Deprecated: Function mysql_numrows() is deprecated in /home/sivildus/public_html/head_contente.php on line 51
Anasayfa  >   Yazar
ŞALVAR DAVASI
1944 yılında huzuruna çıkarılan siyasi bir tutukluya bunları söyleyen “CHP'nin Ankara İl Başkanı, CHP'nin Ankara Valisi ve CHP'nin Ankara Belediye Başkanı” olan Nevzat Tandoğan'dır.
30 Mart 2017 - 10:36:09
 

“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız... Komünizm gerekirse, onu da biz getiririz... Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek... İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek!”

1944 yılında huzuruna çıkarılan siyasi bir tutukluya bunları söyleyen “CHP'nin Ankara İl Başkanı, CHP'nin Ankara Valisi ve CHP'nin Ankara Belediye Başkanı” olan Nevzat Tandoğan'dır.

1929'da göreve başlayan Tandoğan'ın 17 yıllık yöneticiliği sırasında, “medeniyet” getiriyoruz diye şalvarlı köylü ve tulumlu işçilerin özellikle Atatürk Meydanı'na girmeleri yasaklanmıştı.

Tabii bu yasak, Kurtuluş Savaşı yıllarında yoktu, olamazdı da. Atatürk'ün “Köylü, milletin efendisidir!” sözü nerede kime, ne zaman söylediyse Tandoğan duymamış olmalı ki, o efendiye köle muamelesi yapılmış. Dışlanan, horlanan ve hatta utanılan köylü!

O dönem Atatürk ile görüşmek için Ankara'ya giden (ki Atatürk'ün davet ettiği de söylenir) Âşık Veysel, şalvarı yüzünden Çankaya'ya sokulmaz. Gözleri görmeyen Veysel, 45 gün bekler ve görüşme olmadan köyüne döner.

CHP, her şeyi önce mahveden ama sonra da yapan kendisi değilmiş gibi davranmayı çok iyi beceren bir zekâya sahiptir. Bunu da insanların gözlerine baka baka yapar üstelik.

Bir Veyselci olurlar ki, yarışamazsın. Astıklarının mezarını ziyaret eder, ülkeden kovduklarına hayranlık besleyerek, kafa karışıklığını çok güzel başarırlar.

Kitlesi, ne Sabahattin Ali'nin gerçek katilini bilir, ne de Nazım Nikmet'in canını kurtarmak için CHP'nin ceberrut zihniyetinden kaçarak Rusya'ya sığındığını...

Meydanda çıkar, “size gerçekleri anlatıyorum” derken, ona inanırlar ve asla müritleri sorgulamaz. Evet, hikmetinden sual olunmaz bir partidir CHP. Bunu da eğitimle kendi halkından, köylüsünden nefret eden kuşaklar yaratmayı başarmış.

Değişen dünya ve kitle iletişim araçları sayesinde bu etkisi gittikçe azalınca, bugün elinde kalan yüzde 20-25 civarında bir oy vereni vardır. Ancak, zihniyeti hâla da değişmiş sayılmaz. AK Parti'nin ezici gücü sayesinde, istemeye istemeye değişmek zorunda kaldı. Bu CHP zihniyetinin daha birkaç yıl öncesine kadar baş örtüsü için Anayasa Mahkemesi'ne gittiklerini de unutmayalım. Aslında bundan daha vahimi, kafamızın içine, bilinçaltımıza köylü ve onun kıyafetlerinin, “anti modern, kaba, zevksiz ve çirkin” olduğu yerleştirildi.

Mesela; neden pantolon daha “modern” de şalvar değil diye düşünüldüğünde bunun tamamen algısal olduğu ortaya çıkar. Batı medeniyetinin rolü elbette çok büyük ama nedense teknolojinin beyni Japonya'nın üzerinde etkisi hiç olmamış. Sanmıyorum ki, bir Japon “ığğğ iğrenç kimonasıyla gelmiş…” diye bir cümle kursun.

Geçenlerde ekranda FerzanÖzpetek, yeni filmini tanıtıyordu kasım kasım kasılarak. O kadar dinledim ama filminin verdiği mesajı anlayamadım. Bir eleştirmen demiş ki, “bu ertesi gün filmi” yani ‘jeton' anca düşüyorsa! Tabii ne kadar geç anlaşılırsa o film, o kadar entelektüel ve sanat değeri yüksek olur! Olabilir zira; “sanat, sanat içindir” tezcilerini de yabana atmamak lazım!

Belki, güzel bir filmdir, izleyeni bol olsun ama beni başka bir programda asıl etkileyen şalvarlı bir köylü kadının ekrandan insana geçen sıcaklığı ve samimiyetiydi. Sunucu hanım dedi ki, “her yere bu kıyafetinizle gittiğinizi gördük.” Son derece içten bir ifadeyle: “ Evet kızım bu benim kıyafetim, ben köylüyüm ve böyle giyiniyorum.”

Yurt dışına da, çeşitli davetlere de böyle gidiyordu Ümmiye Koçak. Adana'nın bir köyünde 1957'de doğan Koçak, yoksul ve 10 çocuklu bir ailenin kızıdır. Sadece ilkokulu bitirir. İlk okuduğu kitap, Maksim Gorki'nin Ana'sıdır. Evlendikten sonra Mersin'in Arslanköy'üne yerleşen Koçak, tarlada, bağ bahçede çalışırken hem çocuklarına bakar, hem de okumaya devam eder. Okur ama gerçekten okur; sorunları okur, insan hikayelerini okur ve okuduğu ile hayat arasında bağ kurar, çözümlemeler yapar. “Neden köy kadının yaşadığı sıkıntıları anlatmıyorum” der ve köylü kadınlardan oluşan bir amatör tiyatro kurar.  İlk öyle tanımıştık Ümmiye Koçak'ı. Ekranlarda şalvarlarıyla tiyatro yapana kadınlar haber olmuştu. Oyunları o kadar ilgi görüyordu ki, çeşitli yerlerden davet alırlar. Bu oyunları yazan, yöneten ve aynı zamanda oynayan da kendisidir.

Ekranda onu izlerken, pırıl pırıl gözleriyle yaptığı işi coşkuyla anlatmasından etkilenmemek mümkün değil. Oyunları sayesinde, köy kadının yaşadığı bazı sorunlara ışık tuttuklarını, kötü kahramanlardaki davranışlarda kendisiyle benzerlik kuranların, değişimlerine tanık olduklarını ve hem kendi gelişimleri için hem de toplum için faydalı bir iş yaptıkları için çok mutlu olduklarını anlatıyor. Bugüne kadar 15 tiyatro eseri yazan Koçak, tarlalarda çalışıp, para biriktirerek kadına şiddet konulu “Yün Bebek” adlı filmle, New York Avrasya Film Festivali'nde "Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı" ödülünü kazandı.

Ödülünü almaya da şalvarı, örgü yeleği ve örtüsüyle gitti.


guldalicoskun@hotmail.com

YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Can Ceylan:Mesele Masa Değil Anlamadın mı?
Senelerdir söyleniyor. Söyleyenlerin dillerinde tüy bitiyor. Ama nâfile. Bu memleket şöyle lâyıkıyla muhalefet yapan kesimlerden hep mahrum.
Aysel Karakuzu: Anayasa'ya Aykırı AYM Kararı
Bireysel başvuru hakkı, bir temel hak ve özgürlüğün “kamu gücü aracılığıyla” ihlal edilmesi neticesinde ortaya çıkan somut hak ihlali halinde söz konusudur.
Oğuz Ağca: Bir Şiir Yazalım Sevgiliye
Nihat Genç'ten okuduğum ilginç bir şey vardı. Bir yazısında, ''Biz Türk filmlerindeki tecavüz sahnelerini izleyerek mastürbasyon yapmış bir halkın çocuklarıyız, kimse bizden saf ve temiz duygular beklemesin.'' diye yazmıştı.
Türkiye muhalefetinin kronik hastalığı: Siyasi Diskalkuli
Diskalkuli kavramını birçoğunuz duymamıştır sanırım. Normaldir fakat bu nosyonu artık gündeme almanın zamanı geldi diye düşünüyorum.
Atilla Yayla: Göktaşı ve vergi
Bingöl’ün Sarıçiçek köyü geçtiğimiz günlerde ilginç bir haberle ülkenin gündemine girdi. Köye düşen bir göktaşının parçalarına NASA başta olmak üzere uzay araştırmaları yapan yerli ve yabancı kuruluşlar talip olunca, köylüler taş parçaları arama yarışına çıktı. Gram fiyatı 60 dolara kadar tırmanan taşlar birçok köylünün hatırı sayılır miktarda para kazanmasını sağladı.
Cem Sancar: Aşk bir egzersiz işidir
Sabah Gazetesi yazarı Cem Sancar, bugünki yazısında okurlarının duygu dünyasına yeni bir pencere açtı.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI