yaşamasam da bu ülkede Darbeler, işkenceler, idamlar yaşandı Vatanseverler Vatan haini ilan edildi. Binlerce insan cezaevlerinden geçirildi.</p>
<p>12 Eylül ile hesaplaşmanın çokça bahsedildiği bir dönemde İnsan Hak ve Özgürlüklerinin konuşulduğu Anayasa çalışmalarının yapıldığı bir dönemde babam Tahir CANAN kendi deyimi ile CEZAEVİNDE UNUTULAN adam. SIKIYÖNETİM mahkemeleri ve DGM’lerin verdiği kararlar nedeniyle 30 Yıl 7 aydır cezaevinde.</p>
<p><strong><em>Bugün Ne SIKIYÖNETİM MAHKEMELERİ var, Ne DGM ler var. Ne OHAL var. Bunların hepsi kalktı. Güya Demokratikleştik, Özgürleştik geçmişle, 12 Eylül le hesaplaştık.</em></strong></p>
<p><strong>Benim anlamadığım tüm bunların sonuçları yüzünden Cezaevinde olan Tahir CANAN neden Cezaevinde ?!</strong></p>
<p>Tahir CANAN ın cezaevinde yatıyor olması tam bir <strong>HUKUKSUZLUK ve VİCDANSIZLIKTIR.</strong></p>
<p>Hukukun üstünlüğüne inanan, İnsan hak ve Özgürlüklerine önemini bilen, Özgürlükler meselesinde VİCDAN ve AHLAK sahibi tüm Aydın, Yazar, Gazeteci, Siyasetçi Ülkemizin aydınlık yüzü değerli insanlarımızdan bu mücadelemize destek vermelerini bekliyoruz.</p>
<p>Bu konuda şuana kadar bizlere destek veren tüm dostlarımıza da çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tahir CANAN 30 Yıl 7 aydır Cezaevinde yatmakta ve 2025 e kadarda yatacağı söylenmesine rağmen Bu ülkede;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Haluk KIRCI, Mehmet Ali AĞCA&#8230;&#8230;.  Van Depreminde Cem EMİR ve Sebahattin YILMAZ nezdinde göçük altında kalanların katilleri özgür.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlhan CANAN</p>
<p>0533 813 23 85</p>
<p>0505 718 58 07</p>
<p align="center"><strong><span style="text-decoration: underline;">KAMUOYUNA AÇIK BİLGİ</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keyfi olarak, Malatya 1Nolu DGM’nin, cezayı bütün sonuçlarıyla kaldıran kararı uygulanmadığı için içerde tutuluyorum. Bu nasıl bir iş derseniz; Malatya 1. Nolu DGM’nin kararı Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin keyfi yorumuna uğruyor. “Ceza kalksa da suç devam eder.” diyor. Yani ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılıyor ama uygulamada ceza tam olarak devam ediyor! Sorun bu! Aşağıda açıklayacağım ama önce bir iki temel olguya değinmek de gerekiyor.</p>
<p>Aslında hukuk benim bütün yargılama sürecimde hiçbir biçimde çalışmadı. Sıkıyönetim yargılamaları polis fezlekesini, polis kanaatini temel veri, hukuki dayanak olarak kabul etti! Cezayı kesti! O günden beri yanlışlar yanlışlara eklenerek devam ettirildi.  Sıkıyönetim yargılamaları hukuki yargılamalar olarak kabul edildi! Arkasından özel yetkili mahkemeler sıkıyönetim mahkemelerinin devamı olarak çalıştı. Hala da çalışıyor! Hukuk, 7 başlı bir ejderha gibi ezilenlerin üzerine çullandı. Haliyle hukuksuzluk kanıksanarak hukuk haline getirildi. İyileştirmeden söz edildiğinde bilinmelidir ki daha kötü kurallar konuldu. Bu süreç biraz da o kötüler içinde nefes almaya çalışma halini veriyor insana. Fakat nefes alalım derken bir bakıyoruz ki boğazımız daha fazla sıkılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadece benim özgünümde yaşanan trajedi Aziz Nesin’in ünlü oyunu, romanı “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” gibi! İşlerine geldiğinde cezan yok, ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmış! Ama işlerine gelmediğinde cezan kalksa da suç devam eder! Onun içinde <em><span style="text-decoration: underline;">1993/175 Esas, 1994’de Malatya 1. DGM’nin 12 Yıl 6 Ay verdiği ceza ile uğradığım hak kayıpları bu ceza kalkmasına rağmen (2003/132 Esas, 2003/113 Karar)¹ hiç ceza kalkmamış gibi ceza infaz ediliyor.</span></em> Aslında burjuvazi kendi hukukunu kendi normuna uygun uygulasa idi! <strong>Beni 2003, 21 Ekim’inde tahliye etmesi gerekirdi</strong>.* <strong><em>Burjuvazi şu durumda kendi normuna da uymamakta. Şu halde teorik olarak ceza bütün sonuçlarıyla kalkmış, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiş! Ancak pratikteki uygulama ise hem kalkan cezanın cezasını infaz ediyor hem de o cezaya bağlı olarak geri alınan infazı ceza olarak uyguluyor.</em></strong></p>
<p>Bu hatalı uygulamalar için defalarca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne yazdım. Adalet Bakanlığı yetkilileri ise uygulamanın doğru olduğunda ısrar ediyorlar. Yani kalkan bir cezanın kararının pratik olarak infaza yansıtılmasında, mahkeme kararının uygulanmamasında hiçbir problem yokmuş! <em><span style="text-decoration: underline;">Sanki Adalet Bakanı adaletin doğru işlemesinden, hukuk birliğinin sağlanmasından sorumlu değilmiş gibi bir tutum içinde. Adeta adaletle Tarım ve Köy İşleri Bakanı kadar uzak, Orman Bakanı kadar da yabancı durmakta. Yıllardır orman kanunuyla içerde tutuluyorum ve bunu görmüyor. Görmek de istemiyor.</span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En son, hatalı infaz uygulayan Gebze Ağır Ceza Mahkemesi’ne infazdaki hatanın düzeltilmesi için meşruten (2002/216) tahliye kararının kaldırılması için dilekçe verdim. Önce bu talebim Gebze Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Sonra temyiz ettim. Temyizi inceleyen Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Gebze Ağır Ceza Mahkemesi kararının hukuki dayanağını göstermediğini belirtti. İnfaz dosyası üzerinde inceleme yapılarak karara gidilmesi önerildi. Gebze Ağır Ceza Mahkemesi infaz dosyasını inceleyerek karara gittiğinde “Mahkememizin meşruten tahliye kararı uygulanamaz hale gelmiştir, meşruten tahliye konusunun ortadan kalkması nedeniyle talebin kabulüne” denmiş. <em><span style="text-decoration: underline;">Mahkeme böylece hatalı infaz uyguladığını kabul etmiş. Daha öneki (2002/216) meşruten tahliye kararını (2011/16 Ek Kararıyla) kaldırmış.</span></em></p>
<p>Ancak mahkemenin bu kararı <em><span style="text-decoration: underline;">Bandırma İnfaz Savcısı Onur Oğuzer’i</span></em> memnun etmemiş. Derhal mahkeme kararına itiraz etmiş. Eski hatalı uygulamaların devam etmesi için talepte bulunmuş. (<strong>Tabi savcılık mahkeme kararına itiraz ediyor ama mahkeme kararını d benden gizliyor, mahkeme kararını tebliğ etmiyor.)</strong> <strong>Çünkü Gebze Ağır Ceza Mahkemesi 2011/16 kararına göre beni 1 saat dahi cezaevinde tutmaları suçtu.</strong> Savcılık açıkça bu suçu işlemiş. Mahkeme kararı olmadan beni aylarca cezaevinde tutmuş.(Dosyanın temyiz süresi)  Zaten Gebze Ağır Ceza Mahkemesi de savcılığın itirazını reddetmiş. Ama bir üst mahkemeye göndermiş. Benden habersiz dosyanın itiraz süreci karara bağlanana kadar da ben öylece beklemişim!</p>
<p>Gebze Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının itirazını reddetmiş. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiş. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığının itirazını kabul etmiş. <strong>Dosya Gebze- Kartal arası gidip gelmiş.</strong> <em><span style="text-decoration: underline;">Gebze kararında direnmiş.</span></em> <strong><em>Kartal reddetmiş</em></strong>. Tam bir yılan hikâyesi. Sonunda dosya Bandırma’ya geldi. Kartal’ın kararına itiraz ettim. Dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gitti. Oradan çıkan ise mahkemenin takdir hakkına rağmen Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi aleyhine yazılı emir yoluna gidilmemiş deniyor. Bu da adalet bakanlığı yetkililerinin keyfi davranış sergilediklerinin açık göstergesidir. Çünkü ortada iki mahkeme kendi kararlarında direnmişler. <strong>Karara son noktayı koyması gereken yer de Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü değil Yargıtay olması gerekirdi.</strong></p>
<p><strong>Sonuç olarak hiçbir hukuki dayanağı olmadan keyfi olarak cezaevinde tutuluyorum.</strong></p>
<p>Saygılarımla…</p>
<p>Tahir CANAN</p>
<p>Bandırma M tipi Ceza ve Tutukevi</p>
<p>B-8 Koğuşu</p>
<p>Bandırma BALIKESİR
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fdgmlerin-verdigi-kararla-30-yildir-iceride%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/dgmlerin-verdigi-kararla-30-yildir-iceride/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AİHM&#8217;nin kararı ve Ergenekon yargılamaları</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/aihmnin-karari-ve-ergenekon-yargilamalari/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/aihmnin-karari-ve-ergenekon-yargilamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 06:47:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Atilla YAYLA</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atilla Yayla]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8245</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta MİT etrafında yaşanan olaylar ve tartışmalar, en az nlar kadar önemli bir başka gelişmenin gölgede kalmasına sebep oldu: AİHM&#8217;nin Ergenekon davası sanıklarından Tuncay Özkan&#8217;ın Mahkeme&#8217;ye yaptığı başvuru hakkında ara kararını vermesi. Bilindiği üzere Ergenekon yargılamaları ilk başladığı günden beridir Türkiye&#8217;de mütemadiyen dile getirilen bazı iddia ve itirazlar var. Bunlara dayanarak bazı çevreler yargılamaların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="news-detail-spot"><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/ayayla.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6865" title="ayayla" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/ayayla-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Geçtiğimiz hafta MİT etrafında yaşanan olaylar ve tartışmalar, en az nlar kadar önemli bir başka gelişmenin gölgede kalmasına sebep oldu:</div>
<div id="news-detail-news-text">
<div id="haberMetinDiv">
<p>AİHM&#8217;nin Ergenekon davası sanıklarından Tuncay Özkan&#8217;ın Mahkeme&#8217;ye yaptığı başvuru hakkında ara kararını vermesi. Bilindiği üzere Ergenekon yargılamaları ilk başladığı günden beridir Türkiye&#8217;de mütemadiyen dile getirilen bazı iddia ve itirazlar var. Bunlara dayanarak bazı çevreler yargılamaların hem usul hem esas bakımından meşruiyet ve hukuk dışı olduğunu söylüyor. Oysa, hem demokrasi hem hukukun hakimiyeti teori ve pratiği açısından söz konusu yargılamalar gayet meşru ve hukukî. AİHM&#8217;nin söz konusu kararında bu gerçeği doğrulayan tespitler yer alıyor.</p>
<p>Ergenekon (ve benzeri) davalara yönelik iddiaların bir kısmının, ülke içinden ziyade, veya onun kadar, AB ve ABD&#8217;de aleyhte kamuoyu oluşturmaya yönelik olduğu açık. Bunda bir bakıma şaşırtıcı bir yan yok. Demokratik dünyanın bir parçasını teşkil etme iddiası taşıyan bir ülke olan Türkiye&#8217;de, demokrasiyi, klasik darbecilik ve bürokratik tahakküm geleneklerini kırarak kuvvetlendirmek isteyen resmî ve sivil güçler de aynısını yaptı, yapıyor ve yapacak. Hatırlayalım, AK Parti iktidarı, ilk yıllarında, özellikle mevzuat yenilemede destek bulma bakımından AB&#8217;den azami ölçüde yararlanmaya çalıştı. Statükoyu muhafaza etmeyi hedefleyen parti, çevre ve aydınlar da, bilhassa şimdilerde, çelişkiye düşseler bile, aynı şeyi yapmaya çabalıyor. İşte bu yüzden AİHM&#8217;nin kararı büyük önem taşıyor; zira, Mahkeme&#8217;nin kararları AB&#8217;de ve periferisinde çok itibarlı.</p>
<p>Ergenekon ve benzeri davalara yöneltilen başlıca eleştiriler şöyle sıralanabilir: Davalar siyasî ve hukuka aykırı; muhalefeti susturmayı hedefliyor; suçu değil, en fazlasından darbe yapmayı aklından geçirmeyi, yani düşünceyi cezalandırmaya çalışıyor; tutuklamalar keyfi ve tutukluluk süreleri cezalandırmaya dönüşecek kadar uzun; yargılamalarda ve suç isnatlarında kişilerin mesleki itibar, mevki ve sosyal statüleri dikkate alınmıyor; yargılamalar yavaş; sanıkların bir kısmı neyle suçlandıklarını bilmiyor; özel yetkili savcıların ve mahkemelerin varlığı hukukun hakimiyetine aykırı. Bu tenkit ve itirazların ciddiye alınması ve layıkı veçhile cevaplandırılması şart. Sanırım bu yapılıyor da. Ancak parça parça yapıldığı ve kamuya iyi duyurulmadığı için yeterince etkili olmuyor. Türkiye&#8217;nin tarihinden yeterince haberdar olmadıkları ve Türkiye&#8217;de dengeli kontaklara sahip olmadıkları için dış dünyadaki gözlemciler bu konularda daha kolay yanıltılıyor, AB&#8217;deki liberaller bile bu konumdalar. Türkiye&#8217;yi derinlemesine izlememeleri veya Türkiye&#8217;de bir kısmı liberal etiketini de kullanan ama aslında CHP zihniyetinin uzantısı olan kişi ve kuruluşlarla muhatap olmaları sebebiyle Ergenekon yargılamalarının ruhuna nüfuz edemiyorlar. Bu yüzden, farkında olarak veya olmayarak, Ergenekon&#8217;un ekmeğine yağ sürecek konuşma ve önergelerle ortaya çıkıyorlar.</p>
<p>bizim yargıdaki kronik sorunlar</p>
<p>AİHM&#8217;nin kararında vurgulanan noktaları da göz önünde tutarak bu eleştirileri ele alırsak şöyle bir manzarayla karşılaşırız: Davaların siyasi bir boyutunun olduğu açık. Bu ne yanlış ne de bir kabahat; çünkü mücadele özünde siyasi. İki siyasi felsefe çarpışıyor. Bir tarafta bütün yalpalama ve çelişkilerine rağmen AKP&#8217;nin ana siyasi gücü teşkil ettiği ama başka siyasi ve özellikle entelektüel unsurların da içinde yer aldığı bir demokrasi cephesi, öbür tarafta demokrasi kelimesini ve alakalı kavramları da zaman zaman kullanmakla beraber aslında &#8216;eski rejim&#8217;i olduğu gibi muhafaza etmek isteyen bir statüko cephesi var. Mücadele esas itibarıyla ikincinin dizayn ettiği bir hukuk sistemi çerçevesinde yürütülmek zorunda. Son zamanlarda bu hukukta bazı gedikler açılmakla beraber durum hâlâ böyle. Bu yüzden davalara siyasi destek hem demokratik siyasi felsefeyi takviye hem de hukuku demokratikleşme istikametinde dönüştürme açısından çok gerekli. Davaların muhalefeti susturmayı hedeflediği iddiası temelsiz. Sanıkların AKP muhalifi olması dönemin şartlarının sonucu. Son on yıldaki bütün darbe tezgâhları AKP&#8217;yi hedef aldığına göre bu davalarda herhalde AKP taraftarları değil karşıtlarının yer alması beklenir. Ancak hiç şüphemiz olmasın, aynı sanıklar, yetişselerdi, Menderes&#8217;e de, Özal&#8217;a da ve ilk dönemlerinde Demirel&#8217;e de muhalefet ederlerdi ve bir kısmı zaten etmiştir de. Dolayısıyla, sanıkların çoğunun AKP&#8217;ye değil, onun üzerinden demokrasiye muhalif olduğuna inanmak için çok sebep var.</p>
<p>Sanıklara meslek, itibar, statü üzerinden bir masumiyet affetme çabası hukukun hakimiyetine aykırı. Gazeteciler ve doktorlar suç işlemez denemez. Tarihi darbeler ve darbe teşebbüsleriyle dolu bir ordunun mensuplarının darbeye teşne olmaları da istisna değil kural olmaya yakındır. Nitekim, bazı asker sanıkların ve hatta medyadaki tartışmalarda boy gösteren emekli askerlerin sözlerini bir söylem analizine tabi tuttuğumuzda bu gerçek hemen anlaşılmakta. Askerle bir işbirliği yoksa, bir gazetecinin darbeyi gerekli bulduğunu söylemesi belki bir düşünce ifadesi olarak görülebilirse de, askerle sıkı fıkı olanlar için aynı rahatlıkta konuşmak zor. Askerlerse darbenin asla lafını etmemeli, darbe imasında bile bulunmamalı. Bu bir suç. Yargılamaların özel yetkili mahkemelerde yapılıyor olması bazı bakımlardan sakınca yaratsa da, tartışmaların yegâne kaynağı bu değil. Çünkü suçlar da özel ve Türkiye yargısı bu konuda tecrübesiz. Darbeye teşebbüs suçunu hangi mahkeme yargılarsa yargılasın, muhtemelen benzer suçlamalar olacaktı.</p>
<p>Deliller uydurma mıdır, gerçek midir? Buna mahkemeler karar verecek. Bir vatandaş olarak ben uydurma olmadıklarına inansam da, yetki yargıçların. Bazı sanıkların neyle suçlandıklarını bilmedikleri iddiası ise esas itibarıyla bir propaganda teması. Nitekim AİHM de bu iddiayı reddetti. Sanıklar Ergenekon adını kullandığı iddia edilen yapılanmanın parçaları olmakla ve bu yapının talimatları doğrultusunda faaliyet yürütmekle suçlanıyor. Türkiye standartlarında bu yargılamaların ortanın üstünde bir sicile sahip olduğu iddia edilebilir. Şimdiye kadar işkence ve kötü muameleyle, savunma hakkının kısıtlanmasıyla ilgili bir şikâyet duymadık. Oysa bunlar bizim yargı sistemimizin kronik sorunları. Yargılamaların hızı da başka yargılamaları imrendirebilecek seviyede. Geriye sadece tutuklamanın istisna olmaktan çıkartılıp kural haline getirilmemesi ve tutukluluk sürelerinin cezalandırmaya dönüştürülmemesi kalıyor ki, bunda da zaten geniş bir toplumsal mutabakat var.</p>
<p>AİHM&#8217;nin ara kararı Ergenekon yargılamalarının demokratik meşruiyetini ve hukuki zeminini kuvvetlendirdi. Bu, umarım, davaların bir an evvel sonuçlanmasına yardımcı olur.</p>
<p>ZAMAN</p>
</div>
</div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Faihmnin-karari-ve-ergenekon-yargilamalari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/aihmnin-karari-ve-ergenekon-yargilamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Krizi demokratik adımlar çözer</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/krizi-demokratik-adimlar-cozer/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/krizi-demokratik-adimlar-cozer/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 06:44:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8243</guid>
		<description><![CDATA[MİT krizi, pek çok insanın dillendirmekte çekindiği bazı tartışmaların daha açık yapılmasına yol açtı. Bunlardan ilki MİT ile Emniyet, ikincisi de AK Parti ile cemaat arasında gerilim olup olmadığı yönünde. Artık bu tür sorular daha sık gündeme gelecek. Türkiye&#8217;de özellikle terörle mücadele konusunda kurumlar arasında bir sıkıntı olduğu muhakkak. Bu, görünürde &#8220;istihbarat&#8221; paylaşımı olsa da; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6683" title="aksoy10f453ea50f4288a3yb" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg" alt="" width="80" height="90" /></a>MİT krizi, pek çok insanın dillendirmekte çekindiği bazı tartışmaların daha açık yapılmasına yol açtı. Bunlardan ilki MİT ile Emniyet, ikincisi de AK Parti ile cemaat arasında gerilim olup olmadığı yönünde. Artık bu tür sorular daha sık gündeme gelecek.</span></p>
<p><span>Türkiye&#8217;de özellikle terörle mücadele konusunda kurumlar arasında bir sıkıntı olduğu muhakkak. Bu, görünürde &#8220;istihbarat&#8221; paylaşımı olsa da; daha temelde yapısal bir koordinasyonsuzluk sorunudur.</span></p>
<p><span>AK Parti-cemaat arasında &#8220;iktidar&#8221; eksenli bir gerilimin olmadığı söylense de, şike yasasında açıkça görülen, Uludere sonrasında varlığını hissettiren ve MİT krizinde artık saklanamayacak hale gelen bir &#8220;yıpratma&#8221; kampanyası olduğu açık. Bu yıpratma kampanyası organize değil ve özellikle görsel ve yazılı medyada aynı isimler boy gösteriyorsa buradaki sorun; &#8220;cemaat gücünün operasyonel kullanımı&#8221;dır ki, bu daha ağır sonuçlara gebedir. Son krizde hükümet siyasi alanı biraz daha genişletmiş, bu alanı denetimi altına almak isteyenlere gereken cevabı vermiştir.</span></p>
<p><span>Her ne olursa olsun hem MİT krizinde hem de bu kriz ekseninde ortaya çıkan &#8220;iki gerilim&#8221; ekseninin odağında &#8220;Kürt Sorunu&#8221; var.</span></p>
<p><span>Kürt sorununun &#8220;nasıl çözüleceği&#8221; devlet bürokrasisi arasındaki ilişkiden iktidar için çatışmalara kadar geniş bir alanı etkilemekte. Bu açıdan bundan sonra sorulacak soru önemlidir. Evet MİT krizi yasal düzenleme ve görevden almalarla şimdilik bitti. Peki bundan sonra ne olacak, Kürt sorununun çözümünde hangi istikamet izlenecek?</span></p>
<p><span>Cevabını vermemiz gereken soru budur. Çünkü kriz, bize göstermiştir ki, Kürt sorunu hâlâ &#8220;çözücü&#8221; bir sorundur. Bundan sonra izlenecek yol, AK Parti kadar Türkiye için önemlidir.</span></p>
<p><span>Bugüne kadar ortaya çıkan bilgiler, yapılan açıklamalar AK Parti&#8217;nin sorunu çözmek için 2005-2006&#8242;da Kandil&#8217;le görüşmeye başladığını gösteriyor. Süreci MİT yönetti. Görüşmeler Türkiye&#8217;nin özellikle 2007 ve 2008&#8242;de yaşadığı derin krize rağmen 2011 Temmuz sonuna kadar sürdü.</span></p>
<p><span>2009&#8242;da başlayan &#8220;Demokratik Açılım&#8221; sürecini AK Parti 2007 seçimlerinde yeni anayasa sürecine paralel olarak 2008 yılı içinde planlamıştı: Ancak 2007 sonunda gündeme gelen başörtüsü düzenlemesi ve ardından 2008&#8242;deki kapatma davası hem yeni anayasayı hem de açılımı erteletti. Bu olumsuzluklara rağmen çözümün önemli bir parçası olan Oslo süreci kesintiye uğramdı. 2008 başında ilk görüşme yapıldı ve MİT&#8217;in yürüttüğü süreç 14 Temmuz 2011&#8242;e kadar devam etti.</span></p>
<p><span>1 Ağustos 2009&#8242;da adı konulan Demokratik Açılım, Başbakan&#8217;ın 5 Ağustos&#8217;ta dönemin DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna ile görüşmesi ile yeni bir aşamaya geldi. 2009 sonunda önce DTP&#8217;nın kapatılması, iki gün sonra gelen Reşadiye saldırısı olumsuzluğuna rağmen MİT&#8217;in sürdürdüğü görüşmeler hız kesmedi ve medyaya sızan 5. görüşme bu gelişmelerden sonra 2010&#8242;un başında gerçekleşti. O toplantıda görüşmeye Müsteşar Yardımcısı sıfatı ile katılan Hakan Fidan&#8217;ın; &#8220;(&#8230;) Ama bir noktadan sonra verilen raporlar çerçevesinde olayın teknik görünen bir çalışmadan öte daha siyasi içerikli daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi. (&#8230;) Sayın Başbakan bu noktada ciddi olduğunu samimi olduğunu siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu birkaç defa söyledi&#8221; sözleri dikkat çekici. Bu ifadeler hükümetin 2005-2006 yılından itibaren çözüm konusunda yeterince risk aldığını gösteriyor.</span></p>
<p><span>Hükümetin siyasi riski üstlendiği bu süreçte Kandil ve BDP ne yaptı? Her fırsatı tepki. Hükümeti daha demokrat adımlara zorlayacak siyaset yerine BDP &#8220;apolitikleşme&#8221;yi, Kandil &#8220;şiddet&#8221;i tercih etti. 2010 Baharı&#8217;ndan itibaren görüşmeleri &#8220;oylama&#8221; olarak nitelendirip, şiddeti artırdı.</span></p>
<p><span>Öcalan&#8217;ın &#8220;devletle uzlaşma arifesindeyiz&#8221; dediği anda ise 14 Temmuz&#8217;da Silvan saldırısı ve DTK&#8217;nın Demokratik özerklik ilanı geldi. Bu iki olay hükümetin sorunu &#8220;müzakere&#8221; ile değil &#8220;güvenlik&#8221; eksenli çözümü öncelemesine yol açtı. Terörle daha etkin mücadele bunun ilk adımı oldu. Nisan 2009&#8242;da başlayan KCK soruşturmaları devam etti ve güvenlik bürokrasisi ve yargı işi MİT Müsteşarı Hakan Fidan&#8217;a kadar geldi.</span></p>
<p><span>İstanbul Emniyet Müdürü, &#8220;KCK&#8217;nın belini büktük, artık kıpırdayamazlar&#8221; mealinde açıklamada bulundu. Bu, güvenlik eksenli bakışa ihtiyaç olmadığını mı gösteriyor?</span></p>
<p>Devamı&#8230;.<a href="http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=17.02.2012&amp;y=MuratAksoy">http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=17.02.2012&amp;y=MuratAksoy</a></p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fkrizi-demokratik-adimlar-cozer%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/krizi-demokratik-adimlar-cozer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP’den Danıştay’a yol gider!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/chpden-danistaya-yol-gider/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/chpden-danistaya-yol-gider/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:32:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8237</guid>
		<description><![CDATA[Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmesinin ardından özgürlük ve insan hakları söylemiyle CHP Genel Başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, bu söylemlerinden başarılı olamadı. CHP, özgürlükçü söylemlerin aksine başörtüsü düzenlemesi ve katsayı kararında olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs törenleriyle ilgili genelgesini de Danıştay’a taşıdı. Ferhat AÇIL/MİLAT CHP, Milli Eğitim Bakanlığı’nın il milli eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/CHP’den-Danıştay’a-yol-gide1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-8238" title="CHP’den-Danıştay’a-yol-gide1" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/CHP’den-Danıştay’a-yol-gide1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmesinin ardından özgürlük ve insan hakları söylemiyle CHP Genel Başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, bu söylemlerinden başarılı olamadı. CHP, özgürlükçü söylemlerin aksine başörtüsü düzenlemesi ve katsayı kararında olduğu gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs törenleriyle ilgili genelgesini de Danıştay’a taşıdı.<br />
</strong><br />
<strong>Ferhat AÇIL/MİLAT<br />
</strong><br />
<strong>CHP</strong>, Milli Eğitim Bakanlığı’nın il milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazı ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde, yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelikte gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesini, kutlamaların sadece okullarda yapılmasını öngören genelgeyi Danıştay’a taşıdı. Son dönemde özgürlük söylemini dillendiren CHP, daha önce başörtüsü düzenlemesi ve katsayı kararını Danıştay’a taşımıştı.</p>
<p><strong>Aynı zihniyet muhafaza ediliyor<br />
</strong><br />
CHP’nin başörtüsü düzenlemesi, katsayı kararı ve son olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs törenleriyle ilgili olarak yayınladığı genelgeyi gazetemize değerlendiren Özgür Eğitim- Sen MYK üyesi Ufuk Çoşkun, “Faşizm endeksli uygulamalarda ısrar edilmesini anlam veremiyoruz” dedi. Çoşkun, “CHP, derin devletin yeni ulus yaratma sürecinde itibaren eğitim ile ilgili zihniyetini hala devam ettiren bir partidir. 1931 yılından parti programına, “Kuvvetli cumhuriyetçi, milliyetçi ve laik vatandaş yetiştirme, Türkiye devletine hizmet etmek ve ettirmek hassası bir vazife olarak etkin olunur” ifadelerini koymuş bir partiden bahsediyoruz. CHP, 19 yüzyıldan kala militarizmim endeksli, eğitim anlayışı bir türlü bırakamayan bir partidir” şeklinde konuştu. “19 yüzyılda ulus-devlet ülkelere baktığımızda, 19 Mayıs törenleri, Okullarda okutulan Andımız gibi militarizm örneklerini göremezsiniz” diyen Çoşkun, “Bu devletler dahi bu zihniyeti bıraktılar, çok yenilikçi, demokrat bir eğitim anlayışını benimsediler. Biz de hala Kemalist CHP ideoloejisi endeksli eğitim anlayışı ve bütünüyle baktığımızda zihniyet hala muhafaza edilmek isteniliyor” dedi.</p>
<p><strong>Kemalizm’le yüzleşilmeli<br />
</strong><br />
Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ise “CHP, Mustafa Kemal ile yani Kemalist resmi ideoloji ile açık bir hesaplaşma, yüzleşme olmadığı müddetçe, özgürleşme, özgürleşme iddialarının herhangi bir şekilde gerçekleşmesinin mümkün olmadığı açıktır” dedi. Kaya “19 Mayıs törenleri mantığıyla Türkiye’nin “tören fetişizmi” içerisinde olduğunu görüyoruz” diyerek bu törenlerle halkın hizaya çekildiğini ifade etti. Kaya, “Bu törenler, halkın değerlerine ters düşüyor. Devletin, halk üzerinde baskısını, devletin halkı hizaya getirme mantığını temsil eden yaklaşımlar. Bunlarla bir topyekûn bir hesaplaşmanın gereği düşülürken, “aynı koruruz” mantığı resmi ideoloji putlaştırmanın CHP tarafından aynen devam ettirildiğini görüyoruz. Danıştay’dan ne karar çıkar bilmiyoruz ama ne karar çıkarsa çıksın, bu tören saçmalığının halk tarafından reddedildiğini CHP yöneticileri görmez gelmesi gerçekten bir siyasi parti açısından çok büyük bir tutarsızlık” diye konuştu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fchpden-danistaya-yol-gider%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/chpden-danistaya-yol-gider/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANARŞİA NOTLARI 36</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-36/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-36/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 10:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel Menekşe</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8234</guid>
		<description><![CDATA[                                         RUMİ 03 ŞUBAT 1427 SAAT 02.30 PERŞEMBE Doğru Yol Yoktur. Yolcudur Yolu Doğrultan İsmet Bahadır’ın Balyoz Başlıklı Uyarı Yorumu ‘na Şapka Çıkarı yorum’um dur. İsmet Özel’i anladıklarını varsayan ve hüsn-ü zanla umursayan muhiblerine yazıyorum. Bizzat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7377" title="veysel menekse1" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>                                         RUMİ 03 ŞUBAT 1427 SAAT 02.30 PERŞEMBE</p>
<p>Doğru Yol Yoktur. Yolcudur Yolu Doğrultan</p>
<p>İsmet Bahadır’ın Balyoz Başlıklı Uyarı Yorumu ‘na Şapka Çıkarı yorum’um dur.</p>
<p>İsmet Özel’i anladıklarını varsayan ve hüsn-ü zanla umursayan muhiblerine yazıyorum.</p>
<p>Bizzat İsmet Özel’e değil.</p>
<p>Türkçülük te kılık kıyafet değiştirir Bahadır.Türkçülük te çeki düzen verir kendine.</p>
<p>Sair ırklardan ve veya sair üniversal kültüralist ideolojilerden geri kalacak değildir.</p>
<p>İrfani İnsan Gaib Olmuştur Bahadır.</p>
<p>Kim Yeniden Hayata Döndürecek O’nu.?</p>
<p>İsmet Özel mi,İsmet Özelci’ler mi.?</p>
<p>..</p>
<p>Yaşamak suçundan söze giren bir irfan nerde görülmüş.?</p>
<p>Ve nerde görülmüş İnsanın asli hususiyetini yaşanmış kutsal bir maziye tutsak ederek.</p>
<p>Ve yığıntılanmış bir abide kült’e deli gömleği giydirerek.</p>
<p>Yaşanacak mübarek bir atiye atıfta bulunmak suretiyle dile geldiği.</p>
<p>Şu şimdilerde daha çok.</p>
<p>Şiddedle Garibsenen Essah İrfan’ın.</p>
<p>..</p>
<p>Dostlarım benim lisanıma alışık olmayabilirler.Tarzımın yabancısı olabilirler.</p>
<p>Lakin dilimin-gönlümün yabancısı değil onlar.</p>
<p>Hertürden Kültürel Irkçlığa da karşı olduğumu daha kaç kez yinelemem gerekecek.?</p>
<p>İrfan’ın etnisitesi ırkı cinsi rengi milleti milliyeti kabilesi aşireti ve..</p>
<p>Bir ülkesi bile yoktur Bahadır.!</p>
<p>Garib geldi garib gidecek bu İrfan Bahadır.!</p>
<p>Yabancısıdır bu dünyanın.</p>
<p>Yerlisi değil.</p>
<p>..</p>
<p>Bir zamanların üç kıtada at beş kıtada avrat oynatan Türkleri..</p>
<p>Çok fena yenildiler.</p>
<p>Rövanş almak istiyorlar.</p>
<p>Tıpkı ezebilmeye güç yetirebilikleri son uyrukları Kürtler gibi..</p>
<p>..</p>
<p>İsmet Özel asıl öğretmenliği Kürtlere yapıyor Türklere değil.</p>
<p>Kaç Kalın (!) Türk kalmış Bu inceden inceye irfan katili muhteşem şair’e.</p>
<p>Kulak verecek  üçbeş tarihperest ihtilalci münzeviden başka.</p>
<p>..</p>
<p>İhtilamcı diyelim istersen.!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>..</p>
<p>Evet Balyoz.!</p>
<p>Suyu bitti İbrahimin.</p>
<p>Suyu bitti Kızıl’ın.</p>
<p>Suküneti zail oldu Kara’nın.</p>
<p>Bahadır.!</p>
<p>..</p>
<p>Hekim Sefkan ağıtlar yakıyor şimdi.</p>
<p>Yarın zafer naraları eşliğinde marş güdümlü kan kadehleri doldurup boşaltmayacağının.</p>
<p>Bir garantisi var mıdır.?</p>
<p>..</p>
<p>Suriyeli aleviler niçin şimdi daha çok sarılıyor firavunlarının bacaklarına.?</p>
<p>Muhtemel Sünni selefi katillerinden korktukları için değil mi.?</p>
<p>..</p>
<p>Muhammed ve yoldaşlarının Mekke’ye girişlerini anımsa.</p>
<p>Kaç devrimci islamcı militan yahut İslamcı partizan anımsıyor şimdi.</p>
<p>O mükemmel yürüyüş tarzını.</p>
<p>Mekke işgal edilmedi Bahadır.</p>
<p>Feth edildi.</p>
<p>Feth.!</p>
<p>..</p>
<p>Ehl-i Beyt İmamları kıtal muharebelerine kalkışmadılar hiç.</p>
<p>Asla.!</p>
<p>İmam Huseyn dahil.!</p>
<p>..</p>
<p>Şimdi onların muhibleri olduklarını iddia edenler atom bombası yapma derdindeler.</p>
<p>Muhabbet İmamlarının rızaları hilafına..!</p>
<p>Vay ben ne deyim.?</p>
<p>..</p>
<p>Devrimi Şiilerden başkalarına sevdiremediler değil mi.?</p>
<p>İşte .</p>
<p>Ol Horasan Erenlerinin asıl kerametleri burada Bahadır.</p>
<p>İkellik buysa ben ilkelim.</p>
<p>Bahadır.!</p>
<p>..</p>
<p>Cahit niye çekti gitti.?</p>
<p>Ben de mi çekip gideyim.?</p>
<p>Hayır.!</p>
<p>Ben kalacağım Bahadır.</p>
<p>Kalan Türk diyebilirsin bana.</p>
<p>Takman gerekiyosa illa bir lakab.!</p>
<p>..</p>
<p>Tabletlere kazınası sözler demiyorum belki ama.</p>
<p>Tabletlere kazınan söz sahiblerinin sözleri yüzünden insanlıktan kazınan gariblerin ruhuna.</p>
<p>Dualar okumak adını koy sen istersen şu benim sayıklamalarımın.</p>
<p>Kabuslara uyanan bir çocuktum ben doğduğumdan beri.</p>
<p>Ve sevmedim sevemedim geronimolardan kunta kintelerden koçero mirzalardan ve.</p>
<p>Pirsultan Abdallar’dan başkasını.</p>
<p>Malkoçoğlu benim bir şeyim olmaz Bahadır.</p>
<p>Cahit Kızıl Çok şeyim olur ama.</p>
<p>O da çekti gitti işte.</p>
<p>N’aparsın.?</p>
<p>..</p>
<p>Türklere bir şair bir düşünür bir hatib bir vaiz bir şaman bir kahin bir falcı bir rahib.</p>
<p>Bir komutan yahut bir sancaktar veya bir şövalye veya hepsi birden bir kahraman gerekiyosa .</p>
<p>İsmet Özel’den iyisini bulamazlar.</p>
<p>Ben bunlardan hiçbiriyim Bahadır.</p>
<p>Sözlerim kimseyi egemen kılmaz.</p>
<p>Egemenleri uykusuz komaktan başka bir işe yaramaz sözlerim.</p>
<p>İşittirebilme ihtimalim varsa mümkündür.</p>
<p>Bu varsayımım da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>..</p>
<p>Rahat uyuyamasınlar ki.</p>
<p>Hiç değil se bir nebze nefes alsınlar..Bir nebze rahat uyusunlar. Ol Garibler.</p>
<p>Şu Yabanımız Dünyada.</p>
<p>..</p>
<p>Ne bir mezheb umurumda ne bir ideoloji ne muhteşem bir şiir ne herhangi bir güzel söz.</p>
<p>Varsa yoksa ol Muhammed.</p>
<p>Öz.</p>
<p>Wesselam.!
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fanarsia-notlari-36%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-36/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roboskîli Encü ailesi diken üstünde: Faruk her an intihar edebilir!</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/roboskili-encu-ailesi-diken-ustunde-faruk-her-an-intihar-edebilir/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/roboskili-encu-ailesi-diken-ustunde-faruk-her-an-intihar-edebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 14:02:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8230</guid>
		<description><![CDATA[Şırnak’ın Uludere (Qileban) ilçesinin Gülyazı (Bujeh) ve Ortasu (Roboskî) köylerinden 34 insanın havadan bombardıman ile öldürülmesinin ardından taziyeye giden kaymakama saldırı olmuş, bu saldırı ile ilgili köyden 5 kişi tutuklanmıştı. Şırnak Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan beş kişiden 19 yaşındaki Faruk ENCÜ’nün yakınlarına gönderdiği mektup aileyi diken üstünde tutuyor. Mektubunda “katledilen kardeşlerim, abilerim ve dostlarım gözlerimin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/uludere-2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-8231" title="uludere-2" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/uludere-2-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Şırnak’ın Uludere (Qileban) ilçesinin Gülyazı (Bujeh) ve Ortasu (Roboskî) köylerinden 34 insanın havadan bombardıman ile öldürülmesinin ardından taziyeye giden kaymakama saldırı olmuş, bu saldırı ile ilgili köyden 5 kişi tutuklanmıştı.</p>
<p>Şırnak Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan beş kişiden 19 yaşındaki Faruk ENCÜ’nün yakınlarına gönderdiği mektup aileyi diken üstünde tutuyor. Mektubunda <strong>“katledilen kardeşlerim, abilerim ve dostlarım gözlerimin önüne geliyorlar ve uyandığımda kendimi çok yalnız hissediyorum. Bazen hapishanenin ışıkları kapanınca kendimi asmak istiyorum.”</strong> diyen Faruk’un yakınları hayatından her gün endişe ediyorlar.</p>
<p>Cezaevindeki diğer mahkumların psikolojik durumunun her geçen daha da kötüye gittiğini belirttikleri Faruk mektubun başka bir yerinde şöyle yazıyor: <strong>“Serhat kardeşim bana söz vermiştin asla birbirimizi bırakmayacaktık ve beraber gözlerimizi kapacaktık bu yalan dünyada. İkimiz de sözümüzde durmadık ama az kaldı sözümü tutacağım. Sizden isteğim eğer ölürsem 34 mezarın yanına benim mezarımı da kazın. (…) Öldüğümde belki onların yanına cennete giderim ve eski günlerimizdeki gibi halısahada top oynar. Eskisi gibi piknik yaparız ve serhat kardeşim beni yine suya atar ve Hamza kardeşimde yine gülerek sudan çıkmama yardım eder.”</strong></p>
<p>Uludere’deki bombardımanda hayatını kaybedenlerden; Serhat Encü (16), Cemal Encü (18) ve Hamza Encü’nün (22) amcaoğlu ve Bedran Encü’nün (14) de halasının oğlu olan Faruk Encü mektubunu şöyle bitiriyor: <strong>“Size seslenmek istiyorum ey insanlığını kaybedenler ne hakkınız vardı benden bu hayallerimi aldınız. Bize bu acıyı çektirme hakkını nerden aldınız ne istediniz o gencecik insanlardan ve hayallerinden ey insanlığın katilleri. Bu ülkede hak, hukuk ve demokrasiden bahsedenler yaklaşık 50 gün geçmesine rağmen katilleri bulamadınız yoksa siz misiniz katiller ki ortaya çıkmıyorsunuz. Ey ben insanım diyenler adalet istiyorum. Adalet adalet adalet istiyorum.”</strong></p>
<p>Reha Ruhavioğlu / reha.ruhavi@gmail.com
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Froboskili-encu-ailesi-diken-ustunde-faruk-her-an-intihar-edebilir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/roboskili-encu-ailesi-diken-ustunde-faruk-her-an-intihar-edebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özel Yetkili Kaos</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/ozel-yetkili-kaos/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/ozel-yetkili-kaos/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 12:22:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Hamdi Ayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Ayan]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8228</guid>
		<description><![CDATA[Hükumetin, MİT müsteşarının yargılanmasını engellemek için yasa teklifi hazırlamasına karşılık, -rivayet doğruysa- özel yetkili savcılar, jet hızıyla bir iddianame hazırlayarak, değişiklikten önce MİT müsteşarını sanık sandalyesine oturtmaya çalışıyorlar. Bu, hukukun siyasete müdahalesidir. Eskiden siyasete, yüksek yargı ( Anayasa Mahkemesi -Danıştay) müdahale ederdi. Şimdi bu rolü, yüksek mahkemeler yerine özel savcılar mı üstlenmiş oluyorlar? 40 katır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/ahmethamdiayan.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6166" title="ahmethamdiayan" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/ahmethamdiayan-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Hükumetin, MİT müsteşarının yargılanmasını engellemek için yasa teklifi hazırlamasına karşılık, -rivayet doğruysa- özel yetkili savcılar, jet hızıyla bir iddianame hazırlayarak, değişiklikten önce MİT müsteşarını sanık sandalyesine oturtmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bu, hukukun siyasete müdahalesidir.</p>
<p>Eskiden siyasete, yüksek yargı ( Anayasa Mahkemesi -Danıştay) müdahale ederdi. Şimdi bu rolü, yüksek mahkemeler yerine özel savcılar mı üstlenmiş oluyorlar?</p>
<p>40 katır mı 40 satır mı?</p>
<p>Dün Kemalist kadrolar siyasete müdahale ediyordu, bugün özel savcılar…</p>
<p>Hukukun, hukuk adamları tarafından siyasetin dizaynı için kullanılması, uzun vadede bir askeri darbeden daha kalıcı ve yıkıcı sonuçları olacaktır.</p>
<p>Siyasete müdahale etmeye çalışan bazı özel yetkili savcıların ve bir kısım emniyetçilerin “bir” cemaate mensup oldukları iddiasının doğru olmamasını ümit ediyorum.</p>
<p>**</p>
<p>Özel yetkili savcılar, MİT soruşturmasıyla adeta hükümetin (başbakanın) ümüğünü sıkmaya çalışıyorlar. Hayret edilecek bir yaklaşımdır bu! Zira, muhalefet bile Oslo görüşmelerini iç politika malzemesi olarak kullanmaktan özellikle kaçınırken, özel yetkili savcıların bundan kaçınmaması tuhaf değil mi?</p>
<p>MHP ve CHP, dikkat edilirse sadece özel yasaya karşı çıkıyorlar.</p>
<p>Zira Oslo görüşmeleri, muhalefet tarafından çok kolay bir şekilde iç politika malzemesi olarak kullanılabilinir ve hükümet bundan zarar görürdü.</p>
<p>Muhalefetin politik yararı bir tarafa bırakıp, ülkenin daha fazla zarar görmemesine dikkat etmesi, takdir edilecek bir tavırdır. İnşallah muhalefet, ülke huzurunu her şeyin üzerinde tutan insani yaklaşımı tavizsiz bir şekilde sürdürmeye devam eder.</p>
<p>**</p>
<p>Özel yetkili savcıların ve polisin, başbakanın küçük olduğu söylenen bir operasyon geçirdiği günlerde, siyasi operasyona girişmeleri son derece ümit kırıcı ve üzüntü vericidir.</p>
<p>Bu –tesadüf değilse- çok talihsiz bir fırsatçılıktır…</p>
<p>**</p>
<p>Kamu İhale Kurumuna yapılan yolsuzluk operasyonu da – tesadüf değilse- talihsiz bir başka fırsatçılığa benziyor.</p>
<p>Yolsuzlukların soruşturulmasının zamanı olmaz denebilir. Doğrudur da! Ancak, bu günlerde, yapılan yolsuzluk operasyonlarını kimseye izah etmek mümkün değildir.</p>
<p>Çünkü yolsuzluk iddiaları, 2002’den beri ileri sürülüyor. Şahitli &#8211; ispatlı bir sürü yolsuzlukların örtbas edilmesinde gönüllü görev alanların, şimdi mal bulmuş mağribi gibi, yolsuzluk iddialarına sarılmalarının dürüstlük ve hukukla bir alakası yoktur.</p>
<p>Adama şimdiye kadar neredeydiniz diye sormazlar mı?</p>
<p>**</p>
<p>MİT operasyonu ile hırpalanan hükümet, yolsuzluk operasyonları ile daha da köşeye sıkıştırılırsa hiç şaşırmam…</p>
<p>Siyasetin üzerindeki MGK, Asker, Yüksek yargı, Basın ve Üniversite vesayetini kaldırmayı başarmış bir başbakanın, özel yetkili savcılar önünde çaresiz kalacağını düşünmüyorum.</p>
<p>Demokrasiye inanalar, başbakana yine destek vermekten çekinmeyeceklerdir.</p>
<p>Ancak!</p>
<p>Özel yetkili mahkemelerin biran evvel lağvedilmeleri, yolsuzlukların üzerine gidilmesi ve demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması gibi adımların hiç vakit geçirmeden atılması gerekir.</p>
<p>Görelim Mevla neyler…
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fozel-yetkili-kaos%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/ozel-yetkili-kaos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resmi İdeoloji ile Yüzleşiyoruz</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/resmi-ideoloji-ile-yuzlesiyoruz/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/resmi-ideoloji-ile-yuzlesiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 11:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8219</guid>
		<description><![CDATA[Daha güvenli ve demokratik bir Türkiye için… 2 gün, 4 bölüm ve 10 oturumlu sempozyum 25-26 Şubat 2012, Cumartesi-Pazar Saat: 9.30-19.30 Taksim Hill Oteli Konferans Salonu Taksim/İstanbul &#160; Resmi İdeoloji ile Niçin Yüzleşmeliyiz? Geçtiğimiz yüzyıl, konumuz bağlamında denilebilir ki bir “resmi ideolojiler yüzyılı” olarak yaşandı. İktidar ve daha genel bir deyişle devleti ele geçirmiş olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/timthumb.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-8221" title="timthumb" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/timthumb-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Daha güvenli ve demokratik bir Türkiye için…</em></strong></p>
<p><strong><em>2 gün, 4 bölüm ve 10 oturumlu sempozyum</em></strong></p>
<h1>25-26 Şubat 2012, Cumartesi-Pazar</h1>
<p><strong>Saat: 9.30-19.30</strong></p>
<p><strong>Taksim Hill Oteli Konferans Salonu Taksim/İstanbul</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Resmi İdeoloji ile Niçin Yüzleşmeliyiz?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yüzyıl, konumuz bağlamında denilebilir ki bir “resmi ideolojiler yüzyılı” olarak yaşandı. İktidar ve daha genel bir deyişle devleti ele geçirmiş olan çeşitli belirli toplumsal kesimleri temsil etme iddiasındaki ideolojik yapılar, kendi ideolojik bakış açılarını bir “resmi ideoloji” haline getirdiler. Akıl, bilim ve vicdani değerlerin yerine resmi ideoloji kalıpları konuldu. Resmi ideolojinin sınırları dışına çıkanlar, eleştirenler, itiraz edenler çeşitli biçimlerde cezalandırıldı. Özellikle ulus-devlet oluşturmada gecikmiş ülkelerde, milliyetçilik, bir resmi ideoloji veya devlet ideolojisi olarak kurumlaştırıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanlık, kendi gelişim süreci içerisinde tarihsel olarak resmi ideoloji mantığını aştı. Günümüz dünyasında hayatı kendi ekseninde döndüren ve başka açıklamaları şiddetle bastıran bir resmi ideoloji zihniyetinin herhangi bir hükmü, inandırıcılığı veya etkileyiciliği kalmadı. Ancak bir “bakış açısı” ve “düşünce biçimi” olarak resmi ideoloji zihniyetinin izleriyle, etkileriyle hala uğraşmak durumunda olan ülkeler de var. Bunlardan biri de Türkiye.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kemalizm” veya “Atatürkçülük” olarak adlandırılan bu resmi ideoloji, Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişimi içerisinde herhangi bir şekilde karşı çıkılamayacak, itiraz edilemeyecek bir “tabu” oldu. Bu durum, öylesine tuhaf sonuçlara yol açtı ki, farklı ideolojik, siyasi tercihleri bulunan kişi ve yapılar dahi “önce Atatürkçü” olmak durumunda kaldılar. Böylece herkesin önce Atatürkçü ve Kemalist olmak zorunda olduğu bir siyasal ve toplumsal yapı şekillendirildi ve bu, 1924, 1960 ve 1982 anayasalarında “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeler halinde anayasal güvence altına alındı.</p>
<p>Bu durum, siyasi, düşünsel ve kültürel dünyamızı yoksullaştıran, her şeyden önce çokça dillendirilen “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” hedefiyle çelişen, üzerinde en azından korku duymadan tartışmamız gereken bir realitemizdir.</p>
<p><strong>Resmi İdeoloji Zihniyetinden Niçin Arınmalıyız?</strong></p>
<p>Son yıllarda Türkiye’de hakim ezberlerin bozulmasına, “tabu” sayılan konuların tartışılmasına, “dokunulamaz” sayılan kişi ve kurumların yargı önüne çıkarılmasına yol açan önemli gelişmeler oldu. Bunlar Türkiye’nin darbelerle gölgelenmiş sancılı demokratikleşme sürecinin artık daha fazla ertelenmesi mümkün olmayan gerekleri olarak yaşandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Örneğin Kürt sorunu, günümüzde adı dosdoğru telaffuz edilerek tartışılabilmektedir. Aleviler “eşit yurttaşlık” istemlerini dillendirebilmektedir. Bu konularda “açılım” tartışmaları yaşanmakta, ilgili çevreler kendi çözüm projelerini açıklamaktadır. Meclisin gündeminde “yeni anayasa” yapmak vardır. Bunlar hiç kuşkusuz olumlu gelişmelerdir. Ancak yetersizdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü Resmi ideoloji mantığı eğitim sisteminden düşünsel hayatımıza değin hayatın hemen her alanında hala etki ve sonuçlarını yaşadığımız bir realite olmayı sürdürmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Resmi İdeoloji ile Yüzleşiyoruz” adını verdiğimiz sempozyumla, konunun doğrudan gündeme gelmesini, tartışılmasını sağlayacağız. Bu tartışmanın, TBMM’nin “yeni anayasa” gündemine de doğrudan etkide bulunmasını öngörmekteyiz. Türkiye’nin yeni, sivil ve demokratik bir anayasaya sahip olmasının, ancak resmi ideoloji zihniyetini aşmasıyla mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bu yönüyle, demokratikleşmenin, gelinen nokta itibarıyla resmi ideoloji zihniyetini bütün etki ve sonuçlarıyla tartışmayı artık kaçınılmaz kıldığına inanıyor, buna öncülük edecek bir gündemin oluşmasının önemli bir adımını atmak istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Etkinliğin ardından…</strong></p>
<p>Konu, derneğimizin varlık nedenlerinden birini oluşturan empoze edilmiş önyargılarla yüzleşme kapsamında, resmi ideoloji kalıplarıyla yüzleşilmesine imkan ve zemin tanımış olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Etkinlik kayıt altına alacak ve editoryal bir çalışmanın ardından kitap olarak da basılarak ilgili resmi ve sivil kuruluşlar ile etkinliği izleyemeyenlerin bilgi ve dikkatine sunulacaktır.</p>
<p><strong>PROGRAM</strong></p>
<p>Program 2 gün, 4 bölüm ve 10 oturum olarak gerçekleştirilecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yer:</strong> Taksim Hill Oteli Konferans Salonu (Taksim Meydanı)</p>
<p><strong>Tarih:</strong> 25-26 Şubat 2012 Cumartesi, Pazar</p>
<p><strong>Saat:</strong> Çay-kahve ve yemek aralarıyla birlikte 9.30-19.30 saatleri arasında gerçekleştirilecektir.</p>
<ol start="1">
<li><strong><em>GÜN: Cumartesi</em></strong></li>
</ol>
<p>Açılış konuşması</p>
<p><strong>1.Bölüm</strong>: <strong>Devletimizin Resmi İdeolojisi: Kemalizm</strong></p>
<p><strong>1.Oturum: Anaokulundan Üniversiteye “Milli Eğitim” ve Resmi İdeoloji</strong></p>
<p><strong>2. Oturum: Darbeler Ülkesinde Ordunun Resmi İdeolojisi</strong></p>
<p><strong>3. Oturum: Yargının Resmi İdeolojisi</strong></p>
<p><strong>2. Bölüm: Siyaset ve Resmi İdeoloji</strong></p>
<p><strong>1.Oturum:</strong> <strong>Kemalizm ve Sol Siyaset</strong></p>
<p><strong>2. Oturum: Kemalizm ve Sağ Siyaset</strong></p>
<p><strong><em>    2. GÜN Pazar</em></strong></p>
<p><strong>3. Bölüm: Medya ve Resmi İdeoloji</strong></p>
<p><strong>1. Oturum:</strong> <strong>Resmi İdeolojinin Halkla İlişkiler Departmanı: Türkiye’de Medya</strong></p>
<p><strong>4. Bölüm</strong>: <strong>Kimlik Meselelerimiz ve Resmi İdeoloji</strong></p>
<p><strong>1. Oturum:</strong> <strong>Kürt Sorunu ve Kemalizm</strong></p>
<p><strong>2. Oturum: Sünni Müslümanlar ve Kemalizm</strong></p>
<p><strong>3. Oturum: Aleviler ve Kemalizm</strong></p>
<p><strong>Kapanış: </strong>Yüzleşme Derneği Başkanı Cafer Solgun</p>
<p><em>NOT: Kendi alanlarında uzman kişilerden oluşan katılımcılar daha sonra duyrulacaktır…</em></p>
<p><a href="http://www.resmiideolojisempozyumu.org/">www.resmiideolojisempozyumu.org</a></p>
<p><a title="" href="http://www.yuzlesmedernegi.com/" target="_blank">www.yuzlesmedernegi.com</a></p>
<p>facebook/yuzlesmeder</p>
<p>twitter/yuzlesmedernegi</p>
<p><strong> </strong>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fresmi-ideoloji-ile-yuzlesiyoruz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/resmi-ideoloji-ile-yuzlesiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milli Şairden Milli Müslüman’a Mehmet Akif*(1)</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/milli-sairden-milli-muslumana-mehmet-akif/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/milli-sairden-milli-muslumana-mehmet-akif/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 10:09:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[YORUM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8214</guid>
		<description><![CDATA[Mazhar CANDAN Toplumları dizayn etmenin en geçerli yolu, o toplumun içinde yetişmiş popüler isimleri elde ederek onları eleştirilemez ulvi kişilikler kılmak, ve nesilleri onların düşünceleri etrafında toparlayıp-saflara ayırarak- kontrol edebilmektir. Bu mekanizma, eğitim sistemlerinin içine ustalıkla yerleştirilmiş özendirme politikalarıyla sağlanır. Eğitim sistemleri bu tür model kişiliklerle doludur. Tarih boyunca en geçerli hükmetme yolu bu olmuştur.     [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/mehmet_akif_ersoy.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-8215" title="mehmet_akif_ersoy" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/02/mehmet_akif_ersoy-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></a>Mazhar CANDAN</p>
<p>Toplumları dizayn etmenin en geçerli yolu, o toplumun içinde yetişmiş popüler isimleri elde ederek onları eleştirilemez ulvi kişilikler kılmak, ve nesilleri onların düşünceleri etrafında toparlayıp-saflara ayırarak- kontrol edebilmektir. Bu mekanizma, eğitim sistemlerinin içine ustalıkla yerleştirilmiş özendirme politikalarıyla sağlanır. Eğitim sistemleri bu tür model kişiliklerle doludur. Tarih boyunca en geçerli hükmetme yolu bu olmuştur.       Mehmet Akif’le ilgili eleştirilerimi dillendirmeye başladığım zaman çevremden aldığım tepkiler, nihai noktada bizim gibi sıradan yaşantısı olan insanların Akif gibi ulvi bir kişiliği eleştiremeyeceği noktasına bağlanıyordu. Bu yaklaşım Akif’in bir şair olmanın ötesinde bir kanaat önderi ve model kişilik olarak algılanmasından kaynaklanıyordu. Bu eleştiri sahiplerine şunu söyledim. Mehmet Akif, Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han’a;</p>
<p>“Ah efendim o herif yok mu kızıl kâfirdi”(2) “Ah efendim o ne hayvan, o nasıl merkepti.”(3)</p>
<p>Dediği zaman; Cennetmekân koca bir imparatorluğun padişahı ve dünyanın çok yerinde adına hutbeler okutulan bütün Müslümanların halifesiydi. Akif’se heyecanlı sözler söyleyen genç bir baytardı. O zamanın şartları altında Akif’in yaptığı çılgınlığa karşı bizim kendi zamanımızda yaptığımızın kıymet hükmü sadece hiçtir. Akif’in cüretine karşılık biz Akif’e ne desek hiçbir şey demiş sayılmayız.</p>
<p>Mehmet Akif’in kişiliği bizim alanımız değildir. İyi ya da kötü ölmüş bir insanın işi artık Rabbiyledir. Bu ölen kişi üzerinden bir kısım toplum mühendisliği faaliyetleri yürütülüyor ise eserleri ve düşünceleriyle entelektüel yaşantımızda, fikir dünyamızda tesir sahibi ise, biz bu tesiri konuşmak, eleştirmek ve yorumlamak zorundayız.</p>
<p>Daha da önemlisi söz konusu kişi sadece sanatıyla anılmıyorsa, bugün bütün eğitim kurumlarında resmi asılı olan iki kişiden biriyse,(4) hayatımızın içindedir, her gün çocuklarımızın karşısındadır. 2011 yılının ülkemizde Mehmet Akif yılı olarak ilan edildiğini ve çok yoğun bir şekilde anılıp değişik açılardan işlendiğini hatırlatmakta fayda var. M. Akif’in sanatını ve kişiliğini aşan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlamak hiçte zor değil. O, artık gençlere sadece “Milli Şair” olarak tanıtılmıyor, aynı zamanda “Milli Müslüman” modeli olarak sunuluyor.</p>
<p>Konu inancımız bağlamında ele alındığı zaman “Kişi sevdiği ile beraberdir” ölçüsü mucibince imanımızı kullanarak kalplerimize yerleştirilmek istenen kişilere karşı gereken özeni ve hassasiyeti göstermek vazifemiz olmaktadır.</p>
<p>Bütün bu gerekçeler benim gibi sıradan insanlara Akif’i değişik açılardan inceleme, sorgulama, yorumlama ve eleştirme hakkını vermektedir.</p>
<p>M Akif’in başyapıtı şüphesiz İstiklal Marşı’dır. Güftesi ile bestesi arasında ciddi uyumsuzluklar bulunması nedeniyle okunurken güfte anlamını yitirmekte daha çok bir karambol havasında terennüm edilmektedir. Her çalındığı ve söylendiği zaman ayakta ve saygı duruşunda dinlemek zorunda olduğumuz bu marş hakkında olumlu/olumsuz birçok eleştiri yapılmıştır. İçinde bir tek Türk kelimesinin geçmemesinden tutunda, ırkçı duygularda yazılmış olmasına kadar çok geniş bir yelpazeye sahiptir bu eleştiriler. 28 Şubat paşalarından Doğu Silahçıoğlu birçok meslektaşının taşıdığı duyguları dile getirip. Aşırı dinci bir söylem taşıdığı için bir ömür boyu selam durduğu İstiklal Marşı’nı hiçbir zaman içine sindiremediğini yazdı Cumhuriyet Gazetesinde ki köşesinde.</p>
<p>“O ezanlar ki şahadetleri dinin temeli</p>
<p>Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”</p>
<p>Ezan, şahadet, din… ilk bakışta mısralarda Paşa haklı dedirtecek bir görüntü var. Peki ya mana; inlemek sözcüğü acı ile feryat etmek, ızdırapla ses çıkartmak anlamlarına geliyor. “İnim inim inlemek” deyimi meşhurdur. Peki ezanlar neden ebediyen inlemeli? Gür bir sada ile coşmak varken. Paşa bu çelişkiyi fark etseydi şüphesiz Akif’e ve İstiklal Marşı’na olan saygısı artardı.  Dini terminoloji açısından ezanları inletmek-dindar için-ciddi bir edep ihlali olarak değerlendirilebilir.(5)</p>
<p>Akif’in yaşamı gibi sanatı ve fikride gelgitlerle, çelişki ve paradokslarla dolu. Safahat okumalarında dikkatimi çeken bir husus Arnavut babadan olma Milli Şairin, biyografilerinde bu hususun anne tarafından Türklüğe bağlanarak geçiştirildiğidir. Mehmet Akif’in resmi ideoloji doğrultusunda millileştirilmesinin ilk emarelerini bu biyografilerde gördüm. Bu durum Akif’in bir kabahati olmamakla birlikte Safahat yoluyla toplum mühendisliği yapma gayretleri hakkında ipuçları vermektedir.</p>
<p>Akif’le ilgili yaptığım incelemelerde mirasına,  oğullarından çok damadı Ömer Rıza Doğrul’un sahip çıktığını gördüm. Bunun birinci sebebi Ömer Rıza’nın gerçekten Akif’in en özel talebesi olması İkinci sebebi evlatlarının Akif’in dünyasıyla pek alakadar olmamalarıdır.</p>
<p>Büyük oğul Mehmet Emin (Safahat-i bu oğluna ithaf etmiştir.) Uyuşturucu müptelası ve alkolik olarak feci bir yaşam sürmüş ve cesedi Beşiktaş’ta bir çöp konteynırı içinde bulunmuştur. Küçük oğul Tahir Ersoy ise kendi halinde bir yaşam sürmüş Ömrünün son demlerinde Üsküdar belediyesinin sahip çıkmasıyla hayata tutunabilmiştir.</p>
<p>Akif oluşturduğu ideal genç tipi Asım’la yüceltilirken bunun pratik hayattaki karşılığı olan çocuklarının halleri hep göz ardı edilmiştir. Oysa muarızı Tevfik Fikret’in ideal genci Haluk öz oğluyla özdeşleştirilir ve akıbeti nedeniyle Fikret kınanır. Evet, Tevfik Fikret’in Haluk’u papaz olmuştur. Akif’in Asım’ı ise –ki oğlu Mehmet Emin olması gerekir.- üzüntü verici ama bir ayyaş olarak ömrünü nihayetlendirmiştir. İki şair içinde acı gerçek şu ki; ideallerini evlatları üzerinde gerçekleştirmeye çalışmışlar ve ikisinin sonu da hüsran olmuştur.</p>
<p>Akif’in oğlunun feci hali insanlık adına üzüntü verici. Ama Milli Müslüman modeli olarak tasarlanan bir kişilik için gözden kaçırılan bir husus hissi uyandırıyor bende. “Babam bana Safahat’ı bırakacağına biraz para bıraksaydı keşke”(6) dediği biliniyor ki. Bu onlarca baskı yapan Safahat’ın kaymağını başkalarının yemesine bir sitem olarak da algılanabilir.</p>
<p>Akif’le ilgili hatıralarda dikkat çekici bir başka husus arkadaşlarının ekser içki müptelalığı ile şöhret yapmış kişiler olması. Bunlardan biri Neyzen Tevfik’dir. Neyzen’in içkisiz sofraya oturduğu vaki değildir. Bir gün Akif’i misafir eder yer içerler. Yemekten sonra Akif ellerini yıkar ama havlu yerine kendi mendili ile kurulanmak ister. Neyzen havlu ile kurulanması için ısrar edince “–yapamam ellerim kirlenir” der. Damadı Ömer Rıza’nın anlattığı bu hatıra Akif’in zekâsına yorulsun diye anlatılmış ama derin bir çelişki taşıyor. Neyzen; havlusu kullanılmayacak kadar şerli/kirli (bazı yorumlarda havluyu kirinden ötürü kullanmadığı belirtilir.)biriyse ve Akif bu denli hassasiyet sahibi ise onun yemeğini nasıl yer onunla nasıl dostluk eder.</p>
<p>Damadı ve talebesi Ömer Rıza Doğrul’da meşhur içicilerdendir.(7) Hatta rakı içerek tefsir yazmak gibi bir küstahlığın sahibidir.(8)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Arkadaşları, evladı, damadı içici olunca insan kuşkuya kapılıyor. Üstüne üstlük Akif’in siroz’dan öldüğü de ortada. Ben merakımı zail etmek için erişebildiğim kaynaklarda aradım 24 yaşından sonra ağzına bir damla içki koymadığı bilgisine ulaştım.</p>
<p>Milli Şairin bir yönü de musiki şinaslığı. Mısır’da olsun Türkiye’de olsun musiki cemiyetlerinin müdavimidir. Ağır bestelerin çoğunu ezbere bildiği ve nısfiye denilen ney küçüğü aleti çaldığı biyografilerinde geçiyor.</p>
<p>Şiirlerinin bestelenmeye uygun olmasını çok önemser bu hususta hassasiyet gösterir üzerinden yıllar geçse bile kulağını tırmalamış her kafiye bozukluğunu giderirmiş. Hayattayken Safahat 3 defa Osmanlıca harflerle basılmış. (ayrı ayrı kitaplar halinde bazı kısımlar 4-5 kere basılmıştır.) Bu baskılarda sürekli düzeltmeler ve değiştirmeler yapmıştır.</p>
<p>Bu bilgi çok önemlidir zira Akif’in eserini bırakmadığını onu sürekli tetkik edip hata olarak gördüklerini düzeltme gayreti güttüğünü gösterir. Ama asıl düzeltmesi gereken, bütün imanlı kalpleri inciten bazı sözlerine aynı özeni göstermemiş olması çok şaşırtıcıdır. Bunların başında meşhur şiirlerinden Çanakkale Destanı’nda geçen</p>
<p>“Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.” Mısralarıdır.</p>
<p>Akif Çanakkale Savaşı esnasında Almanya ve Arabistan’da bulunmuş cepheyi görmemiştir. Buna rağmen cephedeymişçesine heyecanla yazdığı bu şiir, Ankara’da mecliste Türk’ün en büyük destanı, Türk olmayan biri tarafından yazılmıştır denilerek takdim edilmiştir.  Bir zaman sonra üyesi olacağı meclisin maalesef imparatorluk halklarına karşı bakışı budur.</p>
<p>“Bedrin Aslanları” yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük mücahitleridir. Hiçbir ordunun o ordudan hiçbir komutanın o şanlı komutandan üstün olma ihtimali yoktur.  Onların kahramanlığı ve komutanlarının büyüklüğü mümin kalpler için şüphe götürmeyecek derecede kesin ve nettir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın peygamber duasına mazhar olmuş ordusu bile onların yanında hiç mesabesindeyken ve İslam tarihi boyunca nice savaşlar şanlı mücadeleler verilmişken Çanakkale’ye böyle cüretkâr bir yakıştırma nasıl yapılabilir?</p>
<p>Yeni bir ulus inşa etme gayretinde olan ittihatçı kalemler bu ve benzeri birçok sözler söyleyip İslami kaideleri tepetaklak etmeye çalışmışlardır ama onların hiçbirinin dindarlık gayesi olmadığı gibi inançsızlıklarını aleni olarak dillendirmişlerdir. Onların bu sebeple mümin kalplere sirayet etmesi mümkün değildir. Ama Milli Müslüman Akif’in bu sözleri imanlı kalpleri çok derinden sarsmış travma tesiri yapmıştır.</p>
<p>Akif bu mısraları ile “Bedrin Aslanlarını” aşağılamış ve ömrü hayatı boyunca bunu değiştirme, düzeltme gayreti gütmemiştir.  Şu kedi aslan kadar cesur denirse. Aslanın üstünlüğü tescil edilip kedi yüceltilir. Ama şu aslan kedi kadar cesur denilirse bu aslana hakaret ve onu aşağılamak olur. Kedi de yüceltilmediği gibi komik bir duruma düşürülmüş olur.</p>
<p>Akif’in kafiyelerine gösterdiği hassasiyeti esirgediği bir diğer husus Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han’a yaptığı yakıştırmalardır. En son 1966 baskılı Safahat’ta bulunan ve sonraki baskılarda yer verilmeyen şu mısralar doğrusu; bırakın dindarlığıyla ile nam salmış Müslümanların halifesine söylenmeği sıradan bir Müslüman’a söylenemeyecek sözlerdir.</p>
<p>“Herifin sofrada şampanyası hala ayran, bari yirminci asırdan sıkıl artık hayvan”(9)</p>
<p>Evet, şairler normal insanlar gibi değildir, duyguları hissedişleri farklıdır, fakat imanının yerine kinini ikame eden bir kişi sadece bir şair olur, onun dindarlığından bahsedilemez. Çünkü kini dinini bastırmış en temel ve basit inanç ölçülerini çiğnetmiştir.  Bir Müslüman’a şampanya içmiyor, ayran içiyor diye ancak bir gayrimüslim söylerse mantık zemininde bu sözün bir anlamı olur. Bir Müslüman bir başka müslümanı şampanya içmiyor ayran içiyor diye kınayamaz.</p>
<p>Mehmet Akif’in Sultan Abdülhamid Han’a yaptığı hakaret ve iftiraların büyük kısmı yeni baskılı Safahat’larda da bulunmaktadır. Bunlar eleştiri hakkaniyet ve İslam ölçülerini aşmış sınırsız ve buutsuz, iflah olmaz bir kinin eserleridir. Oysa dindarlık numunesi olacak bir</p>
<p>şahıstan, Müslümanlığın en ağır darbeler aldığı bir zamanda daha akıllı olması, esas bozguncuları görmesi beklenirdi.</p>
<p>Görmedi, görmediği gibi onlarla işbirliği içinde bulundu. Mısırlı Mason Abduh’u muhteşem üstad ve onun talebesi tescilli İngiliz ajanı Cemalettin Afgani’yi kendine ve yolundakilere rehber gösterdi.</p>
<p>“Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed Abdu “(10)</p>
<p>…</p>
<p>“Çıkarıp gönderelim hasılı şeyhim yer, yer; oradan Alemi İslam’a Cemaleddin’ler.”(11)</p>
<p>O Abduh ki (damadı Ömer Rıza Doğrul gibi) masondur.  Dinde reform teraneleriyle İslam alemini fitneye boğmuş ve bölük pörçük olarak İngilizlerin kucağına atmıştır.</p>
<p>Model kişilerin bu gibi yanılgıları ortaya çıkıp gözden düştükleri zaman hemen bir pişmanlık mekanizması devreye sokulur. Şartlar değişmiş ve hakikatler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu model kişilikleri de dönüştürmek, revize etmek gerektir. Fakat bu tövbeyi mirasından geçinenlerin değil kendisinin yapıp/yapmaması önemlidir. Kendisinden böyle bir pişmanlık vaki olmadığı ortada iken, oluşturulmuş pişmanlık hikâyeleri toplum mühendislerinin değişen şartlara göre model kişilikleri dönüştürme gayretinden başka bir şey değildir.</p>
<p>Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han’a buğzedip düşmanlığından fena söyleyen ve daha sonra hakikati görüp nedamet getiren bu pişmanlığını destansı ifadelerle dile getirenler az değildir. Doktor Rıza Nur, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik Bölükbaşı bunların en çok bilinenleridir.</p>
<p>Rıza Tevfik’in “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhundan İstimdat” şiiri bütün ittihatçılar adına itiraf, kendi namına bir tövbe metnidir.</p>
<p>“Şevketlim Sultan Hamid Han</p>
<p>Feryadım varır mı barigahına</p>
<p>Ölüm uykusundan bir lahza uyan</p>
<p>Şu nankör milletin bak günahına.”</p>
<p>Milli şairin bilinen meşhur bir pişmanlığı vardır. Fes ve dualarla girilen meclisten kadeh ve fötr şapka çıkınca Akif soluğu Mısır’da almış, bir nevi yeni düzene küskünlük duymuştur. Mısır’dan son dönüşünde bu küskünlüğünden pişmanlık duyduğunu “Ne varsa bizim millette varmış.” Diyerek dile getirmiş ve yeni düzenin banisine(12) “Allah ömrüm kaldıysa benden alsın ona versin”(13) diyerek biatini bildirmiş birkaç ay sonrada sirozdan ölmüştür.</p>
<p>Akif ilk meclisin Burdur milletvekilidir. Bu Mustafa Kemal’in ona bir jestidir. İlerde gerçekleştirmek istediği düşünceleri için Akif aklında ki isimdir ve yakınında olmalıdır.  Nitekim Akif, Konya isyanının bastırılmasından Kastamonu konuşmalarına kadar bir çok yerde halkın Ankara Hükümetini kabullenmesinde çok etkili olmuştur. Yeni düzenin farklı felsefesine karşı, halkın içinden, onların dilini duygularını bilen biri olarak Osman oğullarına duyulan bağlılığı Ankara Hükümetine çevirmeyi başarmıştır.</p>
<p>İlerleyen yıllarda İttihad Terakki’nin projeleri bir dizi inkılâplar olarak uygulamaya konulurken Akif’e Kuran-ı Kerim meali yazma görevi verilir. Mustafa Kemal neden özellikle Akif’in yazmasını istemiştir? Şimdilik meçhul. Ama onun da ortaya çıkacağına inanıyorum.</p>
<p>Akif bu teklifi kabul etmemiş ortaya konan büyük paraya rağmen bu işe temkinli yaklaşmıştır. Belki yeni düzene karşı duyduğu küskünlüğü naza çekerek ifade etmeye çalışmış olabilir. Ama Ulu Önder! Onun yazmasını buyurmuştur.  Akif ikna olur, paranın bir</p>
<p>kısmını alıp Mısır’a giderek yazmaya başlar. Aynı proje kapsamında Elmalı’lı Hamdi’de tefsir yazmaya başlar. Akif Mısır’da tanıştığı biricik talebesi (daha sonra damadı olacaktır) Ömer Rıza Doğrul’a da tefsir yazması konusunda rehberlik eder.</p>
<p>Bu meal biter ama yayınlanmaz. Akif, yeni düzenin ibadetleri Türkçeleştirme çalışmalarından ürkmüş olacak ki meal’i Mısır’da dostu Yozgatlı Müderris İhsan Efendi’ye bırakarak dönmezsem bunu yakın der. Hikmeti Huda dönemez. İhsan Efendi’de meali yakamaz. Akif’in damadı Ömer Rıza, meali İhsan Efendi’den almak için çok uğraşır, ama alamaz. Bu meali İhsan Efendi’den almak için devlet katından hatırlı kimseler araya girer, İhsan Efendi yakıldı diyerek mevzuyu kapatır.</p>
<p>İhsan Efendi ölüm döşeğindeyken oğlu Ekmeleddin’i çağırır yakmasını vasiyet ederek meali ona teslim eder. O Ekmeleddin; şimdiki İslam Konferansı Teşkilatı başkanı  Ekmeleddin İhsanoğlu’dur.</p>
<p>Ekmeleddin İhsanoğlu, Abdülhamid Han devri şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi’nin oğlu Prof İbrahim Sabri ve üç kişi daha Mısır’da bir evde buluşarak metal bir leğen içinde mealin mührünü sökerek sayfaları tek tek yakarlar. Yakma işlemi bitince Prof İbrahim Sabri Bey’in okuduğu dörtlük dünya durdukça mealden din öğrenmeğe kalkanların suratına şamar gibi inecektir.</p>
<p>“ O bir eserdi ki, yangın denilse layıktı.</p>
<p>Eğer kalaydı yakar kül ederdi imanı</p>
<p>O bir ateşti ki, sönmezdi etmeden ihrak</p>
<p>Yakıldı, sönmesi kurtardı Nass-ı Kuran’ı”(14)</p>
<p>Hulasa M Akif milli şair olmaktan çıkartılıp Milli Müslüman modeli yapılmaya çalışılırken, onun dindarlığı resmi söylemin dışında incelenmeye ve araştırılmaya muhtaçtır. Bu hususta bazı çalışmalar vardır.  Ahmed Davudoğlu Hoca’nın Dini tamir davasında, din tahripçileri kitabında Akif önemli bir yer tutar. Adem Çevik’in Abdülhamid’de yanılanlar(15) kitabı da önemli bir araştırmadır. Rahmetli Necip Fazıl’ın ise Akif’i milli bir bozguncu olarak değerlendirdiği bilinmektedir.</p>
<p>Mehmet Akif’in dindarlığı/dindar modelliği mevzu yapıldığı zaman mümin tavrıyla asla bağdaşmayacak Allah’a isyan şiirlerini de görmezden gelmek mümkün değildir. Bu şiirlerde ki isyan vurgusu o kadar kuvvetlidir ki okuyucuyu ürpertip, titretir.</p>
<p>“Madem ki ey Adl-i İlahi yakacaktın, yaksaydın a  melunları….Tuttun bizi yaktın.”(16)</p>
<p>“Nur istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun. Yandık!  diyoruz boğmaya kan gönderiyorsun.”(17)</p>
<p>“Ey bunca zamandır bizi te’dibeden Allah; Ey Alemi İslam’ı ezen inleten Allah.”(18)</p>
<p>“Allah’a dayanmak mı? Asırlarca dayandık,</p>
<p>Düştükse bu hüsrana onun narına yandık,</p>
<p>Yetmez mi çocuklukta ki efsaneye hürmet,</p>
<p>Hala mı reşit olmadı, hala mı bu ümmet?</p>
<p>Maziyi ateşe vermeli baştan başa yansın</p>
<p>Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır.”(19)</p>
<p>Sorun, Akif’in dindarlığından ziyade, dindarlara model olarak sunulmasındadır. Akif imanının/imansızlığının, günahının/sevabının hesabını rabbine verecektir. Fakat Müslümanlıkla bağdaşmayacak, binlerle yıllık İslam tefekkürünü kökten sarsıcı</p>
<p>Şiirleri/tavırları Müslüman gençlerin imanını ifsad etmektedir. 999 satır “Allah var” yazıp bir satır (haşa) “Allah yok” yazarsan; O bir satır 999 satırı nehy eder. O bir satır daha çok iz bırakıp daha kalıcı olur. Akif’in dindarlığının özeti budur. Yazdığı doğru ve güzel olanların hükmü bahsi geçen satırlarla nehy edilmiştir.</p>
<p>Mehmet Akif, Kemalist ideolojinin elinde, Kemalist Müslüman tiplemesi olarak şekillendirilmiş, bu veçhile eserlerinin, fikirlerinin neşrine hatta okullara resminin asılmasına müsaade edilmiştir. Çünkü nihai noktada Akif bütün gel gitlerinden sonra huzuru Kemalist</p>
<p>Düzende bulmuştur. Günümüzde Akif statükonun en sağlam kalelerinden biri olarak karşımıza çıkmakta Kemalist rejimle dindarlar arasında köprü vazifesi görmektedir. Akif’in şahsını ve şiirini aşarak onu statükonun kalesi haline getiren bu toplum mühendisliği faaliyeti ciddi bir şekilde yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(1)Milli Müslüman tanımlaması Janset Bulvari ismli Twitter kullanıcısına aittir.</p>
<p>(2-3)1966 baskılı Safahat sayfa 421-422</p>
<p>(4)İstiklal Marşı metinlerinin arkasında Akif’in fotoğrafı vardır..M Kemal’in resmi ile yan yana bütün eğitim kurumlarında bulunması yasal zorunluluktur.</p>
<p>(5)İnlemek sözcüğünün Safahatta coşkulu ses anlamında kullanıldığını gösteren örnekler olduğu gibi, esas anlamında kullanıldığı örneklerde çoktur. Dini litaratürde böyle bir kullanıma başkaca rastlanılmamıştır.</p>
<p>(6)05 Şubat 2005, Cumartesi Zaman Gazetesi  Hekimoğlu İsmail imzalı makale</p>
<p>(7)Ömer Rıza Doğrul Kimdir Akşam Gazetesi 11 Eylül 2011Gürkan Hacır imzalı makale.                                     (8)Ömer Rıza Doğrul’un Tefsiri, Tanrı Buyruğu adıyla yayınlanmıştır</p>
<p>(9)1966 baskılı Safahat sayfa 422</p>
<p>(10)1966 baskı Safahat sayfa 440</p>
<p>(11)1966 baskı Safahat sayfa 440</p>
<p>(12)M Kemal Atatürk</p>
<p>(13)Muhittin Nalbantoğlu’nun Yeniçağ&#8217;da 27-28 aralık 2003 tarihlerinde yayınlanan yazı dizisinden</p>
<p>(14)Dil ve Edebiyat dergisi sayı 37 makale Mehmet Karagözoğlu</p>
<p>(15)Adem Çevik kitabında düşmanlıkları belgelemiş, pişmanlığı ise gönlünden geçtiği gibi yorumlamıştır.</p>
<p>(16)1966 Baskılı Safahat Sayfa 214</p>
<p>(17)1966 Baskılı Safahat Sayfa 213</p>
<p>(18)1966 Baskılı Safahat Sayfa 301</p>
<p>(19)1966 Baskılı Safahat Sayfa 490</p>
<p>*Akif’in şiirlerinin tamamı İnkılap ve Aka Yayınları 1966 baskılı Safahat’tan alınmıştır.</p>
<p><strong> </strong>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fmilli-sairden-milli-muslumana-mehmet-akif%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/milli-sairden-milli-muslumana-mehmet-akif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I see cemaat people</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/i-see-cemaat-people/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/i-see-cemaat-people/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 07:11:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8209</guid>
		<description><![CDATA[Altıncı His filminin meşhur sahnesinde çocuk, yatakta battaniyesini üzerine çekip, korku içinde titreyen kısık bir sesle ağlayarak Bruce Willis’e sırrını açıklar: Ölü insanlar görüyorum (I see dead people). Her yerdeler, normal insanların arasında dolaşıyorlar. Ölü olduklarını bilmiyorlar. Son günlerde cemaatten de sanki büyük bir sır açıklanamıyormuş gibi, kısık sesle, dün Demiray Oral’ın harika yazısındaki gibi neredeyse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/yildiray-ogur_4468_b.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-7650" title="yildiray-ogur_4468_b" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2012/01/yildiray-ogur_4468_b.jpg" alt="" width="65" height="88" /></a>Altıncı His</em> filminin meşhur sahnesinde çocuk, yatakta battaniyesini üzerine çekip, korku içinde titreyen kısık bir sesle ağlayarak Bruce Willis’e sırrını açıklar: Ölü insanlar görüyorum (I see dead people). Her yerdeler, normal insanların arasında dolaşıyorlar. Ölü olduklarını bilmiyorlar.</p>
<p>Son günlerde cemaatten de sanki büyük bir sır açıklanamıyormuş gibi, kısık sesle, dün Demiray Oral’ın harika yazısındaki gibi neredeyse “üç harfliler” gibi kodlarla, imalarla, kaş göz hareketleriyle bahsedilince aklıma geldi o meşhur sahne.</p>
<p>Sanki 30 yıldır ortalıklarda olan, hakkında yazı dizisi hazırlamayana sosyolog, kitap yazmayana araştırmacı yazar, iftar, toplantı gezilerinden en az birine katılmayana ünlü denmeyen bir yapıdan bahsetmiyoruz.</p>
<p>Neredeyse memleketin köşe yazarları- kanaat önderleri cemaatin okul gezileriyle dünya turu yaptılar, ömründe bir kez Abant Platformu toplantısına katılmayana kız verilmiyor, her apartmanda bir <em>Zaman</em>abonesi, her sınıfta bir şakirt var, en az 30 yıldır Anadolu’dan üniversiteye giden üç kişiden biri cemaatin okullarından dershanelerinden mezun, Anadolu’nun eşrafı, en önde gelen esnafları, sanayicileri cemaatin bağışçısı, hâlihazırda sadece Türkiye’de yüzlerce okulunda, binlerce dershanesinde onbinlerce öğrenci okuyor, gazetesi 900 bin satıyor ama cemaate hâlâ Amazon ormanlarında yeni keşfedilmiş bir İnka medeniyeti muamelesi çekiliyor.</p>
<p>Bana daha da tuhaf geleni dün Ergenekon soruşturmasını yaparken “demokrasi kahramanı” ilan edilen savcıların, polislerin, bu kez hoşa gitmeyen bir operasyon yaptıklarında bir anda cemaatçi olduklarının hatırlanıvermesi.</p>
<p>Dün sonuçtan memnun oldukları için siyasetin, demokratikleşmenin polis ve savcı operasyonuyla at başı ilerlemesinden rahatsızlık duymayanlar, hatta bundan iktidarlarını sağlamlaştırmak için istifade edenler bugün aynı savcı ve polislerin sonucu hoşlarına gitmeyen operasyonuna karşı “ama bu siyasete müdahale” kartını açmakta bir ilkesizlik görmüyor.</p>
<p>Tabii soran bir Nasrettin Hoca da çıkmıyor: İyi de kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne inanmakta neden bu kadar zorluk çekiyorsun?</p>
<p>Bugünlerde ordudaki generallerin yüzde onunu tutuklatan davaları “büyük arınma” olarak selamlayanlar, aynı savcılar ve polisler tarafından yapılan benim de yanlış bulduğum MİT operasyonu sonrası “büyük tasfiye” ister oldular.</p>
<p>Evet, Beşiktaş’ta ışıkta beklerken Twitter’a yazdığım o twitimi tekrarlayayım: <strong>İlke çok net: Gerektiğinde oylarımızla değiştiremeyeceğimiz hiçbir güç iktidara ortak olmamalıdır.</strong>Asker, polis, savcı, MİT siyasi otoritenin kararlarını soruşturma konusu yapmak için değil uygulamak için var. Bu ülkede kolluk güçleri, bürokrasi ister demokrat olsun ister Kemalist her zaman bu iktidar sarhoşluğuna kapıldı ve bu basit ilkeyi unuttu. Hükümetin siyasi riskini aldığı PKK görüşmelerini sırf yanlış bulduğu için gayrı meşru ilan etmek bu klasik bakışın sonucu. Hükümetin siyasetin kırmızıçizgilerini aşan savcıları, polisleri görevden alması da doğru. (Tabii bunu Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı tutuklanırken değil şimdi yapması ilkesizlik, iktidarını biraz da aynı savcı ve Emniyetçilerin yaptığı Ergenekon soruşturmalarına borçluyken de vefasızlık.)</p>
<p>Ama buradan topyekûn bir cemaat cadı avı çıkarmak, hele de sosyolojik hakikatlerle sopayla savaşılmayacağını bilmesi gerekenlerin neredeyse bir 28 Şubat paşası keyfiliğinde “tasfiye” kelimelerini dillendirmeleri en hafif tabirle ayıp.</p>
<p>Dün, 28 Şubatçıların, 2000’lerden beri Genelkurmay’ın psikolojik harp siteleri, bitirme planlarıyla yapamadığını bu kez AKP hükümetine yaptırmaya çalışanlar günlerdir açık kapalı neredeyse şöyle laflar etmekteler: Cemaat vesayetinden sadece savcı ve polisleri tasfiye etmekle kurtulamayız. Bataklığı kurutmak lazım. Unutmayın yaralı cemaat daha tehlikelidir.</p>
<p>Yani şu “derin yapı”, “paralel devlet” imaları, İsrail, ABD ve diğer tüm şer odakları bağlantıları kurmakla vakit kaybedenlerin yerine cesur bir Talat Paşa bulunabilse cemaate tedip ve tenkil hareket planları bile masaya gelecek.</p>
<p>Böyle bir şey olursa herhalde önce en zayıflardan başlanır. Kız liseleri ve anaokulları Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile İlim Yayma Cemiyeti arasında paylaştırılır. Üniversite hazırlık dershaneleri rejime bağlılığı tescilli büyük zincir dershaneler arasında bölüştürülür. <em>Samanyolu</em> <em>ATV</em> grubuna bağlanıp magazin kanalı haline getirilir. <em>Zaman</em>, <em>Star</em> gazetesinin cumartesi eki olur. Emniyet, Yargı ve ordu içindekiler bıyık, namaz kılmaktan kaynaklı pantolon kırışıklığı, ses tonu kontrolü, alkol testi ile tesbit edilir ve meslekten atılma ya da görevden el çektirme tedbirleri alınır. Amerika vizesi başvurusunda “Pensilvanya’ya gidiyorum” diyen işadamlarının servetlerine tedbir kararı çıkarılır.</p>
<p>Evet, bir zamanlar adını memleketin en hassas meselelerinin cesurca tartışılabildiği Abant toplantılarıyla, biraraya gelmezleri aynı sofrada biraraya getiren diyalog iftarlarıyla duyuran cemaat, bugün neden içinde emniyet, istihbarat, operasyon kelimesi geçen cümlelerle adından bahsedildiği üzerinde uzun uzun düşünmeli.</p>
<p>Ama cemaatfobikler de tasfiyesinden, yok edilmesinden bahsettikleri şeyin milyonlarca insanın içinde etrafında olduğu bir sosyolojik gerçek olduğunu unutmamalı.</p>
<p>O filmin sonunda Bruce Willis’in de “cemaatçi” çıktığını unutmayın&#8230;</p>
<p>YILDIRAY OĞUR/TARAF</p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-i-see-cemaat-people.htm">http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-i-see-cemaat-people.htm</a></p>
<p>&nbsp;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fi-see-cemaat-people%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/i-see-cemaat-people/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİT krizi ya da risk almadan siyaset</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/mit-krizi-ya-da-risk-almadan-siyaset/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/mit-krizi-ya-da-risk-almadan-siyaset/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 06:56:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8206</guid>
		<description><![CDATA[MİT krizinin yaşandığı bugünlerde, yanlış istihbarat sonucu PKK&#8217;lı sanılarak bombalanan ve 34 vatandaşın hayatını kaybettiği Roboski, Batman ve Diyarbakır&#8217;daydım. Roboski&#8217;deki havayı, insanların duygularını dün kısa bir haber olarak yazdım. Bir kez daha tekrarlamakta fayda var: Orada insanların tek bir isteği var; gerçeğin ortaya çıkarılması ve faillerin bulunup, cezalandırılması. Gerek Roboski&#8217;de gördüklerimiz, insanların anlattıkları gerek Diyarbakır&#8217;dan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6683" title="aksoy10f453ea50f4288a3yb" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/11/aksoy10f453ea50f4288a3yb1.jpg" alt="" width="80" height="90" /></a>MİT krizinin yaşandığı bugünlerde, yanlış istihbarat sonucu PKK&#8217;lı sanılarak bombalanan ve 34 vatandaşın hayatını kaybettiği Roboski, Batman ve Diyarbakır&#8217;daydım.</span></p>
<p><span>Roboski&#8217;deki havayı, insanların duygularını dün kısa bir haber olarak yazdım. Bir kez daha tekrarlamakta fayda var: Orada insanların tek bir isteği var; gerçeğin ortaya çıkarılması ve faillerin bulunup, cezalandırılması.</span></p>
<p><span>Gerek Roboski&#8217;de gördüklerimiz, insanların anlattıkları gerek Diyarbakır&#8217;dan Roboski&#8217;ye kadar bizi götüren, Batman&#8217;da ev sahipliği yapan Batman Mazlumder Şube Başkanı avukat Murat Çiçek&#8217;in, Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar ve Dicle Üniversitesi&#8217;nden Vahap Coşkun&#8217;un anlattıkları Kürt sorununun bir an önce çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.</span></p>
<p><span>Geçtiğimiz gün patlayan MİT krizi ise sorunun çözülmesinde siyasetin önünde &#8220;siyaset dışı&#8221; başka zorlukları olduğunu da gösterdi.</span></p>
<p><span>KCK soruşturmasını yürüten savcılar MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ile iki MİT&#8217;çiyi &#8220;şüpheli&#8221; sıfatı ile sorgulamaya davet etti.</span></p>
<p><span>Bu isimlerin ortak özelliği AK Parti&#8217;nin siyasi risk alarak başlattığı açılım sürecinde İmralı, Kandil ve PKK&#8217;nın Avrupa kanadı ile görüşen ekipte yer almaları. Yani sorunu siyaset içinde çözmeye çalışan hükümetin isteği ile görevlerini yapan insanlar.</span></p>
<p><span>Bu insanların &#8220;şüpheli&#8221; olarak ifadeye çağrılması &#8220;yargının siyasi alana müdahalesi&#8217;dir. Bu, bürokrasinin siyasi tasarrufu denetleme girişimidir. Yargının siyasetin alanına bu kadar açıktan müdahale etmesi, ondan güç devşirme isteğinden başka bir şey değil.</span></p>
<p><span><strong>SİYASETİ SİYASİLERE BIRAKIN</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span>Toplumsal taleplerin karar süreçleri ile kamusal alanda çözülmesi olan siyaseti Türkiye yeni yeni öğreniyor.</span></p>
<p><span>Bu açıdan siyasetin ana aktörleri, siyasi partiler; toplumsal aktör olarak da STK&#8217;lar, kanaat önderleri ve medya sayılabilir. Bunlar siyasetin doğrudan ve dolaylı aktörleridir. Bunların hepsinin ortak özelliği kurumsal olanların resmi kimliği, kanaat önderlerinin de fikirleridir.</span></p>
<p><span>Bunlar dışında kurumsal kimliği olmayan ancak sahip olduğu cemaatsel gücü siyasal alanda kanıtlama girişimi, siyaseti kuşatma girişimidir. Mesela Ergenekon, hedefi bu olan yapıdır. 367 krizi yargı gücü ile siyasetin alanının daraltılması girişimidir.</span></p>
<p>Devamı&#8230;<a href="http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=14.02.2012&amp;y=MuratAksoy">http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=14.02.2012&amp;y=MuratAksoy</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fmit-krizi-ya-da-risk-almadan-siyaset%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/mit-krizi-ya-da-risk-almadan-siyaset/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANARŞİA NOTLARI 35</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-35/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-35/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 15:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel Menekşe</dc:creator>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8203</guid>
		<description><![CDATA[                                          12 ŞUBAT 2012 PAZAR HİCRİ ŞEMSİ 1390 KASIM 97 Kanun-u Muhabbettir Begüm ; Bunda Zir ü Bem Olmaz “Onlar rahiblerini rabler edindiler.” Bunlar da aşere-i mübeşşerelerini ve isna aşerelerini rahibler edindiler. Ruhbanlığı ti’ ye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7377" title="veysel menekse1" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/12/veysel-menekse1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>                                          12 ŞUBAT 2012 PAZAR HİCRİ ŞEMSİ 1390 KASIM 97</p>
<p>Kanun-u Muhabbettir Begüm ; Bunda Zir ü Bem Olmaz</p>
<p>“Onlar rahiblerini rabler edindiler.”</p>
<p>Bunlar da aşere-i mübeşşerelerini ve isna aşerelerini rahibler edindiler.</p>
<p>Ruhbanlığı ti’ ye alan bir dinin musahibleri olmaları gerekirken.</p>
<p>O dinin mü’minlerine sahiblik ve efendilik tasladılar.</p>
<p>Rahibleştirdikleri Muhammed Yoldaşları üzerinden.</p>
<p>..</p>
<p>Şenol Sarıaltun’un benzetmesi yerindedir.</p>
<p>“Kureyş’in İkiz Kuleleri.”</p>
<p>Babil’den beri.</p>
<p>..</p>
<p>Nebi Gülşen de doğru söylüyor.</p>
<p>“Muhabbet doğurmayan fikri mikiyim.!”</p>
<p>Zikri’nin se içine kıçıyım.</p>
<p>Ettiği şükrün de Kahtalı Mıçı’nın kahrı kadar bile.</p>
<p>Kıymet-i harbiyesi yok.</p>
<p>Yaşasın Nasreddin Hoca.!</p>
<p>..</p>
<p>Hoca Ahmed Yesevi..Hacı Bektaşi Veli..Mevlana..Yunus Emre..Hace Bayram Veli..</p>
<p>Sarı Saltuk..Abdal Musa..Bedreddin..Pir Sultan Abdal..Somuncu Baba..Köroğlu.</p>
<p>Dadaloğlu ..Karacaoğlan..Ahi Evran..Molla Gorani..Niyazi Mısri..Mele Ceziri..</p>
<p>Onlar da Yaşasınlar..Ruhları şad olsun.!</p>
<p>Cumhuriyet’in Misak-ı Millici ve İttihadçı İslamcıları Osmanlı Hanedanı düşmanlığı adına.</p>
<p>Bu Alemşümul insanları..Bu İnsanlık dostlarını.</p>
<p>Ulusallaştırarak..Millileştirerek..Devletleştirerek..</p>
<p>Anadolu İnsanı’na yabancılaştırdılar.</p>
<p>Güya Devrimci Ümmetçiler ve Güya Sahih İslamcı Selefiler de.</p>
<p>Bu yabancılaştırma üzerinden okumayı ve okutmayı siyasetlerine münasib gördüler.</p>
<p>Aynı kurnazlığı internasyonalci Marksist solcular da yaptı.</p>
<p>Müslümanlıklarından yalıtarak okudular ve okuttular.</p>
<p>Kabul etmek istemediler bu insanların Allah’ın Kamil İnsan; Salih İnsan Muradı’nın.</p>
<p>Mümessilleri olduklarını.</p>
<p>..</p>
<p>Şimdiler de.</p>
<p>Şiiler de bu insanları gönülden sevenleri.</p>
<p>Sevdiklerinden soğutmak adına ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.</p>
<p>Bilenler biliyor.Uzatmaya gerek yok.</p>
<p>..</p>
<p>Şii Rahibler de Sünni Rahibler de.</p>
<p>Ta başından beri biliyorlardı.</p>
<p>Bu İnsanlar hiç kimseyi Pay-ı Taht’a taşımazlar..Hiç kimseyi halkın başına musallat etmezler.</p>
<p>Ve çok iyi biliyorlardı yine.</p>
<p>Ne şah’a ne padişah’a eyvallah edecek;boyun bükecek dalkavulardan olmadıklarını.</p>
<p>Bu insan güzeli Muhammed Musahibleri’nin./..Alemlere Rahmet Muhammed Varisleri’nin.</p>
<p>..</p>
<p>-Gavurcuklarıma kıymayın.! Gavurcuklarıma kıymayın.! Diye feryad eden.</p>
<p>Hakiki İnsan; Essah Müslüman adamlardı bu adamlar.</p>
<p>Ne kadar kafir kesersen o kadar Müslüman o kadar Türk  olursun diye basbas bağıran.</p>
<p>Kasaboğlanlarından değillerdi bu adamlar.!</p>
<p>..</p>
<p>Türkler Müslüman’dan sayıldıysa bu adamlar sayesinde sayıldı.</p>
<p>Anadolu ve Balkanlar’ın kalbini sancak-ı şerif cengaverleri fethetmedi.</p>
<p>Liva-il Hamd Dil-averler’i fethetti.</p>
<p>..</p>
<p>Viyana’dan yüzün geri sükut-u hayal süklüm püklüm elde var iki kerre perişanlık.</p>
<p>Vuku bulduğunda.</p>
<p>Bu adamların nesebleri kurutulmuştu.</p>
<p>Köklerine kıran girdirilmişti.</p>
<p>Ali seven gülbeng söyleyen devlet-i aliyye asakiri.</p>
<p>Ali kıran başkesen devlet-i zevaliyye leşkerine inqılab ettiği içindir ki ..</p>
<p>Çöküverdi binbir emek gülbabalar eseri Medeniyyet-i Dervişan-ı İklim-i Rum.</p>
<p>Sevgili sancak-ı ebu s suud’çu savaşçıl yavrum.!</p>
<p>..</p>
<p>Mısır Seferi dönüşü sadece kutsal emanetler getirilmedi.</p>
<p>Şimdiki Vehhabi Suud Zihniyetleri de emaneten ithal edildi.</p>
<p>Safevi Şahları da geri kalmadı yani.</p>
<p>Onlar da Ahbari Şii Rahibleri ithal ettiler.</p>
<p>İkiz Kulelerin biri İran’a, Turan’a dikildi.</p>
<p>Diğeri de Anadolu’ya,Balkanlara.</p>
<p>Akan kanlara şehid kanı diyebilirseniz deyin artık.</p>
<p>Din adına ne kaldıysa geriye.</p>
<p>..</p>
<p>Şimdi sıkı durun. Diyeceğimi diyeceğim.</p>
<p>Eğer “Bu Ülke” de.</p>
<p>Kemalist Cumhuriyetçi Devlet’in ve ona hizmet eden sair savaşçıl odakların.</p>
<p>Bütün gayretlerine rağmen.</p>
<p>Mezheb didişmeleri;Alevi- Sünni tartışmaları; yer yer kapışmaları.</p>
<p>Türk- Kürt itişmeleri; kakışmaları.</p>
<p>Kitlesel bir histeriye; Ülkesel bir çılgınlığa evrilmediy se; dönüşmediy se.</p>
<p>Yurdum İnsanı’nın o güzel tabiriyle: O “Gönül Sultanları”nın bir vakitler üfledikleri.</p>
<p>Ruh sayesindedir.Nefes sayesindedir.</p>
<p>Asla ve asla hertürden partizan İslamcı ideologların üfürükten teyyareleri sayesinde değil.</p>
<p>..</p>
<p>Bugün hala adına İslam coğrafyası denen coğrafyada.</p>
<p>Müslümanlar birbirlerinin kanına susamışçasına kan dökme ısrarlarından vazgeçmiyorlar sa.</p>
<p>Bilinsin.</p>
<p>Bir Yunus Emre’leri..Bir Mevlana’ları..Bir Hacı Bektaşları..</p>
<p>Ve dahası.</p>
<p>Bir Nasreddin Hoca’ları olmadığı içindir.</p>
<p>Ortak İnsanlıkVicdanı’nın biteviye katledildiği bir coğrafyada.</p>
<p>Şeriat Partisi Hükümranları da kurtaramaz bu dinin essahiyetini kardeşler.</p>
<p>Bu Nedenle derim ben.</p>
<p>Arının zahiri kirlerden..</p>
<p>Sarılın Batnınızdaki Kadim İrfan’ın Musaddak Sadrı’na.</p>
<p>Muhammed Itrı’na..</p>
<p>Wesselam.!
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fanarsia-notlari-35%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/anarsia-notlari-35/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HENÜZ VAKİT VARKEN GÜLÜM</title>
		<link>http://www.sivildusunce.com/2012/02/henuz-vakit-varken-gulum/</link>
		<comments>http://www.sivildusunce.com/2012/02/henuz-vakit-varken-gulum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 13:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Misafir Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[MİSAFİR YAZAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sivildusunce.com/?p=8198</guid>
		<description><![CDATA[İkinci dünya savaşında Yahudileri, Naziler toplamadı.Bütün Avrupa’da, işgal edilen ülkelerin güvenlik güçleri topladılar ve (sözüm ona) sorguladılar; vagonlara bindirip kendilerinin bile bilmediği bir meçhule yolladılar.O meçhule geldiklerinde de Naziler değil, Yahudilerin bir bölümü kendi elleriyle kendi soydaşlarını fırınlara, gaz odalarına doldurdu, ölenlerden geri kalan terekeleri kıymetine,kullanım alanına ve cinsiyetine göre gene Yahudiler ayırdı. Öldürülenlerin altın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/Misafir-Yazar.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6470" title="Misafir-Yazar" src="http://www.sivildusunce.com/wp-content/uploads/2011/10/Misafir-Yazar-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><br />
İkinci dünya savaşında Yahudileri, Naziler toplamadı.Bütün Avrupa’da, işgal edilen ülkelerin güvenlik güçleri topladılar ve (sözüm ona) sorguladılar; vagonlara bindirip kendilerinin bile bilmediği bir meçhule yolladılar.O meçhule geldiklerinde de Naziler değil, Yahudilerin bir bölümü kendi elleriyle kendi soydaşlarını fırınlara, gaz odalarına doldurdu, ölenlerden geri kalan terekeleri kıymetine,kullanım alanına ve cinsiyetine göre gene Yahudiler ayırdı. Öldürülenlerin altın dişlerini Yahudiler kendileri erittiler! Yahudi oğul babasını, ana evladını (görünen) ölüme yollamak zorunda bırakıldı.</p>
<p>Nürnberg Duruşmalarında; toplama kampları komutanları da dahil tüm faşist yöneticiler, hiçbir Yahudiyi (şahsen) öldürmediklerini hatta daha üst düzeyde herkes sadece nereden geldiğini bilmedikleri emirlere uyduklarını söylediler.</p>
<p>Bütün soykırımların,katliamların sorumluları elle tutamadığımız, gözle göremediğimiz “izm”ler oldu! Fakat halkların yüreğinde yüzyıllarca sarılamayacak yaralar açıldı, bedel ödemek zorunda kaldılar,utanç yaşadılar.<br />
Faşizmin gelirken ayak seslerini duyar, gidince kanlı izlerini görürüz.O halde ayak seslerini duyar duymaz kanlı izlerini görmemenin önlemlerini almak zorundayız.</p>
<p>Faşizm, gelirken kuzu postunda gelir.<br />
Faşizm, gelirken çok konuşur.<br />
Faşizm ,gelirken işlediği her günahın ya kitaba uygun olduğunu , ya da halk adına yaptığını söyler.<br />
Faşizm, yalancıdır, bir o kadar da riyakar.<br />
Faşizm, işe başladığı günden başlayarak toplama kampı sürecinde bile böler.<br />
Faşizm, güçlü propaganda yapar,halkın her değerini kullanır.<br />
Faşizm, çok sesi sevmez; farklılıkları vatan haini,kutsal olanı düşman gibi ağır suçlarla itham eder.<br />
Faşizm, toplumu gündem manyağı yapar (Reichstag’ı yakar, muhalefetin üstüne atar, bir taşla iki kuş).<br />
Faşizmin dostu yoktur,ilk önce komşularının ocağına karasu bağlar.<br />
Faşizm devleti kutsallaştırır ve kendine karşı olanı devlete karşı ilan eder.</p>
<p>Bütün bunlar faşizmin ayak sesleridir, bu kadar gürültü patırtı yaparak gelmesine rağmen; ”dur bakalım ne olacak”, “nasıl olsa benim kapımda değil”, ”belki de doğrudur” diyerek, faşizmin ayaklarına kaldırım taşları döşeriz. En kanlı diktatörler kendi suçlarına halkı ortak edecek kadar inandırıcı olanlardır. Özel (uzman danışmanlık) yöntemlerle bir hafta içinde söylediği yalanı bir hafta sonra başarı gibi gösterebilen diktatör hızla hedefine ilerliyor demektir.<br />
Faşizm, kapitalizmin emperyalist karaktere dönüştüğü çağdaki en gerici diktatörlüğüdür. Bu diktatörlükler öyle manipülatördür ki halkın en yoksul kesimini yanlarına alarak iktidar olurlar.<br />
VE İNTİHAR ETMEDEN ÖNCE 10 VE 15 YAŞINDA BİNLERCE ÇOCUĞU ELİNE SİLAH VERİP ÖLÜME YOLLAYABİLİRLER.</p>
<p>Bizim ülkemizde elbette böyle ayak sesleri yok ama her ihtimale karşı yazıyorum! Kapitalist sistem yaşadığımız yüzyılda ırkçı söylemlerden vazgeçmiş ve hatta her mahalleye bir şube açarak bizi denetimine almış olabilir.Faşizan uygulamalar için ari ırk söylemi yerine onu da gölgede bırakacak yeni söylemler bulabilir.<br />
HENÜZ VAKİT VARKEN GÜLÜM<br />
BAHARIMIZ KIŞ OLMADAN<br />
Aklımızı kiraya verip sokakta yaşamanın anlamı yok.<br />
Evet dediğimiz kadar hayır demeyi, hayır dediğimiz kadar belki demeyi; “haklısınız ama bir de ben düşüneyim, dün söylediğiniz bugünkünü tutmuyor” diyebilme cesaretini gösterme zamanıdır.<br />
Ayak sesleri duyuyor ses etmiyorsanız, “Alman ulusu olarak dünya insanlığından özür dileriz” gibi veciz bir sözün ezikliğini yüreğinizde taşımak zorunda kalırsınız.<br />
Bu mavi gezegene; ne kahraman milletler ne iyi Hıristiyanlar, ne Müslüman dindarlar, ne de inançlı Yahudiler değil; vicdan sahibi insanlardan olusan bir insanlık, yaşanılası bir doğa,EŞİTLİK,KARDEŞLİK VE ÖZGÜRLÜK lazım.</p>
<p>Aziz Gör
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sivildusunce.com%2F2012%2F02%2Fhenuz-vakit-varken-gulum%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=recommend&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sivildusunce.com/2012/02/henuz-vakit-varken-gulum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

