‘’Devlet içinde devlet olmaz, yargı içinde yargı olmaz’’
Sivil Düşünce Haber Merkezi Genel Yayın Koordinatörümüz Semra Polat, Sayın Eski MHP Ankara Milletvekili Prof.Dr. Özcan Yeniçeri ile Türkiye ve dünya gündemine dair önemli bir röportaj gerçekleştirdi. Sayın Yeniçeri, misafirperverliği ve sorularımıza verdiği samimi cevaplarıyla hangi siyasi görüşten olursa olsun Türkiye'de siyaset adamının nasıl olması gerektiğini gösterdi. Bu anlamda Sivil Düşünce Haber Portalı olarak Sayın Yeniçeri'ye çok teşekkür ederiz.
10 Mart 2016 - 00:30:13
SİVİL DÜŞÜNCE HABER MERKEZİ / ÖZEL HABER
Semra POLAT


Eski MHP Ankara Milletvekili Prof.Dr. Özcan Yeniçeri'ye Türkiye ve dünyadaki siyasi gelişmeler hakkında yönelttiğim tüm sorulara tüm samimiyetiyle hem teorik hem de pratik cevaplar verdi. İktidar partisi kimlerden oluşuyor olursa olsun, aslolanın devlet anlayışı ve menfaatlerinin olduğunun altını çizerek belirtti. MHP'nin mevcut sıkıntılı durumu, genel başkanlık tartışmaları hakkında sorduğum soruları nazik bir üslupla cevaplandırmak istemediğini belirtti. Ben de saygı duyarak MHP konusunda soru sormadım.

Sayın Eski MHP Ankara Milletvekili Prof.Dr. Özcan Yeniçeri ile gerçekleştirdiğim röportaj:

Türkiye’de son bir yıl içerisinde 5 terör saldırısı oldu. Son olarak Ankara’daki saldırıda 38 vatandaşımız hayatını kaybetti. Saldırıların bu denli artmasının nedeni size göre nedir?

Öncelikle, bu olayı sadece Ankara’da yapılan saldırıya ya da Ankara’da daha önce Gar’da yapılan ve 100’ü aşkın vatandaşımızın ölmesiyle neticelenen saldırıyla açıklamak yanlış olur. Bu bir ormanın içinde ağaca bakmak olur ki, yanlış.
Türkiye’ye yönelik terör bir bütündür. Amacı da Türkiye’de istikrarsızlık yaratarak Küresel güçlerin Ordadoğu’yu dizayn ederken Türkiye’yi içine kapatmaktır.
Diğer yandan Türkiye’ye yönelik terör örgütleri arasında ciddi bir organizasyon, koordinasyon ve iş birliği olduğu gözleniyor. Türkiye şu anda diz çökertilmeye çalışılan bir ülkedir. Türkiye’nin Suriye’den elini çekmesi isteniyor.. Güneydoğu’da ciddi çatışmalar sürüyor. Bu çatışmalarda devletin, güvenlik güçlerinin giremediği sokaklar var. PKK’nın uzantısı olan PYD’nin bölgedeki Rusya ve ABD desteğinde sınırına kadar gelmiş olması, oradaki etnik temizlik hareketine yönelmesi üzerine bölgede ciddi top atışları yapıyor. Bunların bir yansıması olarak bölgede terör olaylarının gerçekleşmesi beklenen bir şeydir. Bunu çok açık bir şekilde ifade etmek lazım ki, terör olayı doğrudan doğruya iki hedefe yöneliktir:
  1. Halka yılgınlık, bezginlik ve yenilmişlik duygusu yaşatmak.
  2. Devlete diz çöktürmek ve geri adım atmasını sağlamak
Terör örgütlerinin sınırdan içeri sızması, mühimmat elde etmesi, bununla ilgili elemanlarını organize etmesi, yönlendirmesi ve belli hedeflere saldırması sırasında devlet ve istihbarat zafiyeti mi, var. bir eylem yapılmışsa gözden kaçan bir şey de olmuş demektir. Bu bakımdan devletin, güvenlik güçlerinin çok önemli operasyonlara imza attıklarını biliyoruz. Birçok canlı bombayı ve mühimmatı yakaladıklarını biliyorum. Ama global olarak baktığımızda, bazılarının gözden kaçmasına da engel olamadıkları ortaya çıkıyor. Ya yetersizlik var, birilerinin göz yumması var ya da birilerinin gözden kaçırdığı bir şey var.

Paralel Yapı ve FETÖ’nün bu saldırılara destek verdiklerini düşünüyor musunuz?
FETÖ ve Paralel Yapı denilen şey aslında ciddi bir algı sapması olduğunu sanıyorum. Bunların bunu yapma becerisi ve kabiliyetine sahip olduklarına inanmıyorum. Bu yapının aşırı abartıldığını ve asıl hedefi görmeyi alıkoyduğunu ve belki de bu yüzden bazı şeylerin gözden kaçırıldığını düşünüyorum.  Şimdi soyut şeyler söyleniyor, tamamen soyut. FETÖ Ya da Paralel Yapı dedikleri yapıyla ilgili son derece soyut şeyler.
Elle tutulur, gözle görülür şeyler yok. Gerçek şu çözüm sürecinde güvenlik güçlerinin eli tutuldu, asker garnizona hapsedildi, polis emniyete hapsedildi, vali vilayete hapsedildi. PKK’nın vergi kesen, haraç toplayan, yol kapatan, vatandaşı yargılayan unsurları devletin gözü önünde bunları serbestçe yaptılar. Çözüm süreci zarar görmesin diye bunlara kimse dokunmadı. Gerek Arınç, gerekse Cumhurbaşkanı Erdoğan yapmış oldukları konuşmada bunlara göz yumduklarını, çözüm sürecinin bozulmaması için bunları sineye çektiklerini söylediler. Gerçek budur. Ve Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde çözüm süreci ve arkasında konulan iradenin ciddi sorumluluğu var. Tarih unutkan değildir. Yapılan her şeyin her yerde kaydı var.

‘’Hükümetin çözüm sürecini kıblesi belli olmayan akil adamlar heyetiyle gerçekleştirmeye kalkışmıştır”
Hükümetin çözüm sürecini kıblesi ve istikameti belli olmayan adına akil adam denilen zevatla gerçekleştirmeye çalışmıştır. Akil adamlar heyeti Türk Milletine karşı manipülasyon yapan, propaganda yapan unsurlar haline geldi. Akil adam gidip terör örgütünü silah bıraktırmak ikna etmeye çalışmamıştır. Aksine Ege’ye ittiler, zeytinlerini toplayan vatandaşla görüştüler. Niğde’ye gittiler, okulda ders çalışan çocuklarla konuştular.
Çözüm süreci, yıkım programıydı. Yanlış yapıyorsunuz, ‘bunun maliyeti çok yüksek olur’ dediğimizde ‘’siz kandan besleniyorsunuz, terörün bitmesini istemiyorsunuz’’ şeklinde utanmadan bize saldırıyorlardı. Gelinen yer ortadadır.

(Yeniçeri, milletvekili olduğu dönemde mecliste yaptığı bir konuşmanın videosunu izletiyor. Videodaki konuşmasında, bölgede PKK’nın mühimmat stoku yaptığına dair bilgisi olduğunu açıklıyor)
İzlettiğiniz videoda, PKK’nın bölgede mühimmat depoladığını açıklıyordunuz. O dönemde siz MHP’de milletvekili idiniz. O dönemde bu iddianıza dair bir rapor ve tutanak tuttunuz mu?

Ben daha doğrusu terör örgütünün orada yaptığı çalışmalarla ilgili bana ulaşan bilgileri TBMM’de paylaştım. Komisyonlarda İç İşleri Bakanı Efkan Ala’ya söyledim. Hükümet, yetkilileri çözüm sürecinde ölen kimse olmadı deyip konuyu geçiştirmiştir. Kaldı ki süreçte kimse ölmedi sözleri de doğru değildir. Çözüm sürecinde ölen çok kişi oldu. PKK, devletin yanında olan, devleti savunan korucuları öldürdü. Maalesef iktidar, korucuları ölüden saymamıştır.
 Bölgede insanlar devletten değil örgütten korkuyor. İş o hale geldi ki insanlar süreç içinde ‘bana bir şey olmasın da ne olursa olsun’ noktasına gelmiştir. Çözüm süreci hükümetin zafiyetidir, yanlış anlaşılmış, kötü kurgulanmıştır. Terör örgütünü Türkiye aleyhine büyütmüştür.

‘’Türkiye, çevre ülkelerle ne kadar çok itilafa düşerse o kadar çok terör olayı gerçekleşir.’’
Türkiye, çevre ülkeleriyle ne kadar çok itilafa düşerse terör olayları o kadar artmaktadır. Kabaca İran’la ilişkileriniz bozulduğunda terör yüzde 10, Suriye ile ilişkimiz bozulduğunda yüzde 20, Rusya ile bozulduğunda yüzde 30, ABD ile bozulduğunda yüzde 50 artmaktadır.
 Sadece adını saydığımız ülkeler değil, aynı zamanda istihbarat örgütlerinin de Türkiye’deki teröre ciddi katkıları vardır. Devletlerin, CİA, MOSSAD, KGB, DAEŞ, El Muhaberat’ın Türkiye içerisinde provoke edecek yasal ve gayri yasal yollardan sızmış onlarca STK, sızdırılmış adamları mevcut. Şimdi siz 2.5-3 milyon insanı Türkiye’ye alırsanız, bunların içinde kimlerin, nelerin olduğunu kontrol edemezsiniz. Bu bakımdan Türkiye çözüm sürecinde korumasız hale getirilmiştir. Umarız Ankara gözlerini açar. Ama hemen yarın ülkenin bir başka yanında bir terör olayı daha olursa hiç şaşırmamak lazım. Çünkü potansiyel var.

Türkiye’nin dış politikası doğru bir düzlemde değil mi?

Dış politikalar, gerçekler ve gereklilik üzerine oturtulması lazım. Türkiye’de politika belirleyici tek bir kişi var: O da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Başından beri bu böyleydi. O aklından geçeni söylüyor, herkeste ona uygun bir biçimde açıklama yapmak zorunda kalıyor. Halbuki politika, kişilerin beyninden ya da masadan çıkmaz, alandan çıkar. Bir zamanlar Ermenistan ile ilişkiler kuruyoruz, yüz yıllık sorun tarih olacak ve kapıları açacağız, barış kuracağız…dediler. Bu, teorik olarak belki doğru bir tasarımdır.  Ama gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü Ermenistan anayasası Türkiye’nin topraklarının bir kısmını kendi topraklarında gösteriyor. Ermenistan’ın parasının üstünde apaçık Ağrı Dağı’nın resmi var. Nitekim Abdullah Gül, Erivan’a gitti, Ermenistan cumhurbaşkanı Türkiye’ye geldi. Azerbaycan bayrağını  Bursa’daki maçta çöp kutusuna attılar. Sonuç ne oldu? Ermenistan ile ilişkilerimiz on kat daha kötü.
Kıbrıs meselesinde dendi ki, ‘’çözümsüzlük çözüm değildir’’, ‘’Denktaş çözümsüz bir adam olduğu için çözülmüyor.’’ KKTC’nin başına adını dahi söylemek istemediğim bir adamı getirdiler. Annan Planına evet dediler ve bir adım önde olmak uğruna kapıları bacaları açtılar. Geldiğimiz yer ortada. Şu anda ilerleme olduğu söyleniyor ama tamamen Türkiye’nin aleyhine. Bugün Irak bile Türkiye’ye kafa tutuyor. Başika’ya göndermişsiniz 150-200 kişilik birlik, orada peşmergeleri eğiterek Musul’u IŞİD’den korumaya çalışıyor. Adam Rusya’nın baskısıyla Türkiye’ye meydan okuyor. Suriye olayı başlı başına vahamet.  Emevi Camisinde namaz kılacaktık. Yüz bin kişi mülteci gelirse bu bizim için kırmızı çizgiydi. Bunların hiçbirinin alandaki gerçeklikle ilgisi olmadığı ortaya çıktı.

‘’ABD için dost ve düşman yoktur, çıkar vardır’’
Davutoğlu ortaya çıktı, Ortadoğu’da Türkiye’nin izni olmadan yaprak bile kıpırdamaz, dedi. Şimdi Türkiye, Ortadoğu’da yaprak kıpırdatamaz hale geldi. Ortadoğu’da herkesle ayın anda düşman olmayı başardık. Şu anda bize İran, Hizbullah, ABD düşman. ABD’ye İncirlik Üssünü açtık. İncirlik üssünden ABD doğrudan PYD-YPG’ye yardım yapıyor. Bunlarda oradan aldıkları silahlarla eylem yapıyor ve Mehmetçik ölüyor. Türkiye ABD ile Eğit-donat projesi yaptı. Bu proje de iflas etti.. ÖSO’yu ABD ile koordine ettiler. ÖSO iflas etti mi etti. ABD yan çizdi mi, çizdi. Salih Müslim’i ülkeye davet etti mi bu hükümet, etti. Salih Müslim’i terörist ilan etti mi, etti. Bu kadar tutarsız, yanlış yapan bir hükümeti dünya üzerinde bulmak çok zordur. ABD hem terör örgütünün yanındadır, hem de karşısındadır. ABD için dost ve düşman yoktur, çıkar vardır.

ABD sözcüsü ‘’iyi insanlara verdiğimiz silahlar, kötü insanların eline düşmüş olabilir’’ açıklamasını yaptı.

Evet, ABD akıl devleti. Türkiye AKP döneminde bir retorik devletine dönüştü. Cumhurbaşkanı sürekli olaylarla ilgili konuşuyor. Hiç kimse ciddiye almıyor. Nedret Kanunu vardır. Bir şey ne kadar az olursa o kadar kıymetli olur. Az da olmasın ama yerinde konuş kardeşim. Her şeyi sen mi açıklayacaksın? Bu ülkede senden başka insan yok mu?

Referandumdan sonra ‘’yarı başkanlık’’a geçildiği söyleniyor?

Türkiye 1 Kasım seçimlerinden sonra yarı başkanlık değil, kaotik bir sisteme geçti. Evet, şimdi kimsenin ne yaptığını bilmediği bir sistem var orta yerde. Yasayı kimse dinlemiyor. Cumhurbaşkanı Anayasayı çiğniyor. Yeminini çiğniyor. Tarafsızlığını terk ediyor. Fakat sorumsuz biri olduğu için kendisi hakkında bir işlem yapılamıyor. Anayasa demiş ki, sen bana göre seçiliyorsun, bende yazılı hükümlere uyacaksın. Uymuş, gitmiş, yemin etmiş. Tarafsız olacağına dair yemin etmiş. Tarafsız olmadı. Anayasa Cumhurbaşkanına siyaset üstü olacaksınız diyor, O siyaset içi olmuş.  Siz yasayı dinlemezseniz, yasa siz olursunuz.

Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi tartışmaları son günlerin en çok tartışılan konuları arasında. Size göre, darbe anayasası değiştirilerek Başkanlık sistemi getirilmeli mi?

Başkanlık sistemi Türkiye’nin ihtiyacı değildir. Erdoğan’ın ihtiyacıdır. Sayın Cumhurbaşkanı o veya bu şekilde Türkiye’ye 10-15 yıl daha hükmetmek için ‘’anayasayı değiştiriyoruz, darbeci anayasayı değiştiriyoruz’’ diyor. Bu Türkiye’de tutmaz. Bizim mecliste olduğumuz 2011 yılında anayasa uzlaşma komisyonu kurulmuştu. Bu komisyon doğrudan doğruya çalıştı, 59 madde değişti, 40 madde de kabul edilebilecek maddelerdi. Araştırma toplantıları düzenlendi. Vatandaşa gidildi, onlardan bilgiler alındı. STK’lardan bilgiler alındı. Oda kadar yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili bir evrak bilgi ortaya çıktı. Şimdi bunu yeniden başlatan bir anayasa uzlaşma komisyonu kurdular. 2011’e bakıyorum, AKP’nin 320 civarında milletvekili vardı, bugün 316 milletvekili var, hiçbirşey değişmemiş. MHP ve HDP arasında bir yer değiştirme olmuş. CHP de neredeyse aynı. Muhalefet ile iktidar arasında sayısal olarak bir değişiklik yok. Muhalefet partileri diyor ki, biz başkanlığı istemiyoruz. Parlamenter sistemin arızalarını giderelim, daha işlevsel bir hale getirelim. AKP diyor ki, ben anayasamı hazırlarım meclise getiririm, 330’u da bulurum, referanduma giderim. Şimdi bu Türkiye’nin kaynaklarını israf etmek anlamına geliyor. Göreceksiniz, gelecek ve geçmeyecek. AKP içinde çok yakından biliyorum, başkanlığı istemeyenler muhalefetten daha fazla.

’Yeni anayasa yapmak diye anayasada yok, nasıl yapıyorsun?’’
Yeni anayasa yapmak diye anayasada bir hüküm yok. Anayasa yeni anayasaya değil anayasanın değiştirilmesine izin veriyor. Bu durumda ve şartlarda yeni anayasa yapmaya kalkışmak, olmayacak duaya amin demek olur.
,
Diyelim ki AK Parti yeni anayasayı getirdi ve geçti de. O zaman ne olacak?

Onlar anayasa falan dinlemiyorum diyorlar. Mesele kanun değil, mesele insan yetiştirme meselesidir.

AK Parti, MHP’nin içinden 14 milletvekili alabileceğini düşünüyor

Alamazlar. Bir tane vardı o da gitti. MHP’nin içinde başkanlık sistemine evet diyebilecek bir kişi çıkmaz. Bu tamamen spekülasyon.

Ama merhum Türkeş de başkanlık sisteminin getirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Başbuğ’un  döneminin şartları farklıydı. O zaman henüz PKK adlı bölücü bir örgüt kırkbin insan öldürmemişti. O’nun zamanında federasyon ve özerklik tartışmaları yoktu. O’nun zamanında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adı altında PKK’ya özerklik verilmesi yoktu. Başbuğun söylediği başkanlık sistemi o şartlar içinde gerekli, gerçekçi bir fikirdi. Fakat günümüzün şartlarında Başkanlığın Türkiye için büyük bir tehdit oluşturacağını görüyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önce de Türkiye’nin sorunları vardı.

O zaman da sorunlar vardı. Devlet bürokrasiyle yönetiliyordu, şimdi danışmanlarla yönetiliyor. Dışişleri Bakanı, bakan, yanlış yaptığı zaman altındaki bürokratlar gelerek onu uyarıyordu. Şimdi sorumsuz bir Cumhurbaşkanı  var, her şeyi yalnız o belirliyor.

Meral Akşener bir beyanatında ‘’ben partinin başına geçersem başbakan olurum, MHP de tek başına iktidara gelir’’ dedi. Akşener iddia ettiği gibi partinin başına gelir mi, gelirse MHP tek başına iktidar olur mu?

Onu ben bilmem, Meral hanıma sormalısınız.

MİT TIR’ları durdurulduğunda tavrınızı net olarak ortaya koydunuz. ‘’Hükümetin planı ayrı olabilir ama devletin bekası için yapılan hiçbir şey kösteklenemz, MİT TIR’larını durdurmak vatana ihanettir’’ dediniz. Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi’nde MİT TIR’larının haberini yaptı, resimlerini afişe etti, yargılandı ve tutuklandı. Can Dündar’ın tutuklanması basının susturulması mı yoksa olması gereken midir?

MİT TIR’ları konusunda hala aynı fikirdeyim. Ancak Can Dündar’ın içeri atılmasının bu bağlamda bir mantığı yok. Yargılanabilirdi ama tutuksuz olması gerekiyordu. MİT Tırlarını Can Dündar durdurmadı, o haberini yaptı. Devlet sırrı denilen belgeleri sızdıranların üzerine gidilmeliydi. Gazetecinin eline belge geçti mi, babasını bile dinlemez. Gazetecilik böyle bir meslektir.

‘’Devlet içinde devlet olmaz, yargı içinde yargı olmaz.’’
Devlet içinde devlet olmaz, yargı içinde yargı olmaz. Devletin bir organı emir veriyor, sonra bir başka organı engelliyorsa orada anarşi var demektir.

‘’Hükümetin yaptığı doğrudur.’’
Hükümetin MIT Tırları konusunda yani Türkmenlere yardım yapması doğrudur. Başbakan ve Cumhurbaşkanı, silahların Türkmenlere gittiğini söylüyor.  Bence de öyle. Türkmenlere giden silahların önünü kesmek demek, onların elini kolunu bağlayıp öldürülmesini onaylamak demektir. Bu da hainlik demektir.

Kimi basın organları ve siyasiler, hiçbir kaynakları ve dayanakları olmadığı halde MİT TIR’larının IŞİD’e gittiğini iddia ettiler/ediyorlar.

Öyle bir şey var mı yok mu ben bilemem. Bizde ayıbı ifşa ederek siyaset yapmak ahlak dışıdır ama gelenek hale geldi.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Rusya ziyareti'nin perde arkasında PYD var
Selahattin Demirtaş’ın Rusya ziyaretinin perde arkasından Suriye’de oluşturmak istenen güvenli bölgeye karşı PYD’yi Fırat’ın batısına geçirme planı çıktı. Demirtaş, destek olmadan Cerablus’u ele geçirmek zor mesajı iletip yardım isteyecek.
'Dünün mazlumları bugünün zalimleri olmuş'
Sivil Düşünce muhabirimiz AK Parti Erzurum 5. sıra Milletvekili Adayı Abdurrahim Fırat ile röportaj gerçekleştirdi. Muhabirimizin, Türkiye'nin genel sorunlarından AK Parti icraatlarına, Erzurum'da gerçekleştireceği projelerden 'paralel yapı'ya kadar her alanda sorular yönettği Abdurrahim Fırat büyük bir samimiyetle cevaplandırdı.
‘’Güçlü liderler zamanında Türkiye gelişmiştir’’
Sivil Düşünce Genel Koordinatörümüz Semra Polat, Kanal5 Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Ünal ile gündeme ilişkin önemli bir röportaj gerçekleştirdi.
G.Coşkun: Halk AK Parti’nin hizmetlerini beğeniyor
Genel Koordinatörümüz Güldalı Coşkun’un seçim sonuçlarıyla ilgili ”aljazeera.net’e verdiği röportaj (30 Mart 2014 Seçimleri )
Prof.Dr.Şaban Ali Düzgün: “Ey insanlar! Hep birlikte barışı arayın”
Prof.Dr.Şaban Ali Düzgün İslam itikadını, cihad'ı, cihat yapmanın şartlarını ve gereklerini anlattığı röportajında, İslam dininde intihara asla cevaz olmadığının altını çizerek vurguladı.
''Aşk hali, sürdürülebilir bir hal değil''
Sivil Düşünce Haber Koordinatörü ve Milat Gazetesi yazarı Güldalı Coşkun ile gündemden bir nebze uzaklaşıp hayata dair konuları konuştuk; aşk, evlilik, sevgi, aldatmak üzerine... Keyifle okunacak samimi bir söyleşi oldu.. "Aşk hali, sürdürebilir bir hal değil"
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI